Yazarlar Bu iş çözülecekse yine Trump ile çözülecek

Bu iş çözülecekse yine Trump ile çözülecek

Mehmet Acet
Mehmet Acet Gazete Yazarı

24 Kasım 2017 tarihine gidelim…

ABD’de Trump’ın işbaşına gelmesinden sonra ikili ilişkilerdeki bunalımı aşma amacı taşıyan, o güne kadarki en kapsamlı telefon görüşmesine.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Mehmet Acet : Bu iş çözülecekse yine Trump ile çözülecek
Haber Merkezi 29 Ağustos 2018, Çarşamba Yeni Şafak
Bu iş çözülecekse yine Trump ile çözülecek yazısının sesli anlatımı ve tüm Mehmet Acet yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Hani, Beştepe’den servis edilen, telefon görüşmesinin yapılmakta olduğu anları yansıtan o fotoğraf karesi vardı ya, onu kastediyorum.

Görüşmeye dair kamuoyuna yansıyan üç beyanat vardı.

O günün Washington sabahında Trump bir twit atıp, “Erdoğan’la Ortadoğu’ya barış getirme meselesini konuşacağım. Bu işi çözeceğim ama en başında hayatlar ve 6 trilyon dolar kaybetmemiz hataydı” dedi.

Görüşme yapılıp bittikten sonra Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bir twit attı, “Trump ile verimli bir görüşme gerçekleştirdiklerini” duyurdu.

İçeriğe dair biraz daha detaylı açıklama fotoğraf karesinde yer alan 6 kişiden biri olan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’ndan geldi.

O da, “Trump’ın artık YPG’ye silah verilmeyeceğini Cumhurbaşkanı Erdoğan’a söylediğini” dile getirdi.

9,5 ay sonra o görüşmeyi hatırlamamızın nedeni, bir takım dikkat çekici bilgilere bugünlerde ulaşmış olmamız.

Şöyle ki;

Görüşmenin başında Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump’a, ikili ilişkileri zehirleyen kriz konularından birini hatırlatarak söze giriyor.

“Sayın Başkan PYD’ye verdiğiniz silahlar meselesi ne olacak?” diye soruyor.

Trump, gökyüzünden gezegenimize yeni inmiş bir uzaylı gibi cevap veriyor:

“Ne silahı? Bu silahları parasız mı alıyorlar? Olmaz böyle bir şey. Bu işi durdurmaları için hemen talimat veriyorum!”

Para konusu görüşmenin devamında bir kere daha gündeme geliyor.

Bu defa Trump Erdoğan’dan ricacı oluyor:

“Lütfen bu S-400 meselesinden vaz geçin” diyor.

Bunun üzerine Erdoğan, Patriot hatırlatmasında bulunuyor.

“İyi ama bizim acil hava savunma sistemine ihtiyacımız var. Parasıyla almak istediğimiz halde, bize Patriot füzelerini satmaya yanaşmadınız” diyor.

Peki, bu sözlere Trump nasıl karşılık vermiş olabilir?

Erdoğan Ankara’nın bu haklı serzenişini ilettikten sonra konuşmanın ilgili bölümü şöyle ilerliyor:

Trump: Siz bu Patriot füzelerini parayla mı satın almak istemiştiniz?

Erdoğan: Elbette...

Trump: Ben bunu bilmiyordum. Şimdi McMaster’a (Dönemin Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı) hemen söylüyorum. Gerekeni yapacaktır.

Görüşmenin devam eden günlerinde “Türkiye ile ABD yetkilileri arasında Patriot görüşmeleri yapılıyor” şeklinde çıkan haberlerin çıkış noktası da görüşmede söylenenler olmuş demek ki.

Tabii o görüşmelerden şu ana kadar herhangi bir sonuç çıkmış değil.

Orası ayrı bir konu.

Biz asıl Trump’ın o gün yapılan telefon görüşmesinde takındığı bu tutumunu anlamlandırmaya dönük bir takım fikir egzersizleri yapmalıyız.

Akla ilk gelen birkaç seçenek sıralayabiliriz:

-Birinci şık; Aslında Trump’ın kendisi de, liderlik ettiği yönetimin Türkiye’ye karşı haklı bir pozisyonda olmadığının farkında olduğu için, ikili ilişkilerdeki kriz konularını ‘Bilmiyormuş’ havası takınmış olabilir.

-İkinci şık; Bildiği halde, gerçekten inisiyatif kullanma niyetinde olduğu için konuya başka bir yerden yaklaşmak istemiş olabilir.

-Üçüncü şık; Genel yönetim tarzının bir parçası olarak her şeye ‘para odaklı’ baktığını muhatabı Erdoğan’a da göstermek istemiş olabilir.

Trump’ın Japonya’ya, Almanya’ya, Meksika’ya, Kanada’ya, Çin’e posta koymasının arka planında da meselelere salt ‘para odaklı’ bakıyor olması yok mu?

Peki, bu hikayeden, 9,5 ay sonra yani bugünlerde yaşanmakta olan kriz ortamına merhem olabilecek bir ders çıkartılabilir mi?

En azından adamımızı biraz daha tanımış olduk.

Bu da bir şey…

Rahip Brunson meselesine Trump’ın para üzerinden olmasa da işin başka bir yerinden ama yine Amerikan halkının gönlünü okşayacak şekilde yaklaştığını biliyoruz.

İlkinde, “Bakınız ben Amerikan vergi ödeyicilerinin parasının nasıl arkasında duruyorum” mesajı çıkıyorsa, ikincisinden, “Bakınız ben adamımızı nasıl ülkeye getirdim” duygusuna oynama hali kendisini belli etmiş oluyor.

Trump’ın bu halleri, nobranlığı, ahlaki zafiyetleri meselesinin bir kısmına tekabül ediyor.

Ama ‘papaza kızıp orucu bozmanın’ yanlışlığı çıkar odaklı ikili ilişkiler bağlamında da dikkate alınabilir.

Brunson krizinin patlak verdiği günden beri, Erdoğan ve Trump’ın karşılıklı sert bir polemiğe girmemiş olması, ikisinin de kapıyı sert bir biçimde çarpıp odayı terk etmek istemediğine işaret ediyor.

İngilizce yayınlanan Daily Sabah gazetesinin Washington muhabiri Ragıp Soylu, Trump’ın verdiği son röportajlardan birinde, “Erdoğan ile iyi bir ilişkim var. Fakat rahip Brunson yüzünden beni yüz üstü bıraktı. Mesele bence iyi bir şekilde çözülecek” dediğini aktarıyor.

Sözlerine kıymet verdiğim bir dostumun sözlerinden aldığım cesaretle şu kadarını da ben söyleyebilirim:

Bu işin içinden çıkmanın yolu yine de Trump kanalını iyi kullanmaktan geçiyor.

Washington’u üs tutup Türkiye’ye karşı, Tayyip Erdoğan’a karşı sinsice senaryolar yazıp oynayan çakallara karşı, Trump üzerinden yürümek, kendisini “Türkiye ile ilişkilerimiz neden sorunlu” diye yakındığı bir önceki Türkiye pozisyonuna zorlamak.

Kast ettiğim bu.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.