
Çok kıymetli İslam âlimi hocam: Raiyetiniz altında bulunan müntesiplerinizin, yaptıkları dizilerde mubah gördükleri çarpık ilişkiler Gayretullah''a dokunur. Mirzabeyoğlu''nun durumu Gayretullah''a dokunur. Mavi Marmara Gayretullah''a dokunur...
Şair şöyle diyor: ''Demedim dilimin ucuna gelen ne ise''… Evet. Demedik dilimizin ucuna gelen her ne ise. Belki bir mücemmil çıkar keser bu sesi diye. Neticelerin rehavetiyle aklımızı oturtup gözlerimizin minderine... Sadece izledik bir vakit olan biten nedir diye. Hah işte şimdi çıkar bir âkil, böler bütün kesretleri. O kadar ki arzuladık bir vahdet kesreti paramparça etsin diye. Bilemedik. Yatırlandık secdelerde. Gelmedi kimse. Gelen de ateşe alev çaldı. O kısım hep muallâk gitti semaya. Ne diyeceğimizi bilemedik. Bir zamandı, bekledik. Bekleyenler selamet bulur diye. Ama çalkanlandı, sulanmasını önlemediler, önleyemedik.
Bir cemaatin şahsı manevisi ne kadar kuvvet-i iman ise, o cemaatin aldığı sorumluluğun hakkını vermemesi de bir o kadar musibeti ğarabe, bela-i ammedir. Onu da bilirdik. Bir vakit bunu da paltolarımızda gizledik. Çok değil… Çıkar bir Furkan, ayırır süte karışmış kanı diye teskinleştik. Çok geçmedi henüz süt kanın yoluna girmişti ki, sohbet meclislerinde telef olan kalbi ölümler gördük. Ayrışan insanlar… Daha dün secdesini diğer başın niyetine bulamak isteyen şakirdi, bir diğer mümini bir kaşık suda boğmak isterken gördük.
Ama şahit olduklarımızdan ötürü kazananların Elhamdülillah ki, Ümmet-i Muhammed olduğunu gördük. Zarar görenlerin, göreceklerin kendi ayaklarına sıkanlar olduklarını bil-a kayd müşahede ettik. Diğer taraftan Kalbini İslam kardeşliğinin ihlâs trenine bağlamayıp, kurumsallaşmanın hiyerarşik düzenine bağlayanlarında maalesef kaybettiklerini gördük. Ve sizi kaybedenlerden gördük. Size üzüldük. Sizden nasiplenecek yeni nesillerin sizlerle ilgili oluşacak ön fikirlerine üzüleceğiz/üzüldük. Siz de üzüleceksiniz/üzüldünüz. Ümmet üzülecek. İşte o vakit Gayretullah üzülecek.
Ey şakirt şu ibareyi iyi hatırlarsın: ''Yaptığım hak ama tek hakikat benim yaptığımdır deme(ilgili risalenin ilgili metni). İnsanların bam telini alıp da kendini mazlum yapma. Allah seni nasıl yükselttiyse yükseldiğin yerden kaderine razı ol. Ene''ni besleme, haklı olduğunu düşünerek. Zihninde hayalî dünyanı kurup da geçmişin güzelliklerini kendine siper yapıp, sana inanmış olan gönülleri de tefrikaya düşürme. Hz Rasulullah''ın ifadesi ile: ''Fitnenin çıktığı yerde, al silahını(kalemini) toprağa göm. Sus içine at. İçine attığında ise deme ben fedakârım. Hatta gelip biri seni öldürmeye yeltendiğinde efendimizin buyurduğu gibi: ''Hz Âdem''in öldürülen oğlu ol.''
Sen ki görüşünü beyan etmişken, başka yollara tevessül etme. Yüce Allah ile mamur olunan kalplere ki, girmişsin: O kalbin içindeyim diye de, içtihadım kabul görmedi diye, o inanan sineleri talan etme. Bugüne değin yapılan tüm güzellikleri ve gelişmeleri sırf dediğin olmadı diye, senden nasiplenenleri âdeme mahkûm etme.
Allah davasını güden hiçbir tarikat ya da cemaat siyasete bulaşmamışken, düştüğün duruma yan. Nasıl ortada kıyafetsiz kaldığına… Hem böylelikle dilimize gelen her ne ise söyletme. Zekâtına, fitresine, sadakasına talip olduğun sokaktan, sen tüm infakları toplarken, sokakta oturan sırf senin topladıklarından dolayı, komşusu olan zengin ona yetiştirememişse, onun o buruk kalbinin sende netice vereceği musibete yan. Bırak şunu bunu. Kılı tüyü. Hangi büyük toplantılarda ben kurban olarak seçildim diye fısfısçı arama. İçine dön. Özüne bak.
Dilimize gelen her ne ise söyletme dedikse de, hakikatin karşısında da hizipleşmeyiz. Şimdi ey şakirt, sana izletilen o videolarda, hoca efendi illaki bir beşer unutmuş olabilir. Sen kendisine ya da biz sizi müsaade edin hatırlatalım: Sayın hoca efendisinin noktasını kaldır, yerine bir virgül koy ve şöyle devam edelim: Mirzabeyoğlu''nun durumu Gayretullah''a dokunur. Mavi Marmara Gayretullah''a dokunur. Bir mahallenin zekâtları ve sadakaları toplanırken, aç kalan insanın oğluna geçen sene giydirdiği kıyafet Gayretullah''a dokunur.
Çok kıymetli İslam âlimi hocam: Raiyetiniz altında bulunan müntesiplerinizin, yaptıkları dizilerde mubah gördükleri çarpık ilişkiler Gayretullah''a dokunur. Hudeybiye demişsiniz, Allah ki, sizi ''kıyas- ı ma-el Faruk'' yaptığınız yerden ağlatsın. İşte o vakit Gemi''nin nereden su aldığını fark edip, doğru olan safa ilerlemiş olursunuz. Hudeybiye''de taraflardan biri olan Hz Rasulullah''ın davası kurumsal değildi. Onların hiyerarşisi yoktu. ''Bu sizin fikriniz mi ya Rasulullah'' diye sorulduğunda, ''Evet bu benim fikrim'' dediğinde Efendimiz, biat edip amenna diyen değil; akli melekeleri ile itiraz edebilen bir sahabesi vardı. Yani akıllarını hocalarına teslim etmiş, al bu bizim aklımız bizim adımıza tart bizim adımıza biç diyen bir önderleri yoktu. Onların İslam adına toplanan paralarla yıllık 10 bin dolardan başlayan özel okulları yoktu. Onlar o anlaşmayı imzalarken taraf olan herhangi bir Müslüman''ın ortak olduğu bir dershanesi, kalbini bağladığı evlat ve iyalleri yoktu. Onların güzde gelen bir Bediüzzaman nimetini de yemediler; onlar varlığa düştükleri anda hüngür hüngür başımıza acep ne musibet gelir diye ağladılar.
O Hudeybiye Ashabı, ona buna yaranacağım diye, şefaat hakkım olsaydı bunu ilk Ecevit için kullanırım demediler. İslam''ın zor günler geçirdiği zamanlarda Rasulullah''ın arkasında durmamazlık yapmadılar; sizin Necmettin Erbakan''a yaptığınız gibi yani…
Sevgili hocam, efendim: Şunu iyi bilirsiniz ki, bütün dünya bir araya gelse Allahın hayır murat ettiğine zarar veremez. Yine bütün dünya bir araya gelse Yüce Allah''ın musibet takdir ettiğine hayır isabet ettiremez. Şimdi düşünme vaktidir, belki de kurumsallaştığınız o kadrolardaki insanlar birer kıyamet alametidir; şüphesiz. İşi ehli olmayanlar yürütüyordur! Kim bilir? Siz bunun karşısında Allah''a yalvarmaktan daha büyük ne yapabilirsiniz? Haşa! Siyasi iktidara Allah namına gazap mı besleyeceksiniz? Ümmet-i Muhammed''in şahsı manevisi yeteri kadar, kendisine ders çıkaracak kadar zarar gördü. Şimdi toplayıp valizleri, sohbet evlerinden tweet değil, eğilip rükûlara, secdeleri uzatma zamanıdır biteviye.






