
Temmuz ayında Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi, salt Rusya Ukrayna savaşı, Avrupa’nın güvenliği ve/veya savunma harcamaları ve uluslararası alanda artan güvenlik endişelerinin tartışılacağı bir toplantı olmayacağa benziyor. Zirve aynı zamanda NATO’nun yapay zeka, savunma sanayii, tedarik zincirleri ve kritik ham maddeler konularında yeni stratejik yönelimlerini şekillendirecek bir dönüm noktası olma potansiyelini taşıyor. NATO bağlamında yapılan hazırlıklar ittifakın teknolojik üstünlüğü, savunma üretimi ve yeni nesil güvenlik tehditlerine odaklandığını da gösteriyor.
YENİ GÜVENLİK DENKLEMİ
Soğuk Savaş boyunca NATO’nun temel önceliği askeri güç ve enerji güvenliğiydi. Ancak günümüzde Rusya-Ukrayna Savaşı itibarıyla artan savunma harcamaları, kullanılan ekipman ve mühimmatların çeşitliği ve yapay zeka entegreli sistemlerin askeri alanda artan kullanımı göz önüne alındığında güvenlik kavramının değiştiğini de söyleyebiliriz. Yapay zeka destekli komuta sistemlerin, otonom silahların, IHA ve SIHA’ların, gelişmiş radar ve kuantum teknolojilerinin; Nadir Toprak Elementleri, lityum, kobalt, grafit, galyum ve germanyum gibi kritik minerallere bağımlı hale geldiğini biliyoruz. Dolayısıyla NATO’nun önümüzdeki dönemde yalnızca savunma bütçelerini değil, savunma üretiminin ham maddelerini de güvenlik meselesi olarak ele alması bekleniyor.
2025 yılında Lahey Zirvesi’nde savunma sanayi kapasitesinin arttırılmasına ilişkin alınan kararları da bu dönüşümünün işareti olarak değerlendirebiliriz. Nitekim bu kararın öncesinde 2024 yılı içerisinde savunma kabiliyetine odaklı bir metodoloji kullanan NATO Sanayi Danışma Grubu (NIAG) tarafından müttefik savunma sanayisi için hayati önem taşıyan 12 savunma ham maddesinin listesi yayınlandı. Söz konusu listede; NTE, alüminyum, berilyum, kobalt, galyum, germanyum, grafit, lityum, manganez, platin, titanyum ve tungsten yer alıyor. İlgili liste kapsamında NATO, söz konusu bu minerallerin bulunabilirliği ve güvenli tedarikinin NATO’nun üstünlüğü ve operasyonel hazırlığı sürdürmesi adına hayati önem taşıdığını vurgulamakta.
Ayrıca NATO son dönemlerde “müttefikler arasında uygun şekilde kritik üretim kapasitesi, tedarik zinciri kapasitesi ve darboğazlara dair temel malzeme ve bileşenlerle ilgili riskleri” belirlemeyi hedeflemektedir. Bu bağlamda da Çin’in NTE ve kritik mineraller üzerindeki hakimiyetinin kırılması ve/veya Çin ile rekabete ABD ve AB’nin yanı sıra NATO’nun da dahil olduğunu ifade edebiliriz. Öyle ki NATO konuyla ilgili listede yer alan 12 kritik mineralle ilgili çok uluslu stoklama girişimlerinin kurulmasına dair araştırmalar yapmaya başlamış ve söz konusu araştırma NATO inovasyon ekosisteminden (DIANA, NIF ve Bilim ve Teknoloji Örgütü (STO) dahil) yararlanarak risk azaltıcı çözümler ve/veya daha fazla araştırma için uygun ikame malzemeler belirleyerek kritik malzeme ve teknolojiler için tedarik zincirinin dayanıklılığını arttırmayı hedeflemektedir.
KRİTİK EŞİK
NATO’nun son dönem açıklamaları ve aldığı kararlara bakıldığında ise yapay zeka, ileri teknolojiler ve savunma sanayii üretiminin öne çıktığını görüyoruz. İttifakın daha teknolojik ve daha dirençli bir yapıya evirilmesine yönelik yoğun bir çalışma söz konusu. NATO’nun hedefleri bağlamında da yeni dönüşümün iki farklı güvenlik zincirini tanımladığını söyleyebiliriz: İlki; kritik mineraller, çipler, veri merkezleri, yapay zeka ve savunma gücü. İkincisi ise; kritik mineraller bileşenleriyle elde edilen gelişmiş savunma sanayii ürünleri. Bu zincirlerin ilk halkasını kontrol eden ülkeler ise geleceğin güvenlik mimarisinde daha güçlü konuma yükselecektir.
TÜRKİYE’NİN MADEN POTANSİYELİ
Türkiye’nin, jeopolitik konumu itibarıyla kritik mineraller ve NTE bağlamında küresel tedarik zincirlerinde üstlenebileceği rol bugün çok daha da önemli hale geldiğini söyleyebiliriz. Avrupa’nın, Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında enerji bağımlılığının yarattığı riskleri tecrübe etmesi, benzer bir bağımlılığı kritik mineraller ve NTE alanında oluşmasını engelleme arayışını hızlandırdığını biliyoruz. Bu bağlamda da Türkiye’nin, Avrupa ile Asya arasındaki ticaret ve lojistik koridorlarının merkezinde yer alması, Orta Asya’nın zengin maden havzalarına erişim sağlayabilmesi ve NATO’nun güney kanadındaki stratejik konumu sayesinde salt transit bir ülke değil, aynı zamanda güvenilir bir tedarik ve işleme merkezi potansiyeline sahip olduğunu vurgulayabiliriz.
Özellikle Çin’e bağımlılığını azaltmaya çalışan Batılı ülkeler açısından Türkiye’nin, alternatif tedarik zincirlerinin önemli halkalarından biri olarak öne çıktığını görülmekte. Ayrıca belirtmek gerekir ki Eskişehir’deki NTE rezervi, Türkiye’nin jeostratejik değerine yeni bir boyut kazandırmıştır. Her ne kadar Türkiye’nin söz konusu rezervi, Çin’in küresel ölçekteki rezerv ve üretim kapasitesiyle kıyaslayabilecek düzeyde olmasa bile, mesele yalnızca rezerv miktarı olarak değerlendirilmemekte. NATO bağlamında Eskişehirde’ki rezervin güvenilir ve müttefik bir ülkede alternatif kaynak oluşturma potansiyelinin varlığıdır. Dolayısıyla Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi, Türkiye’nin savunma ve güvenlik alanındaki rolünün ötesine geçerek kritik mineraller, NTE, yapay zeka ve ileri teknolojiler üretimi arasındaki bağlantıyı gündeme taşıması adına önemli bir fırsat sunmaktadır.
Gelinen noktada Türkiye, NATO’nun gelecekte şekillenecek kritik mineraller ve NTE güvenliği politikalarında salt bir tüketici veya geçiş ülkesi değil, aynı zamanda stratejik ham madde ekosisteminin önemli bir aktörü olarak konumlanabilir. Sonuç olarak; Türkiye’nin kritik mineraller ve NTE alanındaki stratejik konumuyla Ankara’daki zirve yalnızca NATO’nun askeri geleceğini değil, aynı zamanda NATO’nun kaynak güvenliği stratejisini de şekillendirebilir.






