
Gülsün Bilgehan, dedesi İsmet Paşa''nın "Milli Şef" unvanını kendisinin almadığını söylemiş..
Bu ünvanı Paşa''ya, Cumhurreisi seçilmesinin ardından yapılan CHP Kurultayı''nda bir komisyon vermiş..
Bilgehan, "Milli Şef" unvanını ve "CHP''nin Değişmez Genel Başkanlığı" sıfatını 1946''daki CHP Kurultayı''nda İsmet Paşa''nın kendi rızasıyla kaldırdığını da eklemiş sözlerine.
İlk bakışta Bilgehan''ın söyledikleri çok haklı gibi görünüyor sevgili okurlar ama İsmet Paşa''ya Milli Şef unvanının verilmesi ve kaldırılması birbirinden çok farklı iki döneme tekabül ediyor.
11 Kasım 1938''de Cumhurbaşkanı seçilen İsmet Paşa''ya "Milli Şef" ve "CHP''nin Değişmez Genel Başkanlığı" sıfatının CHP Kurultayı''nda itifakla kabul edilerek verildiği kuşkusuz doğrudur..
Lakin unvanların İsmet Paşa tarafından tereddütsüz şekilde kabul edildiği de bir o kadar doğrudur.
Meşhur Yunan tarihçisi Tukidides''in de vurguladığı gibi her kişi iktidarının sonuna kadar gitme eğilimindedir ve İsmet Paşa da unvanlarından kaynaklanan kişisel iktidarını sonuna kadar kullanmıştır.
***
CHP Kurultayı''nda tek bir kişi bile İsmet Paşa''ya bu unvanların verilmesine itiraz etmemişti.
"Cumhuriyet" gazetesinin patronu Nadir Nadi, anılarında bakın ne diyor sevgili okurlar:
"İtiraz etmek şöyle dursun, dünya şartları değişip de, İsmet İnönü ''Milli şef''lik ve ''Değişmez Genel Başkanlık'' payelerini kendisi üzerinden silkip attığı güne değin, biz onu avuçlarımız patlayasıya alkışladık."
O dönemde "Tek Parti -Tek kişi" yönetiminin başta Almanya ve İtalya olmak üzere kimi Avrupa ülkelerinde moda olduğunu hatırlamak gerekiyor.
1930''ların sonları ve 1940''ların başlarında bu modanın siyasi sistemlerle sınırlı kalmayıp resmi törenlere ve hatta kılık kıyafetlere bile yansıdığı görülecektir.
***
Milli Şef unvanının kaldırıldığı döneme gelince, Hitler ve Mussolini rejimleri ortadan kalkmışlar ama bu arada milyonlarca insanın ölümüyle sonuçlanan bir dünya savaşının da müsebbibleri olmuşlardı.
Türkiye, savaş sonrasında liberal-demokratik rejimlerin oluşturduğu yeni dünyaya ait olmak istediğinden çok partili sisteme geçme eğilimindeydi.
Savaş sonrasında faşist rejimler çökmüş ve galip devletlerin gözetimi altında çok partili rejimlere geçiş süreci başlamıştı.
Öte yandan Sovyet Rusya da Türkiye''ye yönelik kimi taleplerini incelikli ama tehdit edici bir baskı politikasıyla sürdürüyordu.
Türkiye''nin önünde "Batı ittifakı" içinde yer almaktan başka bir yol görünmüyordu.
***
1945''te San Franscisko Konferası''na katılan Türk heyetinin çok partili serbest seçimlere geçileceği yönünde verdikleri mesaj da Türkiye''nin içerde ve dışarda siyasi yörüngesinin değişeceğini gösteriyordu.
Öyle de oldu..
Milli Şeflik rejimi demokrasi yönünde dışa ve içeriye doğru açılmaya başladı..
Hem "Ebedi Şef(Atatürk)", hem "Milli Şef(İsmet Paşa)" döneminin muhafazakar Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak''ın muhalif solcu aydınlarla birlikte "İnsan Hakları Derneği" kurduğu bir dönem başlamıştır.
Çok partili sisteme geçilmiştir ve 21 Temmuz 1946 seçimlerine bir ay kalmıştır.
10 Mayıs 1946''da yapılan CHP İkinci Olağanüstü Kurultayı''nda Milli Şef unvanı ve Değişmez Genel Başkanlık kurumu kaldırılmıştır.
İster gönüllü, ister gönülsüz, İsmet Paşa''nın bu unvanlardan vazgeçmekten başka bir seçeneği yoktu.
Gülsün Bilgehan''ın Milli Şeflik ile ilgili olarak söylediklerinin gerçeği budur.
Gazetecilerin diğer meslek erbabı kişilerden çok daha fazla dikkatli ve uyanık olmaları sorumluluğu vardır.
Ülkemizi kaosa sürükleyebilecek nitelikteki olaylar karşısında soğukkanlı yorumlar yapmaları da en başta gazetecilerden beklenir.
Danıştay Saldırısı''nın akabinde hükümete muhalif gazeteciler tarafından yapılan yorumlar fos çıkmıştır.
Bu tür yorumları yapan gazetecilerin kamuoyuna bir özür borçları bulunuyor doğal olarak..
Bazı meslektaşlarımız özeleştiri yaptılar ama bazıları da kendilerini haklı çıkarmaya devam ediyorlar.
Bunun bir örneğini "Vatan" gazetesi yazarı Ruhat Mengi''nin Star Tv''deki "her açıdan" programında izledim pazar günü.
Ruhat Mengi, Danıştay Saldırısı''yla ilgili yaptıkları yorumlar yüzünden kimi gazetecilerin eleştirilmesini eleştirdi.
Alparslan Arslan''ın "Bu saldırıyı türban özgürlüğü için yaptım" diye konuşmasına atıfta bulunan Mengi''nin, "Adam öyle söyleyince bu yazarlar da ona göre yorumlar yaptılar" mealinde konuşarak sözkonusu yazarları haklı çıkartmaya çabalaması kayda değerdi.
Ee zaten sözkonusu şahıs öyle diyecek ki kimi gazeteciler de hükümet aleyhtarı yorumlar yapabilsinler.
Sorumlu gazetecilik olayların ne yöne doğru gittiğini görerek yayın yapmaktır..
Çıplak gözle bakılsa bile Danıştay Saldırısı, ülkeyi siyasi kaosa sürükleyecek nitelikte bir provokasyondur.
Dilim varmıyor söylemeye ama yine de söyleyeceğim..
Demek ki bazı meslektaşlarımız olayların Türkiye''yi nereye götürdüğünü bile bile bu tür yorumları yapmakta beis görmemişler.
Yine dilim varmıyor ama yine söyleyeceğim..
Demek ki ülkenin kaosa sürüklenmesinde kimi meslektaşlarımızın da açık etmedikleri bir çıkarları var.
Başka türlü yorum yapamıyorum, çünkü bu kadar aptallığı meslektaşlarıma yakıştıramıyorum.
"1 Mayıs" için yapılan analizler arasında en fazla dikkatimi çeken Yavuz Semerci''nin analizi oldu.
Hemen söyleyeyim, "1 Mayıs 1977" tam bir provokasyondu ve olayları kızıştıran ''sol gruplar'' bunun farkında bile değillerdi.
"1 Mayıs''ta Taksim''de olmak" başlıklı Gazeteport''taki yazısında Semerci şöyle demiş:
"33 yıl önce 16 yaşında bir lise öğrencisi olan bendeniz, meydandaki heykele tırmanmıştım. İlk silah patladığında kendimi aşağıya atmıştım. O heykelin önüne gittim. Yine sol gruplar buraya konuşlanmış ve heykelin üzerinde yine öfkeli sloganlar atan 16, 17 yaşında gençler vardı. Gençlik hiç değişmiyor. Sadece onları yaşatan, yaşamalarını önemseyen, hayata hazırlayan, tepkilerine rağmen ölmelerine izin vermeyen siyasi bir ortam var artık."
Hakikaten 1977''deki siyasi ortam, gençlerin ölmesini zerre kadar önemsemiyor ve provokosyanlar kolayca gerçekleşebiliyordu.
12 Eylül öncesinde kaç bin delikanlı ayrıldı aramızdan, kaç bin delikanlının istikbali söndü biliyor musunuz?
O karanlık günlerden bugünlere geldik..
Dolayısıyla, Semerci''nin dikkat çektiği bu siyasi ortamın kıymetini bilelim.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.