Yavuz Bahadıroğlu, Muhteşem Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan ismini verdiği kitabıyla, uzun süredir Türkiye gündemini meşgul eden Osmanlı saray hayatı ve harem konusunda yapılan tartışmalara son noktayı koyuyor
O smanlı devletinin çeşitli dönemlerini ele alan kitaplar yazan Bahadıroğlu, Paradoks Yayınları'dan çıkan Muhteşem Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan kitabıyla gündemi uzun süre meşgul eden tartışmalara bir son veriyor. Moda akımlarla kitap yazmadığına, bunları 30 yıl önce yayımladığına dikkat çeken yazar, “O dizide Osmanlı sarayından ziyade Bizans sarayı var” diyor.
Ben bu kitabı 30 yıl önce yazmıştım. Yazmaya başladığım dönemde özellikle Osmanlı padişahları ders kitaplarında çok fazla hırpalanıyordu. Bunun doğrusunu ortaya koymak istedim. 30 yıl sonra bir dizi yapıldı ve oradaki birtakım hataları görünce de kitabı biraz güncelledim. Osmanlı sarayı nedir, işlevi nedir, bunları ilave ettim ki işin mahiyeti anlaşılsın kafa karışıklığı gitsin. Haremin kadın çiftliği olmadığı, padişahın da her istediğinde hareme giremediği anlaşılsın.
İnsanlar haremi tümüyle padişahın evi zannediyor. Harem padişahın evidir ama orası aynı zamanda bir mekteptir. Erkekler için enderun ne ise kızlar için de harem odur. Sekiz dokuz senelik çok cebri bir eğitim var haremde. Ahlaki açıdan, maharet açısından, inanç açısından, amel açısından ve müspet ilimler açısından, güzel sanatlar açısından en doğru eşi padişah için seç-meye çalışıyorlar. Bu bakımdan harem padişaha kadın “üreten” bir merkez değil Osmanlı Devleti'ne üst düzey yönetici yetiştiren enderun mezunlarına eş yetiştirme, aynı zamanda Osmanlı sarayına hizmetkâr yetiştirme merkezidir.
Erkek görüntüsü içinde olan hiçkimsenin kızların yanına girmesi onlarla muhatap olması mümkün değildir. Fatih Kanunnamesi'ne göre padişahlar haftada iki gün İstanbul'da oldukları müddetçe haremi ziyaret edebilirler. Ama haftada iki gün muntazaman hareme giren çoluk çocuğuyla birlikte olan padişah hemen hemen yoktur. Hele hele Kanuni Sultan Süleyman sözkonusu olduğunda.
Harem ağaları hadım olmalarına rağmen haremin koridorlarından içeri, kızların odalarına girmeleri mümkün değildir. Kösem Sultan'ın bu konuda “Bu idama muciptir” diye emri vardır. “Kapı dinleyeni, içeri gireni, namazında niyazında aksaklık edeni hiç geciktirmeden ve affetmeden kapının önüne asarım” diyor. Bu kadar tedbirli davranılıyor. Hatta bizim meşhur tarihçi Peçevi diyor ki: Güneş eğer erkek olsaydı hareme girmesine izin verilmezdi.
O dizide Osmanlı sarayından ziyade Osmanlı sarayı görüntüsü altında bir Bizans sarayı var. Süleyman adını kaldırın Konstantin yapalım, Hürrem adını kaldıralım Alexandra kalsın, saraya da Bizans sarayı diyelim rahatsaz olmam. Çünkü zaten bu haliyle ona benziyor. Bir de Hürrem Sultan'ın Türkçe'yi çok iyi kullandığını biliyoruz. Çünkü anadili dışında şiir yazmak fevkalede zor bir iştir. Fakat dizide bakıyorsunuz daha Süleyman diyemiyor.
Doğru yapılarak dikkat çekmek varken yanlış yapılarak dikkat çekmek doğru birşey olmasa gerek. Bediüzzaman'ın enteresan bir tespiti var: Batılı iyice tasvir etmek safi zihinleri idlal eder. Saf zihinleri dalalete götürür. Bu diziyi birçok genç izliyor ve cedleri hakkında yanlış kanaat ediniyorlar. Ben yasaklansın demiyorum, sözlerim yanlış anlaşılmasın. Ama bunun karşılığında doğruların yapılması gerekir. Kültür Bakanlığı bir sürü yanlış filmi destekliyor bir kere de doğru bir şey yapsın.
Hürrem oğlunu padişah yapmak istedi. Oğlu padişah olmazsa öldürülecekti. Ortada bir 'suç' varsa, bir 'günah' varsa bu Kanuni'nindir. Ama Kanuni'yi tenzih etmek isteyenler bir günah keçisi aramışlar ve Hürrem Sultan'ı bulmuşlar. Hürrem Sultan kurtarabilseydi Şehzade Bayezid'in hayyatını kurtarırdı. Hürrem Sultan'ın suçlanması doğru değil bunu haketmiyor. Haketseydi Şeyhülislam Ebu's-Suud Efendi cenaze namazını kılmazdı.






