Büyük Taarruz’un 104. yılında, dönemin ruhunu edebî metinler ışığında aramak... (1)

Fatma Barbarosoğlu
Fatma BarbarosoğluYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 28/08/2026, Cuma • Yeni Şafak Haber Merkezi
Büyük Taarruz’un 104. yılında, dönemin ruhunu edebî metinler ışığında aramak... (1)

Bayramların millî ve dinî diye ayrılmadığı bir evde büyüdüm. Bayramlar millî ve dinî olarak ayrılmazdı, lakin kendi içinde önem dereceleri farklıydı. Bizim için ille de 30 Ağustos Zafer Bayramı.

Yunan İşgaline maruz kalmış bir köyün evladı olarak henüz evlere televizyonların girmediği, hatta elektrik ve suyun bile olmadığı 1970’li yılların o yaz sıcaklarında köyün delikanlıları hasat zamanını “Abide zamanı” ile eşleştirir, harmandan kalkmış olmanın sevincini Dumlupınar’da yapılacak kutlamalara katılarak taçlandırmak isterdi.

Sadece yaz tatillerinde köyde olduğum için köyün delikanlılarının ve eli ayağı tutan büyüklerin o kadar yolu merkep sırtında gitmelerini -ki aralarında yürüyerek gidenler olduğunu da duyardım- anlayamazdım.

Köyün muhteşem hafızası olan babamı, yazık ki zihninde kayıtlı onca el değmemiş hikâye, bohçası açılmamış hatıra yumağı varken 28 Ekim 2025’te kaybettik. Ki büyükannemi de 28 Ekim 1997’de uğurlamıştık. İkisini de toprağın koynuna yerleştirdikten sonra 28 yıl arayla aynı cümle gezindi zihnimde: “Çocuklar bayram ediyor...”

Babamda bohçası açılmamış hatıra yumağı varken dedim ya, mesela en önemli sahneyi babacığım ölüm döşeğinde iken anlattı: “Köy Yunan işgali altında, dedem muhtar. Türk Birlikleri Düzağaç’a kadar geliyor. Oradan havan topu atıyorlar, bizim eve isabet ediyor. Takdir-i ilahi patlamadan bahçeye düşüyor.”

Bir vesile ile belki bir gün size Yunan işgalindeki köyümü anlatırım. Ama şimdi 1918-1922 yıllarının edebî kamudaki hâletiruhiyesine kaldığımız yerden devam edelim.

Geçen Cuma, Yahya Kemal’in “Hepimiz İhtiyarladık mı?” isimli makalesinden, cephede iken kendisinden yeni yayımlanan şiiri göndermesini bekleyen gencin Millî Mücadele sonrasında gerçek hayata dair okumak istemediğini, sadece aşk hikayesi okumak istediğini söylediği satırları dikkatinize sunmuştum.

O yazı ile ilgili olarak daha önce de görüşlerini dikkatinize sunduğum, adı bende saklı yazar arkadaşım şunları yazdı:

“Bugünkü yazınızda Yahya Kemal’in bahsettiği genç, hayattan bahsedenleri elbette sevemezdi. Herkes başına gelenlerden başka başka etkilenir. Bu genç aşka bakıyor, aşk istiyor, aşk arıyor, ki hakkıdır, ölümle koyun koyuna yatmış çünkü. Hayattan bahsedilmesini değil, hayatı yaşamayı istiyor. Çetin bir harp meydanından sağ kurtulmuş gelmiş birisiyle bizim durumumuz çok farklı. Bizim savaşımız içimizde, nefsi/arzuyu kontrol etmek elimizdeki bu sihirli telefonlarla çok zor. Bunu söylemekle beraber çok da karamsar değilim çünkü sosyal medyanın kodlarını bilen gençler -sayılarının az olmadığına inanıyorum- gösterilenin bir imaj, bir performans olduğunun farkındalar. Bahsettiğiniz okuma kulüpleri ise çok önemli, bir metni derinlikli okumayı ilkokuldan itibaren müfredata eklemek gerek. Hürmetler bu vesile ile.”

U.E.

Peşinden gideceğimiz soru şu: Birinci Dünya Harbinden çıkmış gençler “gerçek hayata dair” metinleri neden okumak istemiyordu? Yahya Kemal’in satırlarında gerçek hayatın ne olduğuna dair iz sürebileceğimiz bir ipucu yok. Eğil Dağlar’daki metinler 1918-1922 yıllarında kaleme alınıp yazıldığına göre bu tarihlerde yayımlanan romanlardan ilerleyelim ve iki yazar kadının metni üzerinden gidelim. Halide Edib’in 1918 yılında yayımladığı Mev’ut Hüküm ve Nazım Hikmet’in çocukluk arkadaşı olan Suat Derviş’in henüz 17 yaşında iken 1920’de yayımladığı Kara Kitap.

Kara Kitap, Yahya Kemal’in geleceğin mimarı olarak gördüğü gencin seveceği türden, insanın içini ısıtan bir aşk hikayesi değildir. Lakin edebî kamu tarafından heyecanla karşılanmıştır:

Mehmed Rauf, Suat Derviş’i “geleceğin romancısı” olarak nitelendirmiş ve ona edebî destek vermiştir.

Ahmet Haşim ve Ahmet Rasim gibi dönemin usta kalemleri, eserin dili ve yaratılan karanlık/marazi atmosferden etkilenmiş, Suat Derviş’i edebiyat dünyasında “ümit vadeden genç bir yetenek” olarak karşılamışlardır.

Abdülhak Şinasi Hisar, Peyâm-ı Sabah gazetesinde yayımladığı “Suat Derviş Hanım’ın Kara Kitap’ı” başlıklı yazısında eserin üslubunu ve “korku dolu/haşyetengiz” temasını ele alarak romana edebî kamuda ciddi bir yer açmıştır.

Ancak bu kadar desteğin yanı sıra eserin özgün olmadığı, temasının, kurgusunun bir Alman yazarın eserinden uyarlama olduğu gibi konular da edebî kulislerde konuşulmuştur.

Neden İngiliz ya da Fransız yazarın değil de Alman yazarın eserinden “intihal” olduğu ortaya atılmıştı?

Ağzında gümüş kaşıkla doğan Hatice Suat, 1930’lardan itibaren varlıktan darlığa düşmenin adeta bütün safhalarını yaşayacaktır. Küçük yaşlarda Fransızcayı yabancı mürebbiyelerden ana dili derecesinde öğrenen Hatice Suat’a Türkçe öğrenmesi için özel hocalar tutulacaktır.

1919-1920 yıllarında ablası Hamiyet Hanım’la birlikte Berlin’de, konservatuarda okur. Bu arada Almanca öğrenir ve Berlin Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Bölümü’ne devam eder. Dünyaca tanınan bir yazar olmayı hayal ederken kader onu bambaşka bir yere savurur. Yazar Berlin’de iken babası vefat eder, Kadıköy’deki evleri yanar, 1933 yılında Hitler iktidara gelince çalıştığı gazeteler kapanır ve Suat Derviş İstanbul’a bütün imkanlarını tüketmiş, evsiz, parasız, iki kez evlenip boşanmış dul bir kadın olarak döner. Para kazanması, hasta ve yaşlı annesine bakması, henüz ergenlik yaşındaki kardeşinin bütün mesuliyetini üstlenmesi gerekmektedir. Muhabir olarak çalışmanın dışında elinde pek de imkânı yoktur. Kendisiyle 1937 yılında yapılan bir söyleşide şöyle diyor:

“Hayatı tanımıyordum. Hayattan anlatacak şeyler bilmiyordum. Rüyalarımı anlattım. Fakat şimdi ne 16 yaşındayım ne de 20 yaşındayım (...) Artık rüya görmüyorum, uyandım, beni hayal değil, hayat alakadar ediyor.”

Haftaya cuma devam edelim inşallah...

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026