Muhacir, Muallim ve Müteşebbis

00:006/01/2008, Pazar
G: 29/08/2019, Perşembe
Mustafa Özel

Sabahattin Zaim muhacir, muallim ve müteşebbis idi. ANLAYIŞ Dergisi''nin Ocak 2008 sayısına yazdığım yazının özetini sunuyorum.Muhacir, hicret eden. Hicret dar anlamda göç etmek, doğup büyüdüğü toprakları terk edip başka bir yerde yaşamaktır. Daha derin anlamdaysa, ulvî bir gaye uğruna, ayak bağlarımızdan kurtulmak; gerçek hürlüğü tatmaktır. Sabahattin Zaim, kendisiyle yapılan bir söyleşide "Göçmen değil muhacirim" derken bu gerçeğe işaret ediyordu. Göçmenlik edilgen, muhacirlik etken bir ruh halidir.

Sabahattin Zaim muhacir, muallim ve müteşebbis idi. ANLAYIŞ Dergisi''nin Ocak 2008 sayısına yazdığım yazının özetini sunuyorum.

Muhacir, hicret eden. Hicret dar anlamda göç etmek, doğup büyüdüğü toprakları terk edip başka bir yerde yaşamaktır. Daha derin anlamdaysa, ulvî bir gaye uğruna, ayak bağlarımızdan kurtulmak; gerçek hürlüğü tatmaktır. Sabahattin Zaim, kendisiyle yapılan bir söyleşide "Göçmen değil muhacirim" derken bu gerçeğe işaret ediyordu. Göçmenlik edilgen, muhacirlik etken bir ruh halidir. Göçmen geride bıraktığı yurdunu özler; muhacir hakiki yurdun yolunu gözler.

TDV İslam Ansiklopedisi, hicreti "kişinin herhangi bir şeyden bedenen, lisanen veya kalben uzaklaşması" olarak tarif ediyor. Her ne kadar günlük dilde bedensel terke vurgu yapılıyorsa da, bence Zaim Hoca''nın "Göçmen değil muhacirim" ifadesinde hicretin kalbî yönüne yapılan vurgu daha ağır basıyor. Muhacir, Mekke''den Medine''ye gidiyor gözükebilir. Fakat varmak istediği nihaî menzil Medine değildir. O yollar, yolcusunu ötelere taşıyor:

Mekke''yle Medine arası yollar

Çizik çizik, hasret yarası yollar

Vardığı her nokta yine başlangıç

Gitgide Allah''a varası yollar

Mekke''yle Medine arası yollar

Muteber ve Mutedil Müteşebbis

Mümin Muhacir Sabahattin Zaim, 1950 sonrası Türkiyesi''nin birçok önemli girişiminin anahtar kişisiydi. Bunların birkaç tanesini sayacak olursak: Milli Türk Talebe Birliği, İlim Yayma Cemiyeti, Türkiye Milli Kültür Vakfı, Aydınlar Ocağı, Milli Prodüktivite Merkezi, Sakarya Üniversitesi, Saraybosna Üniversitesi, Hak-İş, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD), İş Dünyası Vakfı, Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı… İşadamı, işçi, öğrenci, öğretmen; bunların hepsi için sözüne kulak verilir saygın bir insandı Sabahattin Zaim. Ahmet Vefik Paşa''nın iyi bir yöneticide aradığı 24 Mim''li niteliğin onda cem olduğuna Türkiye''de üç nesil şahittir:

Muteber (Saygın), Mutena (Seçkin), Mutedil (Ilımlı), Mu''tezim (Azimli), Muafi (Bağışlayıcı), Muvakkit (Zamana Duyarlı), Muvaffak (Başarılı), Muzaffer (Galip), Müdebbir (Tedbirli), Müeyyid (Disiplinli), Mütefekkir (Düşünür), Müferrih (Güleryüzlü, Ferahlatan), Muhibb (Sevgi dolu), Mükrim (Cömert, İkramcı), Mültefit (İltifat Eden), Mümeyyiz (İyiyi Kötüden Ayırabilen), Münevver (Aydın), Mübeşşir (Müjdeleyici), Mübeccel (Yüceltilmiş), Muvahhit (Tek Allah''a İnanan), Mücerrib (Tecrübeli), Müfarik (Fark Edebilen), Müheyya (Hazır Olan), Müceddid (Yenileyici).

Niçin bu kadar faaldi? Çünkü ülkesinin kuşatma altında olduğunu derinden hissediyordu. Bu fikrî ve manevi kuşatmayı genç nesillere şöyle izah ediyordu:

"Amerika''da bulunduğum sıralarda, bir kilisede Hindistan''dan gelen bir misyoner Protestan papazın konuşmasını dinlemiştim. Bu zat önce İslam''ı tarif etti, sonra da Hindistan''daki Müslümanlara temas etti. ''Bu insanlar karanlıktadır. Bize yardım edin, bu insanları uyandıralım'' demek istiyor ve para talep ediyordu. Dinleyicilerden biri ''Siz o ülkede kaç Müslüman''ı Hıristiyan yaptınız?'' diye sordu. Misyonerin verdiği cevap gayet manidardı: ''Çalıştığımız bölgelerde belki çok az kimseyi, belki hiç kimseyi Hıristiyan yapamadık, fakat üzerinde çalıştığımız bu bölgedeki insanların artık hiçbiri Müslüman değil!'' Batı''nın yaptığı şey, Müslüman ülkelerdeki halkı İslamiyet''ten uzaklaştırmak, değerlerinden koparmaktır."

Sabahattin Zaim bereketli ömrünü temelde bu kopuşla, bu şuursuzlukla mücadeleye hasretti. Yazdı ve yazdıklarını harfiyen yaşadı. İslam''ın bu ülkede doğru anlaşılması ve dosdoğru yaşanması, onun için cihad-ı ekber idi. Nefsini o kadar dizginlemişti ki, herkes ona bakarak büyük cihad ile insan-ı kâmil arasındaki bağlantıyı keşfediyordu.

Şifahî Geleneğin Son Halkası

Öğretmen Sabahattin Zaim geniş hazırlıklı bir nazariyat adamı değildi. Fakat geniş irfanı kendisine derin bir nazar kazandırmıştı. Yazarken aslında yazmıyor, konuşuyordu. Belki onu şifahî bilgi geleneğimizin son büyük halkası sayabiliriz. İşaret Yayınları''nın yayımladığı üç ciltlik külliyatı, teoriden çok bir terbiye kaynağı telakki edilmelidir. Zihnimizden ziyade yahut onunla beraber, ruhumuzun terbiyesi.

Sabahattin Zaim için yazmak, kalbi hakikate ısındırmak demekti. Sanki bütün öğrencilerinin gözlerinin içine bakarak yazıyordu. Yahut siz kitabı okurken, hocayla göz göze geldiğinizi hissediyordunuz. Kelimeleri ruhumuza nakışlar çiziyordu. Konuşmasının da sağaltıcı, şifa verici bir niteliği vardı. Diz dize oturup da yüzüne baktığım zaman, işte bir ''şeyh'' böyle olmalı diyordum içimden. Mütemadiyen gülümsüyordu. Hakikate ermenin verdiği huzur, ülke gerçeğinin yarattığı sızının o kadar üzerindeydi ki, onda ne üstadı Necip Fazıl''ın hırçınlığına, ne kendisinden daha mütefekkir Cemil Meriç''in isyanına rastlardınız. İnanmış ve (dünyevî) hayat gerçeğinin ötesine geçmişti.

Muhacir Muallim, geleneksel dindardı. Varlığa susamıştı. Ufka koşuyor, ufukla beraber koşuyordu. Yazıyı, başlarken olduğu gibi, onun da gönülden sevdiği Necip Fazıl''ın şiiriyle noktalayalım:

Elinde alamet

İzinde selâmet

Tek isim: Muhammed

Ne bir harf, ne kelâm

Esselâm, esselâm…