Bu yazıyı yazdığım esnâda ABD ile İran arasındaki muhtemel anlaşma henüz imzâlanmış değildi. Sâdece bu da değil; etrafta dolaşan ,anlaşmaya dâhil edileceği iddia edilen maddeler henüz kesinleşmiş, son şeklini almış değildi. Ezcümle, burada yazılanları o nazarla okumanızı istirham ediyorum. Tedâvülde olan maddeler anlaşmaya tamâmıyla dâhil edilecek olursa ,buradan anlaşılması lâzım gelen tek husus, İran’ın kesin zaferine delâlet eder. Biraz daha ilerleyelim; bu vaziyette İran Sûriye’de almış olduğu
Bu yazıyı yazdığım esnâda ABD ile İran arasındaki muhtemel anlaşma henüz imzâlanmış değildi. Sâdece bu da değil; etrafta dolaşan ,anlaşmaya dâhil edileceği iddia edilen maddeler henüz kesinleşmiş, son şeklini almış değildi. Ezcümle, burada yazılanları o nazarla okumanızı istirham ediyorum.
Tedâvülde olan maddeler anlaşmaya tamâmıyla dâhil edilecek olursa ,buradan anlaşılması lâzım gelen tek husus,
delâlet eder. Biraz daha ilerleyelim; bu vaziyette İran Sûriye’de almış olduğu darbeyi de telâfi etmesinin önünde hiçbir mânia kalmamış demektir. Biraz âmiyâne ifâde edecek olursak, İran’ın dönüşü muhteşem oldu da diyebiliriz. Mesele şu: Bu aynı zamanda ABD’nin belki de Vietnam Savaşı’ndan beri karşılaştığı en büyük mağlûbiyet olarak târihe geçecektir. O zaman sorulması icap eden ilk sual bu tarz bir senaryonun ne derecede kabûl edilebilir olduğudur. Maddeler arasında açık uçlu ve yorumlamalara çok açık kırılgan olanları var. Diğer taraftan, Lübnan’daki savaşı durdurması istenen İsrâil’den gelen açıklamalar büyük bir hayâl kırıklığını aksettiriyor.
Hâsılı, anlaşmanın âkıbeti veyâ son hâlinin ne olacağı şimdilik meçhûl.
Biz şimdilik bu maddelerin kabul edileceği varsayımından hareket edelim.
İran’ın Ortadoğu’da kazanmış olduğu itibâr , bilhassa İsrâil karşıtı kamuoylarını heyecanlandıracak, bilhassa Şiî kitlelere büyük bir moral kazandıracak, İsrâil’in her gün biraz daha vahşîleşen siyonist yayılmacılığı karşısında büyük bir blok meydana getirecektir. İsrâil’in ırkçı siyâsîlerinin anlaşmaya şiddetle itiraz etmesinden bunu anlayabiliyoruz. Pek çok muhit ve mahfelde,
ABD’nin frene basıp İsrâil’i ortada bıraktığı
iddia ediliyor. Trump ile Netanyahu arasında cereyan eden ve küfürleşmelere varan telefon konuşmaları misâl verilerek, artık ABD-İsrâil arasındaki bağların koptuğunu bile iddia edenler var. Aşırılığın haddi hudûdu olmadığı için , burada durmayıp,
ABD’nin artık Ortadoğu’da tutunamadığını, çekip gideceğini; buradan da Türkiye’ye büyük fırsatlar sunan yeni bir şekillenmenin zuhûr edeceğini
iddia edenler bile var. Pekiyi, o zaman,
uluslararası siyâsette yaşananlara dâir, basitlemeler arttıkça hatâ yapma payı da artar
diyerek sualimizi biraz yenileyip soralım: Her şey bu kadar basit olabilir mi?.
Evet, ABD’nin eski, âşina olduğumuz şekliyle varlığını Ortadoğu’da devâm ettiremeyeceği son derecede berrak bir şekilde ortada. ABD İran’da sâdece İran devletinin mukâvemetini değil, onun arkasında çok kararlı bir şekilde Rusya ve Çin’i buldu. Ben bu savaşın ABD açısından bir deneme olduğunu düşündüren bâzı hususlara dikkat çekmek istiyorum.
ABD, mevcut kapasitesi ile Ortadoğu’da kurmuş olduğu yapının artık devâm ettirilemez olduğunu muhtemelen kendi kaynakları üzerinden görüyordu.
Bu savaş, elbette trajik bir şekilde ona bu mâlumâtın empirik desteğini verdi. Bu tablo elbette ABD’ye küresel mânâda pes ettirmeyecektir. Bir tarafıyla Körfez, Doğu Aldeniz, Karadeniz, Hazar ve Türkistan içlerine uzanan , diğer tarafıyla Pasifik’i içine alan mücâdeleyi tek başına yüklenemeyeceği artık sâbite hâline geldi.
ABD’nin yeni yapılanmalara ve mevcut yapıların gözden geçirilip yeniden şekillendirilmesine ihtiyâcı var.
Bunun için de
mâli tahsisat düzeninin ve akışlarının yeniden ele alınması
gerekiyor. İşte memleketimizde yapılacak olan NATO Zirvesinin hasredildiği odakta bu var. Şu kadarını muvakkaten teslim etmeliyiz ki, ABD asla Ortadoğu’yu bırakmayacaktır. Bu coğrafyadaki
muhtemel yeni yapılanmaları ABD’nin çekilmesi olarak yorumlamak
büyük bir safdillik olur.
Trump, İngiltere-Almanya-Polonya ve bir seri Baltık devletçiliğinin desteklediği Rusya-Ukrayna savaşını bitirmeyi beceremedi.Burada ,bilhassa
ABD ve İngiltere arasında uzun çekişmelerden sonra bir ittifak sağlanmış olduğunu
düşünüyorum. Artık NATO’nun yeni yapılanmasında, ABD’nin hâriçten destek verdiği
Avrupa merkezli yeni bir NATO’nun şekillenmekte olduğunu
görüyorum. Bu yeni NATO, büyük ölçüde, militarize olmaya evrilen
olacaktır. Balkan’daki devletlerin hızla ABD’ye celbedilme karârı tam da buna işâret ediyor. Bu aynı zamanda bir
Balkan NATO’sunun kurulmakta olduğuna
işâret ediyor. Hâsılı NATO , her zamân olduğundan daha yoğun olarak bir Avrupa NATO’ su olacak görünüyor. ABD-Birleşik Krallık ve AB bu dayanışmayı Kafkasya ve Hazar tarafında derinleştirip, anti Rusya ve anti Çin bir hüviyetteTürkistan’a yaymak niyetinde.
Ortadoğu’da ise ismi NATO olmamakla berâber ona müzâhir başka bir “NATO” yapılanmasına karâr verdiklerini düşünüyorum. Körfez’de yaşanan panik , ABD’nin koruyucu şemsiyesine bağlanan ümitlerin berhavâ olması bu yeni Ortadoğu NATO’su için bir psikolojik zemin meydana getiriyor. İşte, Türkiye , Pâkistan ve eğer sağlanabilirse Mısır’ın da dâhil olmasıyla yeni bir ittifâk Körfez’in yeni kalkanı olacaktır. Ürdün , Sûriye ve çeşitli Kürtçü gruplar ittifakta yer alacaktır.
Eğer kurulurbilirse yeni Ortadoğu NATO’sunun hedefinde , bâzılarının zannettiği gibi İsrâil değil, doğrudan İran olacaktır.
Bu aynı zamanda kökleri derin bir Şiî-Sünnî kan dâvâsına oturacak görünüyor. Trump’ın Beyefendi ve Âsım Münir muhabbetini ve Barrack’ın misyonunu bu çerçevede anlamak isâbetli olacaktır.
İsrâil menfaatleri itibârıyla bu senaryo biçilmiş bir kaftandır. O da Levant coğrafyasındaki yayılmasını bu sûretle daha rahatlamış olarak devâm ettirebilecek, GKRY,Yunanistan ve Arnavutluk’a uzanan hattını Avrupa NATO’su ile buluşturacaktır.
Avrupa NATO’su ile Ortadoğu NATO’sunun kaynak meselesi ise doğrudan Körfez sermâyesi tarafından temin edilecek görünüyor.
Zelenski’nin birden Ortadoğu’da cirit atmasını bu senaryo içinde anlayabiliriz. Bu senaryoların Türkiye’ye ne gibi mâliyetler yüklediğini dikkatle ve rikkatle tâkip etmek gerekiyor. Çünkü bu dinamikler işlerse Türkiyemizin elinde ne Mâvi Vatan ne de Türk Devletleri Topluluğu kalacaktır. Dimyat’a giderken eldeki pirinçten olmak işten bile değildir. Derin Türk devlet geleneğinin bunlara mukavemet edeceğini ve kendi ağırlığını ortaya koyacağını ümid ediyorum.
Burada yaptığımız muhakemeler tamâmen açık kaynaklara, dayalı, masa başında yapılan muhakemelerdir. . Mutlak sûrette böyle olacaktır demek mümkün değildir. Ama en azından bir kayda girsin dedim…