
Uzunca bir süredir verdiği yaşam mücadelesinden Pazar gecesi yenik ayrılan Bülent Ecevit, hiç şüphesiz ki, Türk siyasi tarihinin önemli isimlerinden biri idi. Geçmişte bu sütunda onu, özellikle 28 Şubat sonrası iktidar olduğu dönemde yaptıkları ile eleştiren onlarca yazı yayınladık.
Şartlar insanları, kimi zaman inanmadıkları şeyleri yapmaya zorlarmış. O günlerde Ecevit''in, bu ülkenin başbakanı olarak takındığı tavrı yadırgamış, demokratik olmayan süreçlerde halkın yanında değil, bilakis halkın taleplerine karşı duruşuna şahit olup şaşırmıştık. Oysa Ecevit''in o günlerde kamuoyuna pek yansımayan kimi tutumları, 28 Şubat''ın zararlarını kısmen telafi etmeye yönelikti.
Aslında şaşkınlığımızın haklı bir gerekçesi vardı. Ardından yazılan yazılardan da anlaşılacağı gibi, Ecevit aslında askeri rejim karşısında demokrasiyi, baskıcı sol karşısında milliyetçi solu temsil etmişti hep. Dahası, bu konumunu ilan ettiği yazıları vardı.
Aşağıda, bundan 7,5 yıl önce yazmış olduğum ve bu yazıyla aynı başlığı taşıyan bir yazıdan alıntılar var. O yazıyı, Ecevit''in, daha parti başkanlığı dahi gündemde değilken, Türkiye Günlüğü dergisinde yayınlanmış bir makalesi üzerine kaleme almıştım:
Kuruluşunun 700. yılı münasebetiyle şu günlerde her fırsatta mercek altına aldığımız Osmanlı''yla alakalı olarak karıştırdığım malzemeler arasında beni şaşırtan bir isimle karşılaştım. Şaşkınlığım, bundan dokuz yıl öncesinin Türkiye Günlüğü dergisinde, üstelik “Osmanlı Tarihi ve Toplum Yapısı Tartışmaları” gibi bir mevzuda, Halil İnalcık''tan İlber Ortaylı''ya, Ahmet Akgündüz''den Mehmet Ali Kılıçbay''a konularında uzman yazarların arasında Bülent Ecevit isminin de yer alışındandı.
…
“Ne zaman ki kendilerini ''ilerici aydın'' olarak tanımlayan veya ''solcu'' olduklarını söyleyen kesimler ve genellikle Türk seçkinleri, 27 Mayıs''ı da, 12 Mart''ı da, 12 Eylül''ü de bir kefeye koyarlar ve bunlardan herhangi birini mazur veya haklı gibi görüp göstermekten vazgeçerler, ben ancak o zaman, Osmanlı toplumsal kültüründen gelen ve kalıtım yoluyla Cumhuriyet çağına ... geçen askercilik eğiliminin kökünden kuruduğuna inanıp sevinebileceğim.”
“Ecevit, bu sözleri “Askeri Müdahale Partizanları” alt başlıklı bölümünde yazmış. Bu bölümde Ecevit, gerekçesi ne olursa olsun bütün darbeleri ve müdahaleci çıkışları eleştiriyor. Ecevit, “Reform Çizmecileri” alt başlıklı kısımda ise, 12 Mart döneminin reformcu darbecilerini destekleyenleri kast ederek, “O aşamada sosyal reformların askerlerden beklenemeyeceğini; üstelik reformlar için askerlere umut bağlamanın demokratlıkla bağdaşmadığını düşünemiyor ve kabul edemiyorlardı... Nitekim, askerlerden reform bekleyerek müdahaleyi alkışlayanlar, birkaç haftaya kalmadan ağır bir hayal kırıklığına uğrayacaklardı,” diyor.
…
Bakın o Ecevit laiklik ve irtica hakkında ne diyor: “...kimi ilerici aydınlarımız, laikliğin elden gideceği kaygısına kapıldıkça, demokrasiye büsbütün sarılacak yerde, zinde güçlerden medet ummaya başlarlar. Zinde güçlerse ne zaman demokrasiye ara verip yönetime el koysalar, laiklik büyük tahribata uğramaktadır.”
İleride 28 Şubat''ın bir dökümü yapılacak. Tarih muhtemelen bu dönemi, Türkiye''nin iktisaden ve toplumsal olarak bir on sene geriye taşındığı bir dönem olarak kayda geçecek. Ecevit''in bu sürece ne ölçüde katkı sağladığını ya da sürecin zararlarını ne ölçüde azalttığını ise muhtemelen hiç bilemeyeceğiz.
Ben şahsen Ecevit''i yukarıda alıntıladığım yazısıyla hatırlamak istiyorum
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.