
Güven Erkaya vefat etti. Elbette, ölünün arkasından konuşmak, söylenmek, sövmek saymak doğru değil. En azından ardında kalan yüreği acılı ailesini düşünmek gerekir.
Ama, "Hakkımızı helâl etmiyoruz" denilebilir. Nitekim her cenaze kaldırılırken, cemaatten helâllık istenir. Kul hakkı, İslâmiyet''te çok önemlidir ve eğer iddia edildiği gibi Güven Erkaya, BÇG''nin kurucusu, 28 Şubat''ın mimarı, "cadı avının" önderi ise, bu süreçte okuldan atılan, okulu kapanan, yargılanıp haksız yere mahkûm edilen bir çok kişinin Erkaya''ya haklarını helâl etmemelerinden doğal ne olabilir?
Hürriyet yönetimi, Akit''in "Hakkımızı helâl etmiyoruz" manşetini, bu yayın organına Müslümanlık ve gazetecilik dersi vermek için vesile bilmiş. Akit''in, kimi zaman fazla sert ve hırçın olan üslubunu onaylamadığımız günler olmuştur. Ama Hürriyet yayınlarının, kışkırtıcılıkta, kasıtlı habercilikte, Akit''in fersah fersah ötesinde bir tahribatın mimarı olduğunu red''etmek hiç mümkün mü?
Refahyol''un ağır saldırıya uğradığı günlerde "Silâhsız kuvvetler" diye manşet atmıştı Hürriyet. Sivil toplum güçlerini göreve çağıran bu manşetin tasarlayıcısı da Güven Erkaya imiş. (Hürriyet, Sedat Ergin, 25 Haziran 2000)
Refahyol yıkılınca "Silâhsız kuvvetlerin" zaferini (!) gene hep birlikte kutlamışlardı. Demirel''in telefon edip "Silâhsız kuvvetler başlığını fevkalâde anlamlı buldum. Bu gazeteyi çerçeveletip as, çocuklarına miras bırak" dediğini İsmet Solak yazıyor. (26 Haziran 2000 Hürriyet)
Gerçekten Refahyol''u yıkan silâhsız kuvvetler miydi? Yoksa, Güven Erkaya, Çevik Bir ve daha bir kaç kişi, basındaki uzantılarıyla sıkı temas kurup, psikolojik savaşın bir parçası olarak, kamuoyunu irtica tehdidine mi yönlendirmişti?
"Bir general dedi ki" gibi, asker şapkası altına gizlenen manşetleri hatırlayalım.
"Brifing gazeteciliği" halâ hafızalarımızda taptaze.
Neydi ortaya atılan o yalanlar:
İmam Hatipler''de, "Atatürk deccal" diye bir yemin ettiriliyor:
"Ben Muhammed Müslüman ümmetindenim. Türkiye dinsiz, laik bir memleket haline gelmiştir. Hayatımı Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma, Türkiye''yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek için mücadele edeceğime, Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime, kısa zamanda ümmet esasına dayanan şeriat devletinin kurulması için çalışacağıma, dinim, Allah''ım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ederim"
Sonradan, iddianın, 1966''da, MİT kaynaklı olarak, gazeteci İlhami Soysal tarafından ileri sürüldüğü ve Niyazi Köymen ile İlhan Arsel''in kitaplarında, İmam Hatipler''i yıpratmak için aynı iddiayı tekrarladığı anlaşıldı. 1996''dan beri bu iddia belgelenememiştir.
Ya Genelkurmay tarafından açıklanan "Refah''ın 2005 planı!!!"
28 Şubat''ın o en sıcak günlerinde Genelkurmay -herhalde gene Güven Erkaya''nın çabaları ile- bir broşür yayınlamıştı. Bu broşürde, 2005 yılında İmam Hatipler''den, Kur''an kurslarından, cemaat okullarından ve İlahiyat Fakülteleri''nden yetişen ilâve 6 buçuk milyon seçmenle, 2005 yılında, Refah''ın oy oranının % 66.9''a ulaşacağı, böylece dine dayalı bir devlet kurulabileceği iddia ediliyordu.
(Sanki, her dinî eğitim alan kişi Refah seçmeni idi! Sanki, genel liselerden ve diğer meslek okullarından, İlâhiyat dışı üniversitelerden hiç seçmen yetişmiyordu! Sanki, genel orta ve lisede okuyan her 100 gence, ancak 6 İmam Hatipli denk gelmiyordu!)
Psikolojik savaşın bir parçası olarak yalanlar ortaya atılıyor ve "brifing gazetecileri" gerçek dışı bu haberleri yayınlayarak gönüllü destek sağlıyordu.
Aynı şekilde "irticacı" denilen "yeşil sermaye"ye karşı da savaş açıldı. Genelkurmay''ın yayınlanan listesinin, satır satır Faik Bulut''un kitabından alındığı, sonradan ortaya çıktı.
İşte Güven Erkaya, bize hep bu gibi olayları hatırlatıyor. Ve tabii, sendikacısından, gazetecisine, politikacısına kadar herkesin izlenmesi talimatını askerlere verdiğini de unutmuyoruz. Eşinin başı bağlı mı, evinde biblo var mı, hangi gazeteleri okuyor, ibadete düşkün mü vs...
Bu fevkalade gizli tamimin ortaya çıkmasıyla, Batı Çalışma Grubu''nun ipliği de pazara çıkmıştı. Onbaşı Sarmusak ile dönemin Emniyet İstihbarat Başkanı Bülent Orakoğlu yargılandılar.
Orakoğu savunmasında Polis Vazife ve Selâhiyet Kanunu''nun ek 7''nci maddesine dayandı: "Cumhuriyete ve rejime yönelik hazırlıkları tesbit edip âmirlerimize bildirmek bize verilen bir görevdir" dedi ve beraat etti.
Güven Erkaya''ya Allah''tan rahmet diliyoruz. Ama herkes, Hürriyet gazetesinin üslubuyla rahmetliye yaklaşmak zorunda değil.
"Vatan sana minnettar", "Ansiklopedi gibi komutandı", "Yürekli insandı" vs...
Onların mukaddeslerini (!) hepimiz paylaşmak zorunda mıyız?
Nedir bu mukaddesler? Enerji ihaleleri, Mesut Yılmaz... menfaatleri perdelemek için kullanılan laiklik ve Atatürkçülük mesajları.
Akit''e dürüst gazetecilik dersi verenlere bir bakınız.
Bazı sütunları, insanları karalama kampanyası gibi kullanırlar. Sonra da hiçbir açıklamanızı yayınlamazlar. Cevap hakkına saygı göstermezler. Kâh yargısız infaz yaparak, size ve yakınlarınıza "dolandırıcı" derler, kin kusarlar.(1) Kâh kendi ajanlıklarını bir iftira kampanyasının ardına gizlemeğe çalışırlar.
Temiz toplum kampanyası açarlar. "Çetelerle savaşalım" diye yazıp çizerler. Ama, Meclis Mesut Yılmaz''ı Yüce Divan''a göndermeyince sözde "istikrar" adına zil takıp oynarlar.
Kıbrıs çıkarmasında, Güven Erkaya Kocatepe muhribinin komutanıydı. Gemiyi bombalayan pilotun ifadesine göre, Kocatepe, Deniz ve Hava Kuvvetlerinin mutabık kaldıkları koordinatların dışına çıkmıştı. Bu yüzden Hava Kuvvetleri gemiyi teşhis edememişti. Pilot önce bir uyarı ateşi yapmıştı. Aşağıdan Türkçe küfürler gelince, gene Hava Kuvvetleri''ni uyarmış, Hava Kuvvetleri: "Tesbit edilen koordinatların dışındadır. Bizim gemimiz olamaz, bombala" talimatını vermiştir.
İşte Güven Erkaya deyince 28 Şubat''ın yanı sıra, koordinatların dışına çıkan Kocatepe muhribi, yani bu "ağır ihmal" de aklıma geliyor.
"Mukaddesler" deyince hatırlayıverdim.
Ardahan''ın Yukarı Gündeş köyünde, "Atatürk''ün izinde ve gölgesinde Damal şenlikleri" düzenleniyor.
Hürriyet, güneş batarken, dağın gölgesinin Karadağ yamaçlarına düşmesini "Atatürk''ün mucizesi" olarak değerlendiriyor. "Bu yıl da, mucizevi olay gerçekleşirken, askeri bando, marşlar çaldı" diye yazıyor.
Dağın gölgesi neden mucize sayılsın? O gölge, Atatürk kadar Çevik Bir''e de benzemiyor mu? Çenesi, Sakıp Sabancı''yı bile andırıyor.
En büyük mucize, 21''inci yüzyılda, Atatürk''ün gölgesine selâm durup, marşlar çalmak bence. Mucizevi bir ilkellik örneği.
Militarizm ile şamanizm karması bir acayip durum!
Sonra da depremi yorumlayan ve ilahi tesadüfe işaret eden insanlara kızıyoruz.
Herkes aynı mı düşünmek zorunda? "Gölgeye selâm.... Yolsuzluğa devam"
Hepimiz onların paşa gönlü öyle istedi diye bu formül etrafında mı birleşeceğiz?
Dip not(1): Oğlum Mehmet Ali Ilıcak ve eşim Emin Şirin''in beraat kararları dolayısıyla kutlayanlara candan teşekkür ederim. Bu arada iftiralarla üzerimize gelenlerden bir özür bekledim. Nafile!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.