|
Yazarlar

Muhalefet blokunda İnce/Akşener krizi

04:00 . 6/06/2018 Çarşamba

Mehmet Acet

1976 yılında Taşkent’te doğan Acet, ilk ve orta tahsilini Taşkent’te tamamladı. İstanbul Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesinden mezun olan Acet mesleki kariyerine 1995 yılında TRT’ de staj yaparak adım attı. 1996 yılında Kanal 7 Dış Haberler Servisinde Muhabir olarak çalışmaya başladı. Bir yıl sonra Meridyen isimli dış politika programının yapımcılığını üstlendi. 1999 yılında Kosova’ dan savaş görüntülerini dünyaya geçen ilk gazeteci olarak ismini duyurdu. Daha sonra keskin bir dönüş yaparak diplomasi ve AB haberleri üzerinde yoğunlaştı. 2000 yılında Kanal 7’nin Brüksel temsilciliğini üstlendi. 1999 Helsinki zirvesinden 17 Aralık Brüksel zirvesine kadar uzanan süreçte AB - Türkiye ilişkilerini de ilgilendiren bir çok zirveyi yerinde takip etti. Son 7 yılda Orta Asya’ dan Amerika’nın batı yakasına kadar uzanan coğrafyayı gezerek bulunduğu ülkelerden haber ve dosya çalışmalarına imza attı. Kanal 7 Ankara temsilciliğine atanmadan önceki son çalışması Amerika’daki Ermeni Diasporası başlıklı dosya oldu. 2005 yılında Kanal 7’nin en genç yöneticisi olarak Ankara temsilciliğine atandı.

11 yıldır Kanal 7’nin Ankara Temsilciliğini yapan Acet, Kanal 7 ve Ülke tv de haftalık siyasi programlar yapmaya devam etmektedir.

İyi derecede İngilizce bilen Mehmet Acet evli ve iki çocuk babasıdır.

Mehmet Acet

Şu iki paragrafı arka arkaya okuduğunuzda, ikisi arasındaki 7 farkı bulabilecek misiniz bakalım…

“Sen genel başkan oldun. Aday olacak mısın? CHP’nin genel başkanı, doğal cumhurbaşkanı adayıdır. Kaçamaz. Yok böyle bir şansı. Yani, partiyi ben yöneteyim, ülkeyi başkası yönetsin. O zaman koltukta neden oturacaksın ki? Neden oturacaksın?”



“Sayın genel başkanım hep söylediniz. Parti başkanından cumhurbaşkanı olmaz. Parti üyesi cumhurbaşkanı olmaz. Bunu hep söylediniz. Ben de bu görüşünüze hep katıldım. 24 Haziran’da Allah’ın izni milletin isteğiyle cumhurbaşkanı olacağım.”

Beyanatların ikisinin de sahibi aynı kişi.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce...

Muharrem Bey, CHP’nin genel başkanlığı için Kemal Kılıçdaroğlu ile kurultay yarışına girdiğinde ilk paragraftaki cümleleri sarf ediyor.

“CHP’nin Genel Başkanı doğal cumhurbaşkanı adayıdır, kaçamaz” diyor.

İkinci açıklamanın ne zamana ait olduğunu tahmin etmiş olmalısınız.

Aynı güçlü ses tonuyla, aynı hararetle, Kılıçdaroğlu’nun “Gel bakalım buraya” diyerek cumhurbaşkanlığı adaylığını anons ettiği gün söylendi o laflar.

Yine Muharrem İnce tarafından.

“Ben de bu görüşünüze hep katıldım” dememiş olsaydı, iki görüş arasındaki zıtlık açısını 180 dereceye kadar çıkarmak mümkün olmayabilirdi belki.

Ama öyle işte.

İsterseniz ben aradan çekileyim, aynı sözleri birkaç defa daha okuyup kararı kendiniz verin.

“Gariban, dürüst, ilkeli, dobra dobra, sözünün eri” gibi kalıplara kendisini sokuşturarak seçmenin karşısına çıkma çabası içinde olmak, her cumhurbaşkanı adayının rüyalarını süslese de, bu tür çelişkiler ortaya çıktığında ortaya kocaman bir ‘inandırıcılık’ sorunu çıkıveriyor.

Neyse bunu geçelim.

UFUKTA İNCE/AKŞENER
KAVGASI GÖRÜLÜYOR

Bugün esas daha çok, cumhurbaşkanlığı seçimlerini ikinci tura taşıyarak Erdoğan’ın rakibi olma iddiasını dillendiren iki aday, Muharrem İnce ve Meral Akşener arasında ciddi anlamda tırmanma emareleri gösteren gerilimden söz etmek istiyorum.

Gerilimin çıkış noktası, Muharrem İnce’nin parlamenter sisteme dönüş için 2 yıllık bir ‘restorasyon sürecinden’ söz etmiş olması.

Bu, Millet İttifakı’nı oluşturan paydaşlar arasında, ama özellikle İyi Parti’de ciddi bir rahatsızlık uyandırdı.

Bu rahatsızlık aleni bir şekilde kamuoyu önüne de taşınmış oldu.

İyi Parti’nin Genel Sekreteri ve Parti Sözcüsü Aytun Çıray tarafından.

Şu ifadeler Çıray’ın kendisine ait:

“Sayın Genel Başkan Akşener gördü ki; bu seçim kampanyası sanki olağan bir seçime gidiliyormuş gibi, sanki parlamento seçimiymiş gibi, başbakan seçilecekmiş gibi, sanki uzun süreli icraat hükümeti çıkacakmış gibi bir kampanyaya dönüştü. Yani prensip zemininden kaydı.”

Bu durumda, birkaç gün önce Akşener’in Kılıçdaroğlu ile buluşmasının da ‘İttifak ruhu bozuluyor’ gündemli bir görüşme niteliğine dönüştüğünü düşünebiliriz.

ASIL MESELE HAVUZDAKİ
ORTAK OYLAR

Tabii, asıl mesele daha da başka.

Sanki Akşener cephesinde İnce’nin aday olarak çıkmasıyla daha başka bir oyun planı bozulmuş gibi oldu.

Şöyle ki:

Akşener, İnce aday olmadan önce CHP tabanında ciddi bir sempati halesi oluşturmuştu.

Anketlerde, yaklaşık yüzde 5’lik bir seçmen kitlesinin CHP’nin güvenli limanından ayrılıp, İyi Parti’ye yöneldiği görülüyordu.

Özellikle ulusalcı CHP’liler Akşener’i “İşte özlenen aday” coşkusuyla karşılamaya başlamıştı.

Ancak, İnce’nin aday olmasıyla bu oylar eski adresine geri yönelmeye başladı.

Çünkü bu iki isim de aynı tip söylemlerle, ancak aynı havuzdaki bir seçmen kitlesine hitap ediyordu.

Kabaca yüzde 35’lik bir kitleden söz ediyorum.

Yani, İnce ve Akşener, bu yüzde 35 içinden alabilecekleri kadar oy alıp ikinci olma hesapları yapıyordu.

Bu mantık üzerinden gittiğimizde İnce ve Akşener’in aslında birbirleriyle yarıştıkları gibi bir sonuca ulaşıyoruz.

Soru şu:

Seçimlere 17 gün kala, bu gerilim ne kadar taşınabilir?

Tam da millet nihai kararını vermek üzereyken çanak çömlek patlarsa, o zaman sahi ne olur sizce?

#CHP
5 yıl önce
default-profile-img
Muhalefet blokunda İnce/Akşener krizi
Kasabaya ne oldu?
Bugünden itibaren Türkiye’nin tek gündemi depremdir
Deprem ve uluslararası yardım
Bunu da aşacağız…
Yüzyılın felâketi