Bazı anlar vardır; yaşanırken destan, anlatılırken tarih, unutulurken ihanet olur. 15 Temmuz da böyle bir an.
O gece Türkiye’nin sokaklarında akan kan henüz kurumamış, meydanlarda yükselen şanlı tekbirler yankısını yitirmemişken; o gecenin mukaddes ağırlığını omuzlarda taşımak, bu millet için bir varoluş meselesidir.
Dile kolay, tam on yıl geçti... Saatler aktı, takvimler değişti. Ama o gece paletlerin altına gövdesini koyan, tankların üzerine yalınayak atlayan o çelikten yüreklerin sesi hâlâ kulaklarımızda çınlıyorsa; bu millet, şehitlerine ve kendine olan namus borcunu henüz ödeyememiş demektir
HAFIZA ZAYIFLARSA
Tarih, hatırlayanların elinde silah, unutanların elinde ise boş bir kın olur. 15 Temmuz’u her yıl anmak, bir ritüel icrasından ibaret değildir. O gece meydanlara koşanların neden koştuğunu, hangi inanç ve hangi sevginin onları kurşunların önüne sürdüğünü anlayabilmek; bugünün ve yarının Türkiye’si için hayati bir beka zorunluluğudur. Zira hafıza zayıfladığında, ihanet cesaret bulur. Acı unutulduğunda, tehdit yeniden kapıya dayanır. Ve bir millet, kendi destanını yaşayanların dilinden dinlemekten vazgeçtiği gün, o destanı yabancıların kaleminden okumaya mahkûm kalır.
15 Temmuz’u canlı tutmak bu yüzden siyasi bir tercihten çok tarihin bize yüklediği bir sorumluluktur.
ASIRLIK ÇINARLARIN MİRASI
O gece yaşayanlar biliyor, korku değil, iman yürüttü onları. Hesap değil, sevda. Meydanlara koşanların çoğu kahraman olmak için çıkmamıştı evinden. Bu toprakların, bu al bayrağın ve bu aziz milletin başını bir kez daha eğdirmemek için göğüslerini siper etmek için çıkmışlardı.
Şimdi o tanıklar yaşlanıyor. Saçları ağarıyor, sesleri kısılıyor. Ama yüreklerindeki o geceyi hâlâ ilk anki tazeliğiyle taşıyorlar. Artık bizlerin, yeni nesillerin mukaddes görevi başlıyor. Dinlemek, sormak, yazmak ve ortak belleğimize kazımak. Zira en büyük servetimiz, geçmişin canlı hafızası olan çınarlarının hikâyeleri. 15 Temmuz’un tanıkları hâlâ hayattayken o geceyi bizzat onların ağzından dinlemek; hiçbir belgeselin, kitabın ya da müzenin veremeyeceği bir ağırlık taşıyor bugün.
NESİLDEN NESİLE İSTİKLAL
Bir millet, çocuklarına ne anlatırsa o olur. Eğer 15 Temmuz yalnızca ders kitaplarının soğuk satırlarında kalan bir paragraf hâline gelirse, o gecenin ateşi söner. Aksine; sofra başlarında, okul sıralarında, mahalle köşelerinde anlatılırsa, o ateş nesilden nesile aktarılır ve söndürmeye de kimsenin gücü yetmez. Bugünün gençleri o geceyi yaşamadı belki ama o şanlı gecenin yegâne mirasçısı oldular. Hem şehitlerin canıyla mühürlediği hürriyetin hem de omuzlarına yüklenen mukaddes sorumluluğun. Bu yüzden o gece göğsünü onlarca kurşuna siper eden Ömer’in adını kalbine kazıyan her çocuk; bu necip milletin yeryüzünde ne için var olduğunu, ne için can verdiğini biliyor demektir.
TAVİZSİZ ADALET, EKSİKSİZ HESAP
On koca yılın ardından birileri sinsice fısıldıyor: ‘Artık yeter, sayfa kapansın, önümüze bakalım.’
Masumiyet maskesi takmış bu sesler, gafletin ta kendisidir. Unutulmasın ki; 15 Temmuz’u geriye itmeye, unutturmaya ve üzerini örtmeye yeltenen her çaba, o kanlı geceyi kurgulayan hain zihniyete can suyu vermekten başka bir şeye hizmet etmez. Bizim görevimiz o sayfayı kapatmak değil; o sayfayı satır satır, hesap hesap doğru okumaktır. Hesaplaşmayı ertelemek veya zamana yaymak değil; mutlak adaleti tavizsiz ve eksiksiz tesis etmektir. Şehitlerimizi anmayı sıradan bir takvim alışkanlığı saymak değil; onların can pahasına bıraktığı mukaddes mirasa, her geçen gün daha çelikten bir iradeyle sarılmaktır.
Çünkü 15 Temmuz sarsılmaz bir şahlanışın miladıdır. Türkiye’nin zincirlerini kırıp kendini yeniden var ettiği, millî iradesini tarihe kanla tescillediği bir gecedir.
MUKADDES MİRAS
Bir gün, henüz doğmamış torunlarımız soracak: ‘O gece ne oldu?’ Ve o soruya verilecek her cevap; bir milletin kendi tarihine karşı vereceği en dürüst, en çetin sınav olacak.
Eğer o cevap yalnızca tarihin tozlu raflarından, kitapların soğuk sayfalarından devşirilmişse; o sınavdan kalmışız demektir. Ama eğer o cevap; bir babanın titreyen sesinde, bir annenin nemli gözlerinde ve asırlık çınarların göğsünden taşan hatıralarda yaşıyorsa işte o zaman 15 Temmuz gerçek anlamda ölümsüzleşmiş demektir!
Hafıza bir yük değil, mukaddes bir miras; bir külfet değil, sarsılmaz bir onurdur. Ve bu necip milletin en büyük şeref görevi; o onuru geleceğe lekesiz, eksiksiz ve dimdik devretmektir
Bizde kahramanlık; unutulmayı hak etmeyenleri, unutturmak isteyenlere karşı korumaktır.

