"Ahlaksız Teklif"

00:0010/12/2006, Pazar
G: 28/08/2019, Çarşamba
Sema Karabıyık - Pazar

Müthiş bir müzik ve gece gökyüzünden en güzel görünen şehir seçilen İstanbul görüntüleriyle jet hızıyla giriş yaptı Binbir Gece. Konunun etrafında top çevirerek seyirciyi oyalamak yerine direkt karakterlerini tanıttı. Dizi başlamadan önce tanıtımlarda sürekli dönen kadın düşmanı mı düşkünü mü olduğu anlaşılamayan holding patronu Onur''un sözleri açılış sahnesiydi. ''Hiçbir kadın hiçbir erkeğe güvenmez. Güvenmiş gibi yapar.'' Ortağı Kerem''e bu sözleri söylerken çevre masalarda yaşlı erkeklerle oturan

Müthiş bir müzik ve gece gökyüzünden en güzel görünen şehir seçilen İstanbul görüntüleriyle jet hızıyla giriş yaptı Binbir Gece. Konunun etrafında top çevirerek seyirciyi oyalamak yerine direkt karakterlerini tanıttı. Dizi başlamadan önce tanıtımlarda sürekli dönen kadın düşmanı mı düşkünü mü olduğu anlaşılamayan holding patronu Onur''un sözleri açılış sahnesiydi. ''Hiçbir kadın hiçbir erkeğe güvenmez. Güvenmiş gibi yapar.'' Ortağı Kerem''e bu sözleri söylerken çevre masalarda yaşlı erkeklerle oturan genç ve güzel kadınları göstererek ''bu kadınlar niye bu adamlarla beraber?Tek sebep var o da para'' diyerek düşüncelerini izleyiciye onaylatıyordu. Seyirciyi onikiden vuruyordu. Kadın erkek ilişkilerini karşılıklı menfaat batağında gördüğünü dile getiriyordu. Hergün magazin kisvesi altında pompalanan ahlaksız yaşamların, modernlik ve çağdaşlık diye sunulan dejenere hayatların karşısındaymış gibi bir görüntü çiziyordu.

Ödüllü, genç, güzel mimarı zırp pırt toplantıya geç kaldığı,sunumunu ekran önünde değil oturarak yapması için azarlıyordu. Sonraki sahnelerde öğreniyordu ki seyirci oniki onüç yaşlarında babası bir başka kadın için annesini terk etmiş ve öteki kadın üzerinden kadınlara diş bileyerek büyümüştü Onur.

Kadın karakter ise eşinin ailesine rağmen evlenmiş, kısa bir süre sonra eşini trafik kazasında kaybetmiş, çocuğuyla hayat mücadelesine atılmış genç ve güzel Şehrazat.

Dizi ahlaksız teklif tartışmalarıyla bodoslama daldı hayatımıza. Ama konu her nedense ahlak boyutundan bağımsız olarak tartışılıyor. Ahlakçı damgası yememek için kimse ahlaki boyutundan yaklaşamıyor meseleye.

1993 yılında çekilmiş olan film versiyonu, Amerikada derin tartışmalara sebep olurken bizde yapılan tartışmalar -tartışma denilebilirse tabi- sığ olmaktan kendini kurtaramamıyor. Üstelik annenin çocuğu için böyle bir teklifi kabul etmesi fedakarlık olarak sunuluyor. Orjinali ahlaksız teklif olmasa bizdeki versiyonu patronun adından hareketle ''onurlu teklif'' bile olabilirdi.

Kadınların iş hayatlarında daha fazla yer alması istenirken kimse patronun çalışanına nasıl olupta böyle bir teklifte bulunabildiğini sorgulamıyor. Tacizden öte bir anlam taşıyan teklif kabul edilmekle kalmıyor adeta baş tacı ediliyor.Herşeyin ve herkesin bir fiyatının olduğu fosforlu kalemlerle çiziliyor. Herşeyi satar herşeyi satın alabilirsiniz deniyor yüksek sesle.

Kadın oyuncuyu seçerken bu dizi çok tartışılacak hazır mısın diye soran yapımcı Erol Avcı, dizinin tartışma yaratacağından emin. Ama keşke dizi farklı noktalarda tartışılabilseydi! Şehrazat patronunun ahlaksız teklifine hayır deseydi, ertesi gün kayınpederi parayı verecek ve çocuğu kurtulacaktı. Bu noktada işyerinde tacizi tartışsaydık. Sabırla tevekkül eden Şehrazat ekran önündeki milyonlara herşeyin satılamayacağını ve herkesin bir fiyatının olmadığını haykırabilseydi. Genç, güzel, iffetli bir kadının ayakta kalma mücadelesi olarak devam etseydi dizi.

Gururlu, genç, güzel bir kadın. Çocuğu için herşeyi yapmayı göze alan. Bu uğurda iffetini terk eden ama gururundan asla ödün vermeyen. Siyah bir gecenin ertesinde mağrur bir şekilde patronuna kafa tutan. İffet bu kadar kolay terk edilebilir birşey midir? Güzel kadınlar iffetlerini terk edebilir ama gururundan ödün vermez öyle mi? Peki iffetsiz bir gurur mümkün mü?

150 bin dolar karşılığı kendini satan kutsal anne...

300 bin doları reddeden iffetli anne...

Bir dram, bir acı, bir muhtaçlık ancak bu kadar ucuz bir şekilde çözümlenebilirdi.Toplumun temel ahlak anlayışının altını oyan, dinamitleyen, kadını ve anneliği aşağılayan dizi karşısında neden kimse tepkisini koymuyor sesini çıkarmıyor? Siz olsaydınız kabul eder miydiniz sorusu yaşadıkları dejenere ilişkilerle toplumun yerleşik ahlaki değerlerini tehdit eden magazin şöhretlerine soruluyor.

Yapılan tartışmalarda çocuğunu kurtarmak için son çare olarak ahlaksız teklife evet demesi hoşgörü parantezi içine alınarak annelik kutsallığı içinde değerlendiriliyor. Çocuğunu kaybetmemek için çığlıkları atılırken aslında kadının işini kaybetme korkusunun ağır bastığı es geçiliyor. Şehrazat iş görüşmesinde daha önceki tecrübelerinden hareketle çocuğu olduğu gerçeğini gizleyerek kendine yalandan bir sığınak yapıyor. Çocuğunun hayatına rağmen yalanından vazgeçmiyor.Geçseydi patronunun karşısına ben size yalan söyledim benim bir çocuğum var ve ilik kanseri ve 150.000 dolara ihtiyacım var deseydi. Şehrazat neticeye kestirmeden ve ''ucuz'' bir yolla değil de bütün ihtimalleri değerlendirerek ulaşmaya çalışsaydı. Patron yine o teklifi yapacak mıydı? Yapmazdı. Zaten patron o teklifi yapsa Şehrazat vurup kapıyı çıksa da çocuğu kurtulacaktı. Çünkü kayınpeder vicdanına yenik düşmüş ve parayı vermeyi kabul etmişti. Çocuğunu kayınpederinin verdiği parayla kurtaran Şehrazat ilik bağışı konusunu gündeme getirip kendisi bu işe gönüllü olsaydı. Dizilerde genellikle duygu sömürüsü olarak kullanılan ilik kanseri çocukları gerçek hayatta kurtarmak için bir adım atsaydı.

O zaman bu dizi olmazdı diye itiraz edilebilir. Peki dizinin bu haliyle ekranlarda olmaması çok büyük bir kayıp mı olurdu?Reyting ve para açısından evet. Ama herşey para değildir.

Böyle bir dizi bana gelse ben çekmezdim diyen yapımcı Osman Yağmurdereli''yi kutlamak gerekiyor.

Ahlaksız tekliflerin havada uçuştuğu bir dizi nasıl olurda ''genel izleyici'' logosuyla çıkabilir ekrana. Şiddet deyince sadece adam öldürme ve vurdulu kırdılı sahneler mi algılanıyor. RTÜK ne iş yapar bu ülkede? Değer yargıları yok mudur? Toplumun genel ahlaki yapısını tehdit eden dizi ve programları şikayet olmadan tespit edip önlemini alamaz mı?

Televizyon inanılmaz bir gücün ve etkinin sahibi. Toplumların kültürel değerleri, düşünceleri yansımalarını dizilerde bulurken, diziler popüler kültürün bir ürünü ama aynı zamanda üreticisi. Değer yargılarının keskin değişimler göstermesinde etkisi çok büyük. Gayri meşru çocuklar, namuslu hayat kadınları, erdemli ve sempatik hırsızlar...Ve gelinen neticede hayat kadınlığı meslek olarak kabul edilmenin ötesinde güvenilir meslekler sıralamasında üst sıralara yerleşebiliyor. Şehrin herhangi bir sokağında yürürken evliliğe karşıyım ama çocuk doğurabilirim düşüncesini uluorta seslendiren genç kızlara rastlayıp dehşete düşebiliyor insan.

Ahlaksız teklif öğrencilerin diline düşüyor. Adana''da beşinci sınıfa giden bir ilköğretim öğrencisi sınıftaki bir kız arkadaşına ''300 bin dolara bir gece'' diyerek dizinin son bölümündeki repliği tekrarlamaktan utanmıyor. Televizyon ekranlarında baş tacı edilen ahlaksızlığın okul sıralarına ulaşması yokuş aşağı berbat bir finale doğru gidildiğinin göstergesi değil mi? Başka söze gerek var mı?