Gaflet ve dalalet

04:0021/03/2026, Cumartesi
G: 21/03/2026, Cumartesi
Ali Saydam

Konuyu 2 Mayıs 2019 günkü köşe yazımızda ayrıntısıyla dile getirmiştik. Kanal yeni kurulmuştu ve yazımız şöyle bitiyordu: “Yan yana gelenlere bakın: Almanya, Fransa, İngiltere ve ABD’nin istihbarat birimlerinin denetimi ve yönetimi altında faaliyet gösteren devlet radyoları… Hangi konuda birleşiyorlar? Türkiye’ye ayar verme konusunda… Keşke yanlarına Sputnik, International Public Radio of Armenia (eski adıyla Radio Yerevan), Roj TV’yi falan da alsalarmış, bir de tabii bunların memleket içindeki

Konuyu 2 Mayıs 2019 günkü köşe yazımızda ayrıntısıyla dile getirmiştik. Kanal yeni kurulmuştu ve yazımız şöyle bitiyordu: “Yan yana gelenlere bakın: Almanya, Fransa, İngiltere ve ABD’nin istihbarat birimlerinin denetimi ve yönetimi altında faaliyet gösteren devlet radyoları…

Hangi konuda birleşiyorlar? Türkiye’ye ayar verme konusunda… Keşke yanlarına Sputnik, International Public Radio of Armenia (eski adıyla Radio Yerevan), Roj TV’yi falan da alsalarmış, bir de tabii bunların memleket içindeki yardakçılarını…”

Aradan yedi yıl geçti…

Psikoloji dünyamızın duayen ismi, kıymetli dostum ve İEL’li kardeşim Prof. Dr. Acar Baltaş bize bir video gönderdi. @yavuzyigit hesabında yayınlanmış bu ‘reels’ videosunu merakla izledik.

Kendisini “gençlik işçisi” olarak tanımlayan Yavuz Yiğit, çocuklara ve gençlere yol gösterecek sivil hareketlere öncülük ediyormuş. Türkiye’de dört yüzden fazla okulda sosyal girişimcilik, münazara, hitabet ve liderlik konularında dersler vermiş. Çocukları hayata katmak ve harekete geçirmek için “OkulDışı” platformunu kurmuş.

Aşağıda yorumlarının özetini sunacağımız Yiğit, “Türkiye’nin en kötü kanalı” dediği +90’ı ‘evil’ (şeytan, kötücül) olarak tanımlamış. Kanal kurucuları; Deutsche Welle (Almanya), BBC (İngiltere), Voice of America (ABD) ve France 24 (Fransa). Yani Batı’nın dört büyük medya devi el ele vermiş, bizlere hizmet (!) sunuyorlarmış.

“Türkiye’de yaşanmaz, burada gelecek yok” görüşünü savunan, “Siz burada mutsuzsunuz” diyen kanal, o meşhur çıkış biletini de uzatıyormuş: “Almanya’da doktor olun, Amerika’da bakıcı olun...”

Modern insan kaynakları operasyonuyla gençlerimizi; topraklarımıza yabancılaştırıp, Batı için hazır ve ucuz iş gücü hâline getirmeyi hedefleyen profesyonel bir beyin avcılığı ile karşı karşıyayız sanki.

Meseleye ekonomi kılıfı dikenler, en güçlü kalemiz olan aile yapımıza ve kültürel dokumuza karşı da sistemli bir taarruza girişmişler. Hedef; gençlere aileleriyle nasıl uzlaşacaklarını değil, nasıl çatışacaklarını öğretmek.

Bunu yaparken, henüz kendini tanımayan 7-8 yaşındaki sabilerin cinsiyet rollerini tartışmaya açacak kadar da ileri gidiyorlarmış. ‘Sınırsızlık’ adı altında her türlü marjinal yönelimi ‘ideal yaşam standardı’ gibi sunarak bir kimlik erozyonu yaratmaya çalışmışlar. Çağrı açık: “Eğer burada bu ‘özgürlükleri’ yaşayamıyorsan, gel bize; hem iş hem kimlik verelim.”

Yiğit’in ifadesiyle; “Aslına bakarsanız +90’ın tek bir dürüst tarafı var; o da kimin adına, ne amaçla çalıştığını saklamaması. Kartlarını açık oynuyorlar.” Cürete bakın!

Aslında DW Türkçe’nin yöneticisi Erkan Arıkan Kasım 2018’de göreve başladığında yapılan haberde her şey açıkça ifade edilmişti: “Türkiye’deki otoritelerin baskıcı önlemlere başvurmasından duyulan endişe nedeniyle bağımsız Batılı medya kuruluşları ile çalışmayı reddeden potansiyel partnerlerin sayısı giderek artıyor. Bu nedenle DW açısından kendi platformlarını güçlendirmek ve sosyal medya kanallarını geliştirmek giderek daha fazla önem kazanıyor.”

Burada Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün o tarihî sözünü bir kez daha yâd etmekte yarar var: “Asıl olan iç cephedir. Bu cephe bütün memleketin, bütün milletin meydana getirdiği cephedir. Dış cephe, doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silahlı cephesidir. Bu cephe sarsılabilir, değişebilir, mağlûp olabilir; fakat bu durum, hiçbir zaman bir memleketi, bir milleti yok edemez. Önemli olan, memleketi temelinden yıkan, milleti tutsak ettiren,

iç cephenin çökmesidir.”

Kavramlar da kafalar da karışmasın

Kültürümüzün en değerli unsurlarından olan vefa duygusunun altını çizen ne güzel atasözümüzdür: “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır”. Nescafe Gold, İstanbul Modern ve Migros, bu sözden yola çıkarak “Bu Fincan Sanat Yolunda” projesi için iş birliği yapmışlar. İletişim çalışmaları için bazı dersler çıkabilir…

Örneğin: şu üç pazarlama iletişimi aracının zaman zaman karıştırıldığını görürüz; Sponsorluk, Sosyal Amaca Yönelik Pazarlama (Cause Related Marketing-CRM) ve Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS). Özellikle de aralarında çok ciddi farklar bulunan KSS ve CRM’nin…

CRM, adı üstünde ‘satış odaklı’ bir pazarlama tekniği. Tüketiciyi sizin markanızdan alışveriş yapması için teşvik etme amacı taşır. Oysa KSS denilen çalışmalarda, doğrudan satış hedefi bulunmaz. Topluma, çevreye sürdürülebilir bir katkı sunma amacıyla tasarlanır ve uygulamaya konulurlar.

Proje neymiş? Nescafe Gold, sanat eğitimini İstanbul Modern’in uzmanlığıyla ve Migros’un desteğiyle farklı şehirlere taşıyormuş… Bunun için Anadolu’daki güzel sanatlar mezunlarına yönelik çeşitli atölyeler düzenlemişler. 25-35 yaş arası genç sanatçılara açık olan programa katılanlar da İstanbul Modern onaylı katılım belgesi almaya hak kazanmışlar. İşte buraya kadar her şey, bir KSS projesine işaret ediyor gibi…

Ancak projenin bir CRM olduğunu şuradan anlıyoruz: Firma, özel paketin üzerine “Bu fincan genç sanatçıları destekler” yazmış, İstanbul Modern’i etiketine eklemiş ve Migros’ta satışa sunmuş… Yani, hedef kitleyi ‘sosyal amaç’ taşıyan bir kampanyaya ikna etmek için gayet güzel bir CRM hazırlamış…

Kavram karmaşası yaşayanlar için konu açıklığa kavuşmuştur inşallah… Özellikle de genç iletişimci arkadaşlarımız için…


#Toplum
#Aktüel
#Ali Saydam