Müslümanların gündemine modern dönemde girmiş bir tartışmadır: Önce insan sonra Müslüman olmak mı, yoksa önce Müslüman sonra insan olmak mı?
Modernlerimiz bu soruya tereddütsüz “önce insan olmak” şeklinde cevap vermekte tereddüt etmez. Daha “dindar” olanlarımız bakımındansa elbette önce “Müslümanlık” gelir.
Bana göre her ikisi de “aceleyle” verilmiş cevaplar. Açayım:
Soruda yer alan temel vurguların, yani “insan olmak”la “Müslüman olmak”ın temel kimlik unsurları olarak neyi anlattığı, neye tekabül ettiği son derece önemli. Cevap da kaçınılmaz olarak bu iki tabirin içinin nasıl doldurulduğuna göre değişecek.
“İnsan»la neyi kastediyoruz? Muhtemel cevap: Vicdan sahibi, başkalarına zarar değil fayda veren, dürüst, adil, merhametli… birey! Dolayısıyla bir insanda bu erdemler varsa, onun hakkında karar verirken Müslüman olup olmadığı sorusunun cevabı ancak ikinci planda ele alınabilir.
“Müslüman”la kastedilen nedir? Muhtemel cevap: İtikat ilkelerini ve ibaretlerini önemseyen birey!
Soruyu bu zaviyeden cevaplandıracak olursak elbette “insan” olmak önce gelecektir!
Peki mesele bu kadar besit mi?
Söz gelimi “insan” kelimesinin içini doldururken temel alınan vasıflar ne kadar “objektif”tir? Müşahhas ilerleyelim:
“Vicdan” nedir? Bu soruya “İyi ile kötünün/doğru ile yanlışın birbirinden ayırt edilmesini sağlayan hassadır” şeklinde cevap vermek mümkündür. Bunu doğru kabul edin ya da etmeyin, “vicdan”a getirilecek her tarif meseleyi çözmesi şöyle dursun, daha da karmaşık hale getirecektir. Zira “iyi/doğru” ve “kötü/yanlış” kelimelerinin içini doldururken gerçekten “objektif” kıstasları esas alıp almadığımız sorusu hiçbir zaman “evrensel” geçerlilikte cevaplandırılamayacaktır. Bir başka şekilde söylersek, neyin “iyi/doğru” ve neyin “kötü/yanlış” olduğu sorusunun objektif bir cevabı yoktur! Bir inanç ve kültüre göre “iyi/doğru” olanın başka bir inanç ve kültüre göre öyle olmadığı gerçeği, bu alanda “objektivite”nin mümkün olmadığını gösteren en müşahhas hakikattir.
“İnsan»ın tarifinde zikrettiğim diğer unsurlar için de aynı tartışmayı rahatlıkla yürütebiliriz.
Günümüzde “insan” olmayı önceleyen bakış açısının daha “çarpıcı” bir problemi de meseleyi modern değerler ekseninde ele almakla malul oluşudur. Sadece bu bile, insan olmaklığın zamana ve mekâna göre değişkenlik gösteren sübjektif bir durumu anlattığını söylemeye fazlasıyla yeter. Modern insana bundan 300-500 yıl öncesinin değer yargıları hakkında ne düşündüğünü sorsanız, yüzünün buruşmasından bile kanaatini anlayabilirsiniz!..
Peki ya “Müslümanlık”? Bu kelimenin içinin münhasıran yukarıda ifade ettiğim tarzda doldurulması ne kadar doğrudur? En basitinden “Hayru’n-nâs men yenfa’u’n-nâs” (en hayırlı insan, insanlara faydalı olandır) düsturunu temel ittihaz ederek konuya farklı bir açılım getiremez miyiz?
Doğrusu bu da o kadar basit değil! Zira bu defa da “fayda nedir”? sorusu karşımıza dikilecek! Bir kimse bankaya yatırdığı paradan elde ettiği faizle başkalarına yardım etse yukarıdaki hadisin anlattığı şeyi yapmış olur mu mesela? Aynı şeyi, mesela “ma’rûf” ve “münker” kavramları için de rahatlıkla gündeme getirebiliriz.
Netice-i kelam, “insan mı, Müslüman mı» sorusuna hiçbir zaman “evrensel” bir cevap verilemeyecek; aslına bakarsanız verilmesi de gerekmiyor. Kur’an’daki pek çok ayetin “Ne var ki insanların ekseriyeti bilmiyor” ya da “Ne var ki insanların ekseriyeti iman etmiyor/etmeyecek” cümlesiyle bitiyor olması da bunu gösteriyor olsa gerek.
Yine de bu tartışmada “insanlık”la “Müslümanlık”ın hiçbir kesişim alanı bulunmadığını düşünmeyi de doğru bulmam. Efendimiz’in (s.a.v) bi’setin ilk yıllarında mustaz’af Müslümanları Mekke müşriklerinin eziyetinden korumak amacıyla Habeşistan’a hicrete teşvik ederken “Orada kimsenin zulüm görmesine izin vermeyen bir hükümdar var”1 buyurması sözü bahsettiğim alana dair ciddi şeyler söyler.2
Diğer bir netice-i kelam, Müslümanlıktan nasibini alamamış insanlar da insanlıktan nasibini almamış Müslümanlar da nakıstır ve bu durum hiç değişmeyecek.
Hayırlı cumalar…
1 - İbn Hişâm, I, 321.
2 - Bazı kaynaklarda Efendimiz’in (s.a.v) “Ben adil kral Enuşirvan döneminde dünyaya geldim” buyurduğu nakledilir. Bu rivayet uydurmadır.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.