CHP'de yeni bir dönem başladı. Ama başlayan dönemin geçmişten bir farkının olduğunu söylemek zor. Kurultayda yaşananlar CHP'nin sola, topluma açılması değil Ulusalcı/Kemalist/Ergenekon çizgisine çekilmesidir
CHP, 33. olağan kurultayını (1980 öncesinde 24, sonrasında 8), olağanüstü şartlarda yaptı. Çok değil 3 hafta önce Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP'ye genel başkan olacağı söylense sanırım kimse bunu ciddiye almazdı. Ama bugün böyle. Öyle böyle değil 1246 delegenin imzası ile aday, 1189 delegenin oyu ile genel başkan seçildi Kılıçdaroğlu. Deniz Baykal'ın girdiği hiçbir kurultayda bu kadar oy almadığını da hatırlayalım.
Ne kadar eleştirirsek eleştirelim Deniz Baykal'ın siyaseten tasfiye edilmesini ahla-ken savunmak mümkün değildi. Ona yapılan aşağılık bir komplodur ve buna karşı çıkmayanların da her an başına bir benzeri gelebilir. O yüzden ne olursa olsun bu komplo karşısında Deniz Baykal'ı savunmak ve bunun arkasında kimler varsa mutlaka ortaya çıkarılmasını savunmak durumundayız. Tabii bunu yapanları da bir an önce ortaya çıkarılmasını talıp etmeliyiz.
Bu noktada kişisel bir özeleştiri yapmam gerekiyor. Çünkü Baykal'ın istifasını “siyasal bir aklanma hareketi” olarak görüp, geri dönebileceğini ifade etmiştim. Yanıldım. Ancak bunun sıradan bir yanılgı olmadığı da açık. Çükü bütün göstergeler Baykal'ın döneceği yönünde idi ama ne olduysa; ısrarlı sorular karşısında “Aday olmayacağım” diyen Kılıçdaroğlu aday oldu ve Baykal'ın 53 yıllık dostum dediği Önder Sav da desteğini açıklayınca hava birden değişti. Sanki sihirli bir el devreye girmiş ve oyunun seyrini değiştirmişti. Yılların Baykal'cıları bir anda Kılıçdaroğlu'cu olmuşlardı.
22-23 Mayıs'ta yapılan kurultayı herkes tarihi olarak nitelendi. Üyesinden delegesine, belediye başkanından yöneticisine kadar herkes. Sahiden bu kurultay Türkiye için tarihi mi? Siyaseten tarihi olduğunu söylemek mümkün değil. Bu kurultayı tarihi kılan tek nokta; 1992'de yeniden açılan CHP'de Deniz Baykal döneminin bitmesidir.
Kurultay salonu gerçekten coşkulu idi. Herkesin gözünde bir umut, bir heyecan vardı. Bunun nedeni yılların biriktirdiği iktidar özlemi olduğu kadar Baykal'ın iktidarının son bulmasıydı. Ancak bunu gerçeğe dönüştürebilecek bir performansı ne yazık ki göremedik.
İçinizden “Ama CHP yükseliyor” diyorsunuz. Haklı olabilirsiniz. Ama gelin bu yükselişi bir analiz edelim. Baykal'ın istifa etmesinden sonra CHP'nin yükselmesini sağlayacak üç önemli seçmen grubu var. Eğer bunlar seçimlerde sandığa gider ve CHP'ye oy verirlerse yüzde 2-4 bandında bir artış sağlayabilir. Bunlar;
1. Baykal'ın istifa etmesini olumlu bulanlar: Gerçekten tek başına Baykal'ın istifası bile toplumda CHP lehine bir enerji yaratmıştır. Bugüne kadar Baykal'a rağmen CHP'ye oy verenler ya da Baykal yüzünden CHP'ye oy vermeyenler, bu istifadan sonra CHP için umutlanmışlardır. Ve bu kitle için yeni başkanın/adayın kim olduğunun bir önemi yoktur. Kılıçdaroğlu, Tekin ya da bir başkası. Bu kitle için önemli olan Baykal'ın gitmesidir ve bu tek başına bir oy verme motivasyonudur. Bu kitle içinde beyaz şehirli Türkler ile orta sınıftan solcular yoğundur. Bu kitlenin oy oranı % 2-3'tür.
2. Solda toparlanma bekleyenler: Belki bu grubu ikiye ayırmak lazım. İlki, CHP'yi her şeye rağmen bir baba ocağı olarak gören ve çeşitli nedenlerle CHP ile yollarını ayırmış olan küskünler ve onlara yakın seçmen kitlesi. Bu kitlenin oy oranı fazla değildir. Bu grubun içindeki ikinci kitle ise CHP dışında alternatif sol arayışlara yakın duranlar, bu arayışların içinde bulunmuş olanlar ya da kurulmuş olan farklı bir siyasal yapının içinde olanlardır. Bu potansiyel seçmenlerin en yoğun olduğu hareket Mustafa Sarıgül'ün TDH'sidir. CHP'ye bu süreçte en büyük katkının bu hareketten gelmesi muhtemeldir. Onun dışında 10 Aralık Hareketi başta olmak üzere bazı küçük örgüt ve yapıların buraya katılması mümkün olabilir.
3. CHP'yi AK Parti ile mücadelenin merkezi olarak görenler: Bu gruptakilerin siyasal tabanları çok sınırlıdır. Bu gruptaki bütün siyasallaşmalar varlıklarını AK Parti karşıtlığı üzerine konumlamış olan popülist sağ siyasiler, Ergenekon sempatizanları ve onların siyasal uzantılarıdır. PM'ye giren bazı isimlere bakınca bu seçeneğin gerçekleşme ihtimalinin güçlü olduğunu söylemek mümkün. Cindoruk'un DP'si ve Osman Pamukoğlu'nun, Şener'in partisi ve Perinçek'in İP bu grupta CHP'ye katılabilecek, destekleyebilecek partiler olabilir.
Bu üç kitle dışında CHP'yi oy olarak yükseltebilecek sayısal olarak ağırlığı olan toplumsal bir taban yok. Ancak bu üç kitlenin aynı anda CHP'de buluşması mümkün değildir. Çünkü ortak kesenleri CHP olsa da; “hangi CHP” sorusu bunlar arasında bir ayrımı kaçınılmaz olarak ortaya çıkaracaktır.
Bu verili duruma rağmen son 15 günlük medya taraması, kendisinden daha büyük ve bir CHP ile karşı karşıya bırakıyor bizi. Özellikle Doğan Medya Grubu içinde yer alan gazete ve TV'lerde gerek köşe yazarlarında gerekse haberlerde sanki biz başka bir Türkiye'de yaşıyormuşuz gibi bir CHP sunuluyor. Şunu hemen ifade etmek gerekiyor ki, bu yapılan CHP'ye yapılan bir iyilik değildir. Bu yapılan toplumsal manipülasyondan başka bir şey değil. Bu grup içinde kimi yazarların çok değil 2 hafta içinde yazdıkları yazıları yan yana getirdiğinizde; bu kadar kısa sürede bu kadar büyük fikirsel zıtlık olduğunu görüp şaşırabilirsiniz. 2 hafta önce CHP'de hiçbir fikirsel yenilik, toplumsal enerjinin olmadığını yazanlar; bugün CHP'nin toplumu süpüreceğini yazabiliyor. Daha ayrıntılı ve bol örnekli bir okuma için Hüseyin Yayman'ın haber7.com'da “CHP için ne demişlerdi, ne diyorlar?” yazı dizisine bakılabilir. Peki bu nasıl olabiliyor? Bunu anlamak gerçekten mümkün değil. Aslında bunu bir kavram çok iyi anlatıyor; “yandaş medya”. Gerçekten Doğan Medya Grubu'nun bu süreçteki yayın politikası ve yayınları sıkça eleştirdikleri yandaş medya için en bariz, en sığ örneği sergiledi.
Herşeye rağmen bu kurultay gerçekten CHP'nin siyaseten büyümesi toplumun farklı kesimleri ile buluşması için bir fırsattı ama kullanılamadı. Üç nedenden dolayı.
1. Kurultay salonu: Kurultay, salonda görsel unsurlardan kullanılan dile, yapılan konuşmalara kadar geçmişten hiçbir fark olmadığını gösterdi. Gerek açılış konuşmasını yapan Cevdet Selvi gerekse divan başkanı seçilen Kemal Anadol gerekse kurultay gündemi üzerine konuşma yapan il başkanları, milletvekilleri; “Silivri'ye selam” yollayarak yeni dönemdeki CHP'ye ilk darbeyi vurdular. Şüphesiz, Ergenekon davasındaki hukuki eksiklikleri dile getirmek, bunların giderilmesi için siyaset yapmak başka, orada tutuklu bulunanlara ideolojik olarak taraf olmak ve onları savunmak başka bir şeydir. Kurultayda olan ikincisi idi. Ki bunu PM'ye alınan bazı sembolik isimlerle de perçinledirler. Tabii sembolik ama önemli bir ayrıntıyı atlamamak lazım. O da Kılıçdaroğlu'nun salona girerken 28 Şubat'ın marşı olan 10. Yıl Marşı ile salonun coşturulması.
2. Kılıçdaroğlu'nun konuşması: Kaçan ikinci fırsat ise Kılıçdaroğlu'nun konuşması idi. Konuşmaya teknik itirazların çok fazla anlamı yok. Ama içerik ve nitelik olarak gerçekten tam bir hayal kırıklığıdır. Konuşmayı özetleyecek tek bir kelime var; popülizm. Gerçekten popülizm dozu çok yüksek bir konuşma idi. Hiç kimse aç yatmayacak, sosyal güvenlik şemsiyesi vs. bunlar söylem olarak çok güzel şeyler ancak, sonuçta unutmayalım ki bütün bunlar kaynakla mümkün. Muhtemelen bu kaynağı üretmek mümkün ama hiç değilse buna ilişkin ipucu verilebilirdi.
Mesela konuşmada Türkiye'nin temel meselelerine hiç vurgu yapılmadı. Kürt meselesi terör meselesine indirgenmiş ve herkese istihdam ve iş imkanı yaratılarak onlardan Kürt olmalarını isteyerek sorunu çözeceklerdi. Bu mümkün mü? Başörtüsü meselesi sadece merdiven altında kayıtdışı çalışan genç kızları sigortalı yapmakla çözülecek mi? Onlar okumak, üniversiteye gitmek istediklerinde ne yapacak CHP, okumalarına izin verecek mi? Alevilerin sorunu, gayrimüslimlerin sorunu. Bunlara ilişkin hiçbir ipucu yok. Anayasa değişikleri konusunda AB'ye yönelttiği eleştiri ise tam bir bilgisizlik örneği. AYM ve HSYK'nın yapılarına ilişkin değişikliklerle ilgili olarak AB'nin kendisi niye uygulamıyor diye soru-yor Kılıçdaroğlu. Gidip Almanya'nın, Fransa'nın, İspanya, İngiltere'nin aynı yapılarına bir baksın bakalım. Uzun konuşmanın tek olumlu yanı yüzde 10 barajının düşürülmesidir. Onun dışında konuşma tam biri hayal kırıklığı olarak büyük bir şansın yitirilmesidir.
3. PM Listesi: Tabii son olarak da PM listesi. Bu listeye bakıldığında görülecek ilk nokta; “kafası karışık bir liste” olduğudur. Bir tarafta alternatif sol arayışın ve başkan adaylarının olduğu listede, ulusalcı çizgiye yakın duranlar, Kemalizm'i sol zannedenler var. Bu kadar farklı eğilimlerden bir uyum üretmek mümkün mü? Mümkün olabilirse; bundan sonraki CHP'ye “neo-CHP” diyebiliriz.
Kısaca kurultay, CHP açısından bir yenilenme imkanının kaçırılmasıdır. Kurultayın en basit sonucu şudur; heyecan var ama bu heyecana karşılık gelecek yeni bir CHP'den bahsetmek mümkün değil. Bu durum açıkça sokakta, toplumun farklı ke-simlerinin umut ettiği bir değişimi ve yükselişi sağlamasının zorluğuna işaret zor. CHP'de başlayacak yeni dönemde ideolojik karşıtlık yerine siyasal proje ve söylem açılımı beklentisi şimdilik karşılığını bulamadı. Üstelik AK Parti karşıtlığı üzerinden, ulusalcı-Kemalist-Ergenekoncu bir koalis-yonun inşa olduğunu görmek de ayrıca bir soru işaretidir.
PM oylamalarında en az oyu alan, bu süreçte Kılıçdaroğlu'nun en büyük iki yardımcısı yani Gürsel Tekin ve Önder Sav olması sizde bir tesadüf olabilir mi? Olması mümkün değil. Belki de yazının sonunda CHP için ümit olabilecek tek şey CHP'de muhtemel bir “kurultaylar döneminin” başlamasının müjdesidir. Eğer böyle bir süreç başlarsa burada yaşanacak olan AK Parti'nin doğuşuna yol açan bir “yenilikçi-gelenekçi” ayrımdır. Burada Gürsel Tekin olası yenilikçileri temsil ediyor ama onun da PM için önerdiği isimler konusunu bir kez daha düşünmesinde büyük yarar vardır. Çünkü kendisinin, bu kadar küçük düşünmesini gerektirmeyecek kadar güçlü bir kamuoyu algısı vardır.
Evet CHP'de yeni bir dönem başladı ama başlayan dönemin geçmişten bir farkının olduğunu söylemek zor. Bu açıdan yapılan CHP nin sola, topluma açılması değil ulusalcı/Kemalist/Ergenekon çizgisine çekilmesidir.






