Kamuran Çınar’ın levhasını okurken ağaçtaki yuvanın birlik ile çokluk bahsine yeni bir mertebe eklediğini, gövdedeki çokluğun birliğin içinde muhafaza edildiğini ama yuvadaki çokluğun henüz teşekkül etmekte olduğunu söylemiştik.
Zira orada tamamlanmış yüzler değil, büyümekte olan hayatlar vardır. Levha bu sayede yalnız bir geleneğin hatırasını değil, geleneğin kendisini yeniden doğurma ve başkalığa izin verme kudretini de görünür kılar. Böylece bize hakim olan düşünce tarz-ı kadimin yeni zamanda yaşaması, yuvanın ağacı aynen çoğaltması değil; ağaçtan beslenen kanatların başka uçuşlara hazırlanmasıdır.
Levhanın nazarla kurduğu asıl ilişkiye gelince... Görmek, gözün önünde bulunan şeyi optik olarak algılamaktan ibaret değildir. Görünen şey kadar ona yönelen nazarın mahiyeti de görme fiilinin içindedir. Levha bize yalnız bir ağacı göstermemekte; bir ağaca, kitaba, yüze, kuşa ve yuvaya nasıl bakılabileceğini de göstermektedir.
Bu, üzerinde ısrarla durduğumuz görmenin terbiyesi meselesinin tam içindedir. Sûret, kendisine bakıldığı anda tüketilen kapalı bir nesne değildir. Nazar sûret üzerinde dolaştıkça sûret başka sûretlere ve nihayet kendi dışındaki mânâlara açılır. Ağaç ile insan, bir ile çok, kitap ile âlem ve âlim, geçmiş ile şimdi ve gelecek, uçuş ile yuva, sûret ile nazar arasındaki münasebeti sormak bizi levhanın hakikatine, sembol arayışlarından daha fazla yaklaştırır.
Bu okumada hiçbir unsur tek başına hüküm sürmez. Kuş yuvayla, yuva ağaçla, ağaç kök ve yüzlerle, yüzler okuyan kişiyle, okuyan kişi kitapla görünür olur. Mânâ bir nesnede saklanan ve doğru şifreyle ele geçirilen içerik değil, sûretlerin birbirine açıldığı nispet alanında meydana gelir. Temaşa bu yüzden cevap bulma aceleciliği değil, ilişkilerin kendisini göstermesine izin veren bir sükût ve bekleyiştir.
Levhanın zemini de bu nispetler düzeninin dışında değildir. Neredeyse bütün yüzeyi kuşatan, ebruyu hatırlatan dalgalı zemin durağan bir arka plan olmaktan uzaktır; kıvrılır, akar ve hareket eder. Ağaç bu hareketli yüzeyin içinden yükselir. Böylece yalnız ağaç, insan, kuş ve yuva değil, onları taşıyan zemin de canlı bir oluşa katılır.
Bu durum figür ile fon arasındaki kesin ayrımı zayıflatır. Ağaç bir önde, zemin bir arkada değildir. Köklerin akışkan zemine karışması, ağacın nerede başlayıp çevrenin nerede sona erdiğini belirsizleştirir. Aynı görünürlük düzenine katılan unsurlar, tek bir bakış noktasına göre derinleşmek yerine mânâ yoğunluklarıyla öne çıkar ve geri çekilir.
Bu görünürlüğü meydana getiren ışık da optik ışık değildir. Nesnelerin bir yüzünü aydınlatıp diğerini gölgede bırakan tek kaynaklı bir ışık rejimi yerine renkler ve sûretler kendi görünürlüklerini âdeta kendileri taşır. Böylece nûr, levhada ayrıca tasvir edilmesi gereken bir nesne değil, sûretlerin görünürlük şartıdır. Işık dışarıdan nesneye vurmaz; görünürlük sûretin kendi bünyesinden neşet eder gibi olur. Zaten nakkaşın meselesi sûretin varlığı değil, sûretin sûretinin hangi nazarla kurulduğu değil midir?
Zaman da ayrıca resmedilmiş değildir; ağacın bünyesine yerleşmiştir. Kökler, gövde, gövdedeki yüzler, dallar, okuyan figür, kuş ve yuva aynı anda önümüzde bulunur. Geçmiş kaybolup gitmiş değil, gövdede birikmiş gibidir; devam eden hayat ise dallarda, kuşun hareketinde ve yuvada yukarıya taşınır. Minyatür çizgisel zamanı tek bir ân’da dondurmaz; farklı zaman mertebelerini aynı temaşa yüzeyinde buluşturur.
Çınar’ın levhası, tarz-ı kadimin yeni zamanda nasıl var olabileceğine dair cevabını da burada verir. Kadim olan, geçmişte kalmış biçimlerin tekrarı değildir; o biçimlerin taşıdığı görme imkânının yeni bir nazarda yeniden açılmasıdır. Levhaya eklenen kuş ve yuva da bunun küçük fakat belirleyici bir misalidir. Eser eski sûret ailesine yeni unsurlar katarken kendi mânâ nizamını bozmaz; tersine geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ilişkiyi daha görünür kılar.
Deleuze’ün ‘Başka’nın ‘Aynı’nın tekrarında saklı olduğu’ şeklindeki tespiti, böylece levhada yalnız biçimsel yenilik olarak kalmaz. Başkalık, kökün reddinde değil; aynı kökten çıkan dalın, yaprağın, yüzün ve kanadın kendine mahsus oluşundadır. Tekrarın doğruluğu aynılığı korumasında değil, asla sadakat içinde yeni bir veche izin vermesindedir.
Böylece levhanın nihai konusu yalnız ağaç, insan, kitap, kuş veya yuva değildir. Onların birlikte kurduğu görme düzenidir. Levha geçmişi saklayan gövdeyi, şimdiyi taşıyan okumayı ve geleceği hazırlayan yuvayı aynı sûrette buluşturur. Seyreden kişiye ise bu hazır mânâlardan birini seçmek değil, aralarındaki nispeti okuyarak kendi nazarını terbiye etmek düşer.



Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.