Hayat Nezihe MeriçGünümüz hikayeciliğinin anası

Nezihe Meriç: Günümüz  hikâyeciliğinin anası

Cumhuriyet kuşağının ilk kadın yazarı olarak anılan Nezihe Meriç’le yapılan söyleşiler “Kimse Hikâyeyle Aramda Geçenleri Anlamıyordu” başlıklı bir kitapta toplandı. Söyleşileri okurken Meriç’in Anadolu’da geçen çocukluk günlerinden kadın yazarlara uzanan hikayesine tanıklık ediyoruz.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Nezihe Meriç
Nezihe Meriç

ÂLİM KAHRAMAN

Nezihe Meriç’le yapılmış söyleşileri bir kitapta toplamışlar. YKY arasında çıktı. Kitabın adı: “Kimse Hikâyeyle Aramda Geçenleri Anlamıyordu” (Güzel bir isim ama uzun değil mi?). Seval Şahin hazırlamış.

Bu konuşmaları okuyunca bir kez daha anlıyoruz ki Meriç, Türk hikâyeciliğindeki bazı ilklerin insanı. İlk hikâyesiyle (“Bir Şey”, 1950) dikkatleri üzerine çekmiş, adına hemen bir özel sayı hazırlanmış (Seçilmiş Hikayeler dergisince), birden bire ünlenmişti. Bunlar kadar ilgi çekici başka şeyler de var hayatında. 1924 doğumlu olduğu için (1924’ün son günü doğmuş), Cumhuriyet kuşağının ilk kadın hikâyecisi olarak anılmıştır. Olabilir. Fakat daha da önemlisi şu: Hikayecilğimizin altın çağı, denilen 1950’li yıllar açılımına da öncülük etmiş. Konuşmalarının satır aralarından bunu kendisinin de kabullendiği anlaşılıyor. 1950 kuşağı diye anılacak ve İkinci Yeni şiiriyle aynı döneme denk düşecek bu kuşağın diğer hikayecileri Demir Özlü, Adnan Özyalçıner, Ferit Edgü, Leyla Erbil, Orhan Duru, Onat Kutlar, Bilge Karasu. Tüm bu bilgi ve yorumları bir araya getiren bazı yazarlar, Nazihe Meriç’ten “günümüz hikâyeciliğinin anası” diye söz etmişlerdir. Hepsi bir yana “ana” sözü, Meriç’e evcimen, etrafını kollayıcı, sevgi dolu tutumuyla da yakışır.

Kimse Hikâyeyle Aramda Geçenleri Anlamıyordu Nezihe Meriç Haz. Seval Şahin YKY Ağustos 2020 304 sayfa

Doğal olarak Nezihe Meriç, gökten zenbille inmiş değildir. Öncesi vardır. “Bir güç kaynağı” olarak söz edeceği Sait Faik, hep akılda tutulmalı. Söyleşilerinin bir yerinde de “Başka [türlü] öykü kuruluşları da olabileceğini ilk kez -taşralı bir çocuk olduğum unutulmazsa- Sait Faik’ten öğrendim” der. Ben bir isim daha hatırlatacağım burada. Meriç hiç sözünü etmez ama, Oğlumuz’daki (1949) hikâyeleriyle Tarık Buğra! Özellikle “Bir Şey” öyküsü, yer yer, Buğranın ilk hikayeleriyle aynı havayı teneffüs ediyor gibidir.

Sait Faik’te, modern hikâyeyi, kurallara aldırmamayı sever Nezihe Meriç. (“Eski tekne yeni hamura dar geliyor.”) Ondan hareketle kendi kuralsızlığını, modern hikâye anlayışını oluşturur. Onun için, ben örneksiz başladım, diyecektir.

ANADOLU’YU GEZEN BİR YAZAR

Nezihe Meriç’teki “taşra” sözünün üzerinde de durmak lazım. Bir göçebe hayatı olmuştur onun. Bir yerin yerlisi olmayı çok isteyecektir sonradan. Halbuki Gemlik’te doğmuş fakat çocukluğu, yol mühendisliği yapan babasıyla Anadolu’yu dağ bayır dolaşmakla geçmiştir. Bu durumu: “Babam, eşyalarımızı, ablamı, beni sırtına vurdu ve Anadolu’da dolaştı durdu” diye kelimelere dökecektir. En uzak ve ücra köşelerde “karayolları şebekesinin başıboş, özgür, serseri çocuğu” olarak büyümüştür. Karaköse’deyken oyun arkadaşı çocuklardan Kürtçe öğrenmiş, kültürlü ve şehirli bir ailenin çocuğu olmasına rağmen oyun arkadaşlarının aksanı ve tavırlarını benimseyerek annesini üzmüştür. On beş yaşına kadar büyük şehir görmemiş, balığı da on beş yaşında tanımıştır. Kendi hikayesini Sait Faik’in yazdıklarından ayrıştırırken çocukluktaki bu yaşanmışlık farkını öncelikle belirtir. “Ben, ta yıllar öncesi, Toroslar’da çan yapan çan ustalarını izlemiş, Toroslar’ı çan sesinin en güzel tınlayışında yaşamayı bilmiş, sevmiş adam değil miyim?” diye sorar. (Sait Faik, büyük şehrin ve denizin hikâyecisidir.)

Daha çok dışardaki çocuklara yakın, onlar gibi yaşasa da evdeki anne ve babadan gelenleri de unutmamak lazım. Çünkü çocuk etrafını gözler. Babası Arapça, Farsça ve Fransızca bilir. Kendisine danışılacak kadar dinî bilgi de sahibidir. Alaturka müzikle ilgisi beste yapacak derecelerdedir. Baba ve anne tarafından ailede müderris ve kadılar bulunmaktadır.

Ayrıca, her gittiği yere taşınan iki kitap sandığı vardır babanın. İyi bir okuyucudur. Nezihe Meriç de bu sandıktan rastgele çekip aldığı kitaplarla okumaya alışacaktır. Zamanla bir tutku haline dönüşecek okumaları böyle başlar.

KADIN YAZAR TANIMINI KULLANIR

Söylediğine göre, Türkiye’de “kadın yazar” sözü de Meriç’le beraber ortaya çıkmıştır. Kendi sıralamasıyla edebiyatta bu çizgi Leyla Erbil, Adalet Ağaoğlu, Gülten Akın, Sevim Burak, Füruzan, Sevgi Soysal, Afet Ilgaz, Tomris Uyar olarak devam eder. Kadınların toplumdaki kendi varlıklarıyla ilgili bilinçlenmesi adına buna memnun olurken bir konuşmasında “Ne cesaretle kadın yazar lafı edebiliyorsunuz” diyerek böyle bir ayrıştırmaya taraftar olmadığını da dile getirir. Erkeklerin daha çok erkek dünyasını anlatmaya yönelmesi gibi kadınlar da daha çok kadın dünyasını anlatır. Fakat yazarlıkta cinsel ayrıştırma yerine “insan” olmada birleşmeden yanadır Meriç.

Nezihe Meriç, kendi kişilik özelliklerinden yeri geldikçe açık yüreklilikle söz ediyor bu kitapta. Kendi yazdıklarını okumayı seven bir yazar o, “ben kendimi şaka maka çok severim” de diyor. Çocukluğunda biraz yabaniymiş. Aşırı huysuz, dikkafalı bir tarafı bulunmaktadır yazarın. Titizlik denen bir sinirlilik hali vardır. Ev işiyle uğraşmayı, yürümeyi, özellikle gördüğü yokuşları mutlaka çıkmayı sever. “Yaratıcı kaynak yaşamın kendisidir” diyor yazarımız. Kalabalık yaşamayı sevmektedir. İyimser, kendisiyle barışık, çok seven bir yaratılıştır onunki. Yapı olarak becerikli denen tiplerdendir. Peki, çocukluğumdan beri yalnız biriyim, “içinde yalnız yaşayan” biri.. sözü ne oluyor o zaman! Ben anlıyorum. Belki siz de bir çelişki bulmazsınız bu ikisi arasında: “Yazarın hem herkesinkine benzeyen hem x diyeceğimiz bir eklemeyle herkesinkinden ayrı bir dünyası vardır biliyorsunuz.” Bu (x) ilhama, hatta bir parça da metafiziğe inancıdır Meriç’in.

Kuralsızlıktan kendi kuralını çıkaran bir öykücü olan Nezihe Meriç’in kendimize ait olanın üzerine titreyen “koruyucu” bir tarafı da vardı. Bu kitapta, yaşadığı coğrafya, yaşadığı toplumla arısındaki sıkı bağlara değinen, cümleler kurar. “Kültürü[n]ün getirdiği değerleri korumayı bilen, yozlaşmaya başkaldıran” öykü kişileri bulunmaktadır.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.