
İslamcı kesim kentle-parayla-sosyal hayatla ilişkileri güç ve dönüşüm kazandığından bu yana, medyanın ilgisine mazhar olageldi. Eskiden ama ironiyle, ama yazıklanmayla çevrelenen bu ilgi, öteden bu yana değişime karşı ince bir alay, “ay ne kadar ilkel” yargılayıcı bakışı altındaki olumsuzlamalardan ibaretti.
Ancak, irtica söylemi medyada refleks haline dönüşmüş olsa da, hiçbir zaman, şimdilerde o çok kullanılan “muhafazakarlık” ifadesinde vücut bulan gerçek ve ciddi hiçbir kaygıdan beslenmedi.
Muhafazakarlık artık, AKP iktidarıyla birlikte hem devlet kadrolarında görülmeye başlanan yeni elitlere, hem de onlara oy veren ya da giyimi ve yaşam tarzıyla oy verdiği varsayılan kitleye gösterilen bu kaygılı saldırının üstbaşlığı olmaya başladı giderek.
Bu ciddi kaygı, “gericilik” şemsiyesine tıkıştırılan insanların sosyal arenada kuru bir kalabalık olmaktan çıkıp, siyasete, dünyaya, ekonomi meselelerine dahlolmasıyla, karar alıcı mekanizmalara yerleşmesiyle, verili olandan farklı bir yaşam standardı edinmesiyle de ilintili elbette.
Ancak, -değişimin pozitif ya da negatif yönleri sorgulanabilir olsa da-, “değiştim” diyen herkesin yüzüne indirilmek için saklı tutulan statükocu, dilsel bir şaplağa dönüşmüş olan muhafazakarlık suçlamasının şiddeti, bu tanıma yeniden bakmayı gerekli kılıyor.
Şapılan muhafazakarlık araştırmalarını endişeyle yorumlayarak, giderek daha hoşgörüsüz bir toplum olduğumuzu haber verenler, eskiden olduğu gibi, “İslamcılara hayat hakkı vermeyelim” minvalinde konuşmuyor. Bu ifade, Yılmaz Özdil’in Çeşme’de haremlik-selamlık plajı olan ve –inanılması güç bir iddia olarak- başı açık kadınları içeri almayan otelleri sayarken kaygılanması ve benzer örneklerden anlaşılacağı gibi, artık “İslamcılar bize hayat hakkı vermeyecek”e dönüşmüş durumda çünkü.
Bu yüzden işte “Türkiye muhafazakarlaşıyor” yazılarının altından, artık derin bir muhafazakarlık çıkıyor. Öyle ki, yönetimde bulunan siyasi erkle ve bu yeni iktidarın hayat algısıyla özdeşleştirilen kesimi muhafazakar tanımı altında eleştirmek, giderek muhafazakarlığın en kabasına, en tutucusuna dönüşüyor.
Gülden Aydın adlı gazetecinin kızıyla birlikte uğradığı saldırı, kentsoylu-köysoylu kültürle doğrudan bağlantılandırılabilecek bir mesele olduğu halde, işin bikini-haşema boyutuna çekilmesi de bunu gösteriyor aslında. Olayın Vurun Kahpeye, Yobaz Saldırısı başlıkları, Menemen yakıştırmalarıyla laik-antilaik karşıtlığına vardırılması, toplumu saflaşmaya itecek bir kampanyaya dönüştürülmesi de hakeza...
Tartışmanın ne bikiniyle, ne de haşemayla ilgisi var oysa. Koyda çocuğunun tuvalet ihtiyacını gidermek isteyen bir aile ile olaya müdahale eden bir kadın arasında vuku bulan ve çevre konulu bir sürtüşme olarak değerlendirilebilecek yönü de hesaba katıldığında üstelik.
Oysa işte, “Bize hayat hakkı tanımayacaklar” tavrından çıkan bu kampanya, tek bir kötü örnekten, cahilce, bayağıca, adice vuku bulmuş bir tartışmadan rejim sorunu çıkarmaya kalkışmak, kendisi gibi düşünmeyenleri hizaya getirmenin diline sarılmak, yeni olanın varlığına bile tahammül gösteremeyerek, bildiğini muhafaza etmenin peşine düşmek üzerinden korku kışkırtıcılığı yapıyor.
Verili moral değerler ve genel geçer sayılan “stereotip” ilkelerin dışında varolanlar, modernitenin etkisiyle kültürel ve hatta yapısal bir değişim içinde olan İslamcılar karşısında rahatsızlık duyan ve giderek tahammülsüzlüğe varan bir tepki koyan bu muhafazakar karşıtı insanlar, muhafazakarlığın en koyusuyla hatta giderek konservatizmle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor kanımca.
Evet muhafazakarlığın gelenekle ve dinle bağlantılı bir boyutu var. Ancak laiklik ve cumhuriyet ideolojisinin tastamam bir din olarak görüldüğü, yaptırımlarının Cumhuriyet geleneği olarak algılandığı hesaba katıldığında karşımızda duranın adıyla sanıyla muhafazakarlık olduğunu anlamak güç olmaz herhalde.
Hem İslamcıların, hem de laiklerin bu değişimi sorgulamak, pozitif ve negatif yönlerini tartmak yerine, “bir şeyleri elinden alınmış gibi” gibi muhataba saldırmanın, oyun dışına sürmeye çalışmanın çözüm olup olmadığı ise, daha çok su kaldıracak bir konu üstelik.
Velhasıl muhafazakarlık eskiden “din elden gidiyor” sözüyle vücut bulmuşsa bugün, “laikliğimiz, ilericiliğimiz, batıcı değerlerimiz elden gidiyor”a evrilmiştir. Yeni muhafazakarlık modamız budur. Ne diyelim, hayırlı olsun.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.