Siz de farkında mısınız, ya da hissediyor musunuz, bilmiyorum ama...
Bir iki haftadır gazete manşetlerini okurken fantastik bir film izler gibi hissediyorum.
Bir rüyadayız. Bu tek başına bir rüya da değil.
Her biri aynı gece görülen ve sonraki rüyanın rüyalık iddiasını çürüten bir rüya silsilesi gibi...
''Oda''lardaki hava sıcaklığının ''iklim'' normallerinin üzerine çıkmasından mı kaynaklanıyor, emin değilim...
Ama mutlaka bir sebebi var. Tıpkı sabah uyanınca gece görülen rüyaların sebeplerini aradığımız ama bir türlü gerçek sebebi tesbit etmekte zorlandığımız ve hayra yorduğumuz gibi, manşetlerin yaşattığı rüya hissine sebep olan hadiselerin arka planını, sebeplerini de sadece tahmin etmeye, sezdirildiği kadarıyla sezmeye gayret ediyoruz.
İşin kötü tarafı şu...
Bu rüya haline yataklık eden bizzat gazete manşetleri, yani gerçeğin öz yatağı... Biliyoruz ki, gerçekler, gazete manşetlerinden başka bir yerde huzur bulamaz.
Oysa manşetlerin yaşattığı his, artık öylesine gerçeğin ötesine geçmiş durumda ki, yaşanan bu ''hipergerçeklik'' durumu, manşetleri bırakın gazetelerin gerçekliğini bile sorgular hale getiriyor.
Şimdi gelelim neden bu hissi yaşadığımıza ve gerçeğin ne olduğuna...
Ve bir mütefekkirden alıntıyla başlayıp izah edelim: Der ki "Dünya hayatı ahirete nisbetle yalandır. Rüyalarımız ise dünyaya nisbetle yalan. O halde rüyalar gerçektir"
Demek ki, gerçekleri ve rüyaları birbirinden ayırdedebilmek için önce uyku halinde mi yoksa uyanık halde mi olduğumuzu anlamamız gerekiyor.
Bu da tamamen rüya gördüğünü zanneden kişinin çapıyla alakalı bir mesele...
Hiç unutmam, bir zamanlar, oturduğum muhitteki yeşil bir alanı koruyan çitler, o yeşil alanı kestirme yol olarak kullanan vatandaşlar tarafından yıkılır ve çimlerin üzeri yol olarak kullanılırdı. İstanbul''daki SHP''li belediye yönetiminin o çitleri defalarca tamir ettiğini, ancak her seferinde vatandaşın dediğinin olduğunu dün gibi hatırlıyorum.
Recep Tayyip Erdoğan''ın belediye başkanlığına seçildiği ilk yıl, o çitlerde bir kapı yeri bırakıldı, çimlerin üzerine parke taşlarından yol yapıldı ve vatandaş o yolu kestirme olarak kullanmaya başladı.
Bu durum, iki zihniyet arasındaki gerçeklik farkını gösterirken, diğer yandan da o güne kadar belediyenin vatandaşı asla umursamayacağına inanmış insanların zihnindeki gerçeklik algısını tarumar etmişti. Artık vatandaşın istediğinin olabileceği konusu bir rüya olmaktan çıkmış, gerçeklik haline dönüşmüştü.
Aradan geçen yıllarda, vatandaşa engel olan nice devasa çitler devrildi.
Her bir çitte gerçeklik algımız, bir kez daha yenilendi tazelendi, bir tık daha yukarı taşındı.
Gazete manşetlerinin bize yaşattığı rüya halinin sebebi de bu...
Henüz memleketin çapı, bu kadar gerçekliğe hazır değil...
Ancak uykuya dalmadan önce kurulan hayaller, bu rüya görünümlü gerçekleri yaşamayı, görmeyi zorunlu kılıyor. Bizi o uyku halinden uyanırken, rüyalardan gerçeğe geçiş yaparken yaşadığımız travma rahatsız edebiliyor. Ancak unutmamalı ki, bazen derin bir uykudan uyanmak için gürültüye patırtıya ihtiyaç duyulabiliyor.
Yeter ki bu gürültü, Ramazan davulcusu gibi ''iyi ve doğru'' için yapılsın
Yeter ki gücünü sadece ''hak''tan alsın...
Tatlı rüyalar...
Başlıklar :

