Bugün aslında Terörsüz Türkiye’yi yazacaktım. Ancak süreci de yakından ilgilendiren bölgesel gelişmeler öyle baş döndürücü ki… Tehditler ve fırsatlar öylesine çoğaldı ki… Gazetemden “İki parça halinde yazabilir miyim” diye talepte bulundum. Kabul buyurdular. Bugün bu süreci doğrudan etkileyen güncel gelişmeleri, riskleri ve fırsatları yazacağım. Yarın konu Terörsüz Türkiye’ye gelecek.
AMERİKALILARIN AĞZINDAN KAÇIRDIĞI PLAN
İran merkezli gelişmeler üç yönüyle önemli. Bir. Yeni çatışmalarda soğuma belirtileri olsa da Amerikalıların üçüncü bir ülke diplomatıyla NATO zirvesinde paylaştığı görüşler hala masada. O görüşe göre Trump, İran’ı birkaç hafta daha vurduktan sonra Hürmüz sorununu kökten çözecek bir Ada hamlesi yapmak istiyor. Bu noktada tedavülden kalkan “İranlı Kürt gruplar” kartı yeniden devreye girebilir. İsrailliler bu kartın raftan indirilmesi için çalışıyor. (Terörsüz) Türkiye için risktir.
İki. Yeni aşamada savaş yayılıyor. Ukrayna’nın Hazar’daki İran unsurlarını vurması sürpriz. Coğrafi gerçekliği hesaba katarsak bu kanadın derinleşme ihtimali düşük. Ama… Husilerin gemilerden vergi almaya hazırlandığı ve S. Arabistan’a blokaj ilan ettiği Babülmendeb Boğazı’nda gerilim artabilir. S. Arabistan ve ABD uçaklarının Irak’taki İran yanlısı grupları hedef alması Riyad’ın buna yanıtıdır. ABD, bu saldırının Bağdat’la koordineli yapıldığını duyurdu. Bir yönüyle Irak’taki İran yanlısı grupların sizahsızlandırılması süreciyle konuşur. Bir yönüyle de Irak’taki hassas denklemi bozma ihtimali taşır. Bir başka risktir.
Üç. Rusya ve Çin savaşın tarafı/parçası haline geliyor. Bunu İran’ın her geçen gün artan nokta atış kabiliyetinden anlıyoruz. Trump, “Rusya ve Çin müdahil olmayacağız diye bana söz verdi” dese de bunun böyle olmadığı açıktır. Bu çatışmayı uzatır. Diğer risktir.
NETANYAHU’NUN BEYAZ SARAY’DA AÇTIĞI HARİTA
Axios’ta okudum, kaynaklarımdan teyit ettim. Netanyahu Trump’la görüşürken bir Suriye haritası açıyor. “Türkler Suriye’nin yüzde 5’ini, İsrail ise yüzde 0,1’ini kontrol ediyor” diyor. Amerikalılar da diyor ki… “Türkiye orada Şam’ın davetiyle duruyor.” Ama Netanyahu geri adım atmıyor. “Cihatçı tehdit devam ettiği sürece Suriye’den çekilmeyeceğiz” diyor. İsrail, Türkiye’nin oluşturmaya çalıştığı istikrar havzasını tehdit etmeyi sürdürecek. Bunu bozmak için vekil güçlerle temasını yoğunlaştıracak. Risktir.
KALKINMA YOLU VE İMZA MESELESİ
Irak Başbakanı Zeydi’nin Ankara ziyaretinden üç büyük sonuç çıktı. Birincisi Kalkınma Yolu. Önce Türkiye ve Irak’ın refah ve ekonomik entegrasyon projesi olarak ortaya çıktı. Ancak daha sonra diğer bağlantısallık ve enerji projeleriyle örtüştürülerek yeni bölgesel mimarinin en önemli ayaklarından biri halini aldı (Terörsüz Türkiye projesi de tam olarak bunun üzerine oturur). Kuveyt-Irak arasındaki sınır anlaşmazlığı, finansörlerden BAE’nin rotayı İsrail’in IMEC’ine kırması ve İran’ın çıkardığı engeller nedeniyle projede dört yıllık bir gecikme vardı. Ancak İran savaşı Hürmüz’e alternatif güzergahların önemini ortaya koyunca Kalkınma Yolu’nda tekrar gaza basılıyor. Fırsattır.
Ankara’daki Erdoğan-Zeydi buluşmasında; Kalkınma Yolu’nun parçası, Ovaköy-Fişhabur Sınır Kapısı üzerinden demiryolu ve karayolu taşımacılığına ilişkin mutabakat muhtırası imzalanacaktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dikkati sayesinde metnin imzalanmadığı ortaya çıktı (Zeydi bakanına talimat vererek imzalattı.) Bu konuda eleştiri okları İran’a yakınlığıyla bilinen Irak Ulaştırma Bakanı Veheb Selman Muhammed’e döndü. Hatta, Iraklı bakanın imza tereddüdünün İran Dışişleri Bakanı Arakçi’den gelen mesaj olduğu da yazıldı çizildi. Gördüğüm şudur: Arakçi’nin “Kalkınma Yolu konusunda dikkatli olun” mesajı Irak Dışişleri Bakanlığı’na gitmiş, Irak Dışişleri Bakanı Fuat Hüseyin bu notu Ulaştırma Bakanı ile paylaşmış. Ulaştırma Bakanı da bu yüzden tereddüt etmiş. Fuat Hüseyin, Barzani’nin KDP’sinden geliyor. Saygın bir isimdir. Erbil’dekiler, Kalkınma Yolu’nun güzergahı konusunda Bağdat’la sorun yaşıyor. Fuat Hüseyin’in bu arkaplan nedeniyle böyle bir kazaya yol açtığını düşünmem. Ancak Irak’taki parçalı yapı ve bazı aktörler üzerindeki İran etkisi projenin sağlıklı ilerlemesi için risktir.
BİR JEOPOLİTİK KALDIRAÇ OLARAK ENERJİ
İkincisi Kerkük petrol sahalarıyla ilgili yapılan anlaşmadır. Türkiye, yüzde 15 hisseyle Amerikan-İngiliz konsorsiyumunun ortağı oldu. Bunun TPAO’nun üretim kapasitesini artırmanın ötesine geçen büyük bir değeri vardır. (Türkmen validen sonra) Türkiye Kerkük’e dönmüştür. Aynı zamanda bu, Ankara’nın İran savaşı sonrasında bölgede oluşturmak istediği yeni enerji mimarisinin de (Bakınız, Devlet aklı savaş sonrası için yeni mimari çalışıyor, 27 Mart) bir parçasıdır (Türkiye, KKTC’ye çekilecek boru hattında olduğu gibi enerjiyi jeopolitik bir kaldıraç olarak kullanmaya başladı.) İsrail, hem enerji hem koridor projelerinde oyun dışı kalmaktadır. Fırsattır. (Enerji Bakanlığı’ndaki üst düzey bir kaynağım “Daha büyük bir proje üzerinde çalışıyoruz. Bizi izlemeye devam edin” dedi.)
Üçüncüsü işin güvenlik ayağıdır. Bir yanda Irak’ta devlet dışı aktörlerin silahsızlanma süreci, diğer yanda Irak’ın hava savunma sisteminin güçlendirilmesi, bir yanda da Terörsüz Türkiye konusu var. Irak’taki İran etkisi, İsrail’in dizginlenemeyen hırsları, bölgedeki çatışmanın yayılma belirtileri ve tüm bu gelişmelerin bir şekilde Terörsüz Türkiye süreci üzerindeki etkisi ortadayken… Süreçte neden acele edilmeli… İşler nasıl ilerleyecek? Lider kadro ne olacak? Buna da yarın devam edelim.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.