Habaset erbabı çatlasın...

04:007/05/2026, Perşembe
G: 7/05/2026, Perşembe
Ali Saydam

Ne kadar çok şeyi açıklığa kavuşturan bir sözdür: “Meyve veren ağacı taşlarlar.” Geçmiş zaman tabii… Atalarımız da durumu bir yere kadar öngörebilmişler… Hakikatin eğilip büküldüğü, haysiyet denen değerin yerle bir edilmesinde beis görülmediği günümüzde o lafa getirilecek küçük bir ‘revize’ çok işe yarayabilir: “Meyve verecek ağacı, daha fidanken taşlarlar”… Bu durumun en güzel örneklerinden biri İGA İstanbul Havalimanı oldu… Yapılmasın diye ne tepindiler... Yapıldı, itibarına saldırdılar da saldırdılar…

Ne kadar çok şeyi açıklığa kavuşturan bir sözdür: “Meyve veren ağacı taşlarlar.” Geçmiş zaman tabii… Atalarımız da durumu bir yere kadar öngörebilmişler… Hakikatin eğilip büküldüğü, haysiyet denen değerin yerle bir edilmesinde beis görülmediği günümüzde o lafa getirilecek küçük bir ‘revize’ çok işe yarayabilir: “Meyve verecek ağacı, daha fidanken taşlarlar”…

Bu durumun en güzel örneklerinden biri İGA İstanbul Havalimanı oldu… Yapılmasın diye ne tepindiler... Yapıldı, itibarına saldırdılar da saldırdılar… Batı’nın zihinsel kolonizasyon operasyonunun en etkili olduğu “Batılılar yapmış abi” tayfasından tutun da “Bu hükûmet dünyanın en doğru işini yapsa bile alkışlayacak hâlimiz yok” diyebilecek kadar altı boş muhalefet yaptığını gizlemeyen, vatan mefhumundan uzak çıkar sahiplerine kadar, ne kadar kara propagandacı varsa hiç boş durmadılar…

Peki, 8 yıl önce bir Cumhuriyet Bayramı’nda, Cumhuriyet tarihinin en büyük altyapı projesi olarak hizmete başlayan İGA ne yaptı?..

Küresel havacılığın merkezine oturdu!.. Turizme, ticarete, kültürel etkileşime zemin sundu… Millî ekonomimize kattığı değer her yıl artarken, dört sene içinde sağlayacağı doğrudan ve dolaylı istihdamın 472 bin kişi olacağı öngörülüyor… Kısa süre önce F1’in ülkemize dönmesinin gerekçelerinden biri bile İGA’nın varlığı…

Şimdi de 4. pist ve otel yatırımlarından hemen önce, yeni bir yatırımın açılışı yapıldı… Kişiye özel ağırlama hizmetlerinde küresel bir dev olan Jetex ile birlikte hayata geçirdikleri Genel Havacılık Terminali…

Uluslararası uçuş yolcularının ve özel uçakların kullanabileceği yeni terminalin, dünyanın en zenginlerinin, en etkili isimlerinin İstanbul’a, Türkiye’ye adım attıkları kapı olması bekleniyor… Bölgemizin ve aslında dünyanın çalkalandığı şu dönemde İGA nasıl ki yabancı yatırımcıyı ülkemize çekmiş, Türkiye’nin güvenli liman algısını pekiştirmişse, Jetex/İGA da yeni yatırımlar, döviz girişi, başka bir deyişle ülkemizin marka değerinin daha da yükseltilmesi, turizmin, ticaretin ivmelenmesi için çok değerli fırsatlar sunacaktır…

Türk sanatçıların eserlerinin yer aldığı Terminal binasının tasarımı, AKM’de de imzası bulunan, liseden kıymetli okul arkadaşım mimar Murat Tabanlıoğlu’na ait… Yani? Yani, sadece mühendislik, havacılık başarılarımız değil, kültürümüzle beslenen her türlü üretimimiz için de bir vitrin kazanmış olduk… Tabanlıoğlu’nun İstanbul’un endemik bir bitkisi olan ‘nazende çiçeği’nden esinle tasarladığı bu tesis, bizce İstanbul’a çok yakıştı… Dünkü açılışta gezme fırsatı bulduğumuz ultra konforlu mekânın iç düzeni de yaşama sanatının en rafine biçimiyle özene bezene hazırlanmış…

Bakalım bu sefer ne diyecek habaset erbabı?..

‘Yeni normalin’ yeni dertleri

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından yayınlanan “Psikososyal çalışma ortamı: Küresel gelişmeler ve izlenecek adımlar” raporu, ‘iş kazası’ tanımının yeniden ele alınması gerektiğinin altını çizmiş.

Çalışmaya göre; iş yerlerindeki stres, zorbalık, tükenmişlik, iş güvencesizliği gibi psikososyal risk faktörleri’nin neden olduğu kardiyovasküler hastalıklar ve ruhsal bozukluklar, yılda 840 binden fazla çalışanın yaşamına ve GSYH’nin yüzde 1,37’sinin kaybına neden oluyormuş.

ILO’nun tahminlerine göre, dünya genelinde çalışanların yüzde 35’i haftada 48 saatten fazla çalışıyormuş ki, uzun çalışma saatleri bu kritik psikososyal risk faktörlerinin ilk sırasındaymış. Özellikle pandemi sonrası ‘evden çalışmaya’ kilitlenmiş, bu nedenle de kurumsal kültür ve değerlerden nasibini alma şansını bir hayli yitirmiş, sürekli şikâyet eden, kendinden ve çevresinden kopuk çalışanların kulakları çınlasın…

Bir de daha beteri, presenteeism varmış… İşe gitse de ruhu orada olmayanların yarattığı “sessiz boşluk” nedeniyle küresel ekonomide trilyon dolarlık açık oluşuyormuş.

Dijitalleşme de iki ucu keskin bıçak bir başka mesele… İşi kolaylaştırması beklenen yapay zekâ, çalışanların üstündeki izlenme baskısını artırmış. Çalışanın her nefesini takip eden algoritmalar, anksiyeteyi ‘yeni normal’ hâline getirmiş. Uzaktan ve hibrit çalışma modellerinin iş ve özel hayat dengesini bozmasına karşı ILO “çevrimdışı olma hakkı”nı savunur olmuş…

Bir iki hafta önce bu konuyla ilgili bir gelişme bizde de medyaya yansımıştı… Haberde, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nin, mesai saatleri dışında yapılan iş içerikli yazışmaları ve verilen talimatları çalışma süresine dahil ettiği yazıyordu. Davada, işçinin mesai saatleri dışında da WhatsApp grubu üzerinden iş takip etmek zorunda kaldığı, raporlama ve talimatlara yanıt verdiği tespit edilmiş. Mahkeme, bu durum “fazla mesai” kapsamında değerlendirilmeli, demiş…

ILO’nun çalışmasında sadece sorunlar değil, çözüm önerileri de yer alıyor. Örneğin, iş yükünün çalışanların kapasitesine göre ayarlanması, görev tanımlarının netleştirilmesi ve en önemlisi; çalışana kendi işi üzerinde kontrol ve özerklik verilmesi, çalışan memnuniyeti ve tavsiyesi (NPS) kadar adanmışlığın artırılması gerektiğinin altı ısrarla çiziliyor.

Hepsi bir çırpıda sayılan bu çözüm önerilerinin arkasında çok ciddi çalışmalar, sınanmış teoriler, neredeyse santim santim ölçümlemelerle yürütülen iyileştirme süreçleri var… Asıl başarının, insan kıymetlerine yatırım yapmaktan geçtiğini bilen herkesin bu yöntemleri ciddiyetle incelemesinde yarar olabilir.

#ekonomi
#toplum
#Ali Saydam