Geçtiğimiz Pazar günü Akşam Gazetesi''nden Eren Demir''in bendenizle yaptığı "Bizim kızı eleştirmek çok kolay" başlıklı röportaj, beklediğimin oldukça üstünde ilgi gördü.
Tebrik faslını geçelim, ama bazı ayarsız yurdum insanının abartıyı anlatıyla doğru orantılayan yorum mekanizması, sözlerimden vara vara "başörtülü ama dar pantolon üstüne kısa tunik giyen kadının tavır ve giyimini meşrulaştırmışsın, bravo" sonucuna varınca, sayısı az ama ısrarı çok bu arkadaşların eleştiri görünümlü kadın düşmanlığını fırsat bilerek, aslında ondan çok önemine binaen konuyu biraz daha açmak istedim.
Söylediğim özetle şuydu; bir zamanlar Kemalistlerin üstlenmiş olduğu örtülü kadının giyimini belirleme halinin aynı, dindar kesime sirayet etmiş durumda. Açık kadına üstenci ve küçümser bir dille nasıl giyinmesi gerektiğini dikte etmeye yüreği yetmeyenler (yetmesin de zaten), örtülü kadını, yedeklerindeki "dil" raketleriyle o duvardan bu duvara vurulacak bir pinpon topuna dönüştürmüş durumda.
Her ortamda, bir "bunlar da çok bozuldu canım çok modernleşti" lafları ki, önüne geçilir gibi değil. Ortam, dönüp kendine "İmanım eskisi kadar kavi mi? Haramdan bundan 10 yıl önceki kadar çok korkuyor muyum?" sorusunu soramayacakları kadar konforlu. Erkek dilinin kadınlar için kural belirleme atmosferi, bulut bulut tepemizde yani.
İşin kötü yanı, bir zamanlar sokakta "teyze" nidalarıyla seslenilmiş kadınları, süslendikleri ve güzelleşmeye çalıştıkları için suçlayanlar, evlenmek için "iman, itikat, ubudiyet"te eline su dökülmeyecek özelliklere sahip başörtülü kadın yerine "az açık!" olanı tercih ederse hiç şaşırmayın. Kimse şaşırmıyor, hatta genellikle böyle oluyor çünkü.
Hayır başörtülüler evlenmek amacıyla süsleniyor düşüncesinde değilim, böylesi bir tevilin hakaret kabul edilmesi gerektiğine inanırım. Ve göz var izan var; gerçekten de, başörtülü olup başındakiyle tezat teşkil edecek giyimi tercih eden, bu konuda aşırıya gidenler olduğunu ben de teslim edebilirim. Ancak, bu konu ancak Türkiye''nin yaşadığı sekülerleşme süreciyle birlikte okunursa anlamlı olur, tutarlı zemini olan bir sonuç verebilir, ama sekülerleşme sürecini tek yaşayan da kadın cinsi değildir. Erkeklerin sosyal değişimi konuşulmayıp sadece kadınlarınkinin konuşulması ise zulümdür. Bu tavrın ucu da kadın düşmanlığıdır.
Bendenize gelince, meşrulaştırmadan başlarsak, camianın meşrulaştırıcısı, giyim kıstası sözcüsü ya da fakihi değilim. Kaldı ki sen, ben ya da o; hatta üç zamir toplamı olan biz hepimiz bir araya gelsek bile –ki buna fakih de dahildir- sosyolojik olguları değiştirme gibi bir gücü yine de bir araya getiremeyiz. En fazla sosyolojik değişimleri görür, gördüklerimizin sebebini anlamaya çalışırız.
Bir giyim tarzını meşrulaştırmaya ya da tam tersini yapmaya hakkımız var mı konusu da koca bir soru işaretini hak ediyor üstelik. Az örtülü ya da çok örtülü bulabilirsiniz, ama örtünen bir kadın nereye kadar ve nasıl örtüneceğiyle ile ilgili aklı ve kalbi, dini bilgisi ve vicdani kıstasları nezdinde bir iç muhasebe mutlaka yapar, beğenmediğiniz ya da beğendiğiniz örtünme bir muhasebenin bir tefsirin sonucudur, bir içsel çaba içerir ve en az dindar erkeğin Kur''an''ın emrine rağmen kadınlarla tokalaşmasının saygıyı hak ettiği kadar, saygıdeğerdir.
Sözgelimi, dindar erkeğin kadınlarla tokalaşması konusunda bir sosyolojik araştırma yapıldı mı bilmiyorum ama 28 Şubat sürecinden bugüne, bunun "haram" olduğunu bilebilecek durumdaki mütedeyyin erkekler arasında kadınlarla tokalaşmayı reddetme oranında yüzde kaç düşüş olmuştur acaba, hiç merak eden var mı?
Kafe köşelerinde oturup, "şu geçen hatuna bak, böyle mi giyinilir abi hiç uyuyor mu tesettür ayetimize" diye ağlaşmak yerine "gözlerini haramdan sakınma" şeklindeki bir diğer ayeti hatırlasalar ve kendilerine, içlerine bakmayı tercih etseler sorabilirlerdi bu soruyu kendilerine mütedeyyinler, ama soramadılar. Çünkü konuşacak, üsttenci bir dille, zımni bir şekilde "hafif kadın" muamelesi çekilecek başörtülüler geçiyordu o sırada sokaktan. Kadının dile dolanmasını tuhaf bulanlar çıkacak hem sonra, "bak bak, sözde tesettürlülere cesaret veriyor" denilecek, bir dedikodu bir gıybet de oradan çıkacak, değil mi? İçe bakmak için vakit yok, çünkü iş çok.
Anlamamış gibi yapanlar var ama röportajda da ifade ettim, dinin uhuvvet ayetini nefsinde tatbik eden, saçı açık kadının açıklığına, örtülünün örtüsüne de aynı mesafede uzak bir saygıyla yaklaşan mütedeyyin erkekler elbette çok. Ama meselemiz de, derdimiz de onlar değil. Üstüne alınan zaten alındı, anlayan anladı.
Başlıklar :

