Son altı haftadır sizleri günübirlik popüler ekonomi tartışmalarının alışılmış rotasının dışına çıkarmaya çalışıyorum. Çünkü Türkiye’de yıllardır aynı başlıkları konuşuyoruz: faiz, kur ve enflasyon... Fakat bunlar sonuç. Çok net görüyoruz ki kalkınmanın asıl hikâyesi bu üç kelimenin dışında yazılıyor. İşte bu yüzden altı haftadır birlikte Güney Kore’ye gittik, Amerika’yı inceledik, Toyota’nın fabrikalarına girdik. Bu hafta ise dünyanın en zengin teknoloji vadisinin doğduğu ana gidiyoruz.
1957 yılı...
Dünyanın en parlak sekiz mühendisi aynı gün istifa etti.
Patronları öfkeliydi.
Gazeteler daha da acımasızdı.
Onlara “Traitorous Eight”, yani “Hain Sekizli” adını verdiler.
O gün kimse bu sekiz kişinin tarihin akışını değiştireceğini tahmin etmiyordu.
Çünkü ayrıldıkları kişi sıradan bir iş insanı değildi.
William Shockley, transistörün mucitlerinden biriydi ve Nobel Ödülü sahibiydi. Böylesine büyük bir bilim insanının yanında çalışmak, genç bir mühendis için hayalin ötesindeydi.
Peki neden ayrıldılar?
Çünkü büyük bilim insanı olmak, her zaman büyük lider olmak anlamına gelmiyordu.
Shockley son derece otoriterdi. Çalışanlarına güvenmiyor, bütün kararları tek başına almak istiyor, hatta bazı çalışanlarını yalan makinesiyle test ettirdiği bile anlatılıyordu.
Sonunda sekiz mühendis kapıyı çekip çıktı.
Gazeteler buna ihanet dedi.
Tarih ise başka bir isim verdi:
Silikon Vadisi’nin doğumu.
Sekiz mühendis kısa süre sonra Fairchild Semiconductor adlı yeni bir şirket kurdu.
İşte asıl hikâye bundan sonra başladı.
Fairchild yalnızca yarı iletken üretmedi.
Kurucu yetiştirdi.
Robert Noyce ve Gordon Moore ayrılıp Intel’i kurdu.
Jerry Sanders ayrılıp AMD’yi kurdu.
Başkaları National Semiconductor’u kurdu.
Ardından onlarca yeni teknoloji şirketi...
Öyle ki Silikon Vadisi’nde yeni bir kavram doğdu:
“Fairchildren.”
Yani “Fairchild’ın çocukları.”
Bir şirket artık yalnızca ürün üretmiyordu.
Yeni şirketler üretiyordu.
Elbette bütün bunlar tesadüfen aynı bölgede gerçekleşmedi.
Bu şirketlerin neredeyse tamamı Stanford Üniversitesi’nin çevresinde doğdu. Stanford o yıllarda yalnızca mühendis yetiştirmiyor; araştırmayı sanayiyle buluşturuyor, öğrencilerini şirket kurmaya teşvik ediyor ve yüksek teknoloji firmalarını kampüsünün çevresinde toplamaya çalışıyordu.
Silikon Vadisi bir şehir değildi.
Adım adım kurulmuş bir ekosistemdi.
Stanford’un bu hikâyedeki görünmeyen rolünü ise önümüzdeki hafta ele alacağız.
Geçen hafta Toyota’nın kendi tedarikçilerini geliştirerek Denso, Aisin ve daha birçok küresel şirketin doğmasına nasıl zemin hazırladığını anlatmıştık.
Bu hafta ise aynı ilkenin teknoloji dünyasındaki karşılığını görüyoruz.
Demek ki güçlü ekonomilerin ortak özelliği değişmiyor.
Başarı, tek bir şirkette birikmiyor.
Ekosistemin tamamına yayılıyor.
Silikon Vadisi’nin en büyük başarısı Apple değildi.
Intel de değildi.
Google hiç değildi.
Onların hepsi sonuçtu.
Asıl başarı; bir şirketin yeni şirketler doğurduğu, o şirketlerin yeni girişimciler yetiştirdiği ve başarının bütün ekosisteme yayıldığı sistemi kurabilmekti.
Geçen hafta Toyota’nın otomobil üretmekten çok daha fazlasını yaptığını, Denso ve Aisin gibi yeni şirketlerin doğmasına nasıl zemin hazırladığını konuşmuştuk.
Bu hafta ise aynı ilkenin teknoloji dünyasındaki karşılığını görüyoruz.
Toyota tedarikçi yetiştiriyordu.
Silikon Vadisi girişimci yetiştiriyordu.
Çünkü güçlü ekosistemler ürün üretmez; yeni üreticiler üretir.
İşte kısaca MSEM diye adlandırdığımız (Milli Stratejik ekosistem modeli) peşinde olduğu fikir tam da budur.
Türkiye’de hangi şirket, kendisinden daha büyük on şirket doğurdu?
Belki de artık kalkınmayı konuşurken önce bu soruya cevap aramalıyız.
Çünkü bugüne kadar çoğu zaman küçük kazanımların peşinden koştuk.
Faizi konuştuk.
Kuru konuştuk.
Enflasyonu konuştuk.
Peki hiç kendimize şu soruyu sorduk mu?
“Yirmi, otuz, elli yıl sonra Türkiye nasıl bir üretim ekosistemine sahip olmalı?”
Yoksa hep “küçük olsun, benim olsun” mu dedik?
Seçtiğimiz hükümetlerden yalnızca bugünü kurtarmalarını mı istedik?
Artık günü kurtaran beklentiler yerine, asrı şekillendirecek stratejileri konuşmanın vakti gelmedi mi?


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.