Ben de adalet istiyorum

01:373/07/2017, Pazartesi
G: 17/09/2019, Salı
Hüseyin Likoğlu

Yürümesem de içimde fırtınalar kopuyor. Tam 353 gün önce üzerimize bombalar yağdıran, tanklar süren, mermilerle bedenimizi kevgire çeviren hain darbeciler,hâlâ hak ettikleri cezaya çarptırılmış değil.İki hafta sonra 15 Temmuz işgal girişiminin sene-i devriyesini yaşayacağız.Geçtiğimiz yıl birlikte iftar yaptığımız, bayramını içtenlikle kutladığımız eş-dost ve arkadaşımız buRamazanda ve Bayramda aramızda yoktu. Onlarsız buruk iftarlar ve buruk bayramlar geçirdik.Tek tesellimiz hain darbe girişiminin

Yürümesem de içimde fırtınalar kopuyor. Tam 353 gün önce üzerimize bombalar yağdıran, tanklar süren, mermilerle bedenimizi kevgire çeviren hain darbeciler,
hâlâ hak ettikleri cezaya çarptırılmış değil.
İki hafta sonra 15 Temmuz işgal girişiminin sene-i devriyesini yaşayacağız.

Geçtiğimiz yıl birlikte iftar yaptığımız, bayramını içtenlikle kutladığımız eş-dost ve arkadaşımız bu
Ramazanda ve Bayramda aramızda yoktu. Onlarsız buruk iftarlar ve buruk bayramlar geçirdik.
Tek tesellimiz hain darbe girişiminin başarısızlığa uğraması.
Ama hainlerin mahkeme salonlarında yaptığı şovlar yaralarımızı deşti, öfkemizi kabarttı.
Hainlerin mahkeme salonlarındaki bu yüzsüzlüğünü konuştuğumuz bir dönemde, daha büyük bir yüzsüzlükle karşı karşıya kaldık.
Hem de yüzsüzlüğün dikâlâsı.
Enis Berberoğlu’nun mahkûmiyet kararının açıklandığı gün
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, kameraların karşısına geçerek, kararı protesto için Ankara’dan İstanbul’a ‘adalet’ adı altında yürüyeceğini ilan etti.
Ve dediği gibi ertesi gün Kızılay’dan yola çıktı. Yürüdükçe işin rengi ortaya çıktı, maskeler indi, şapkalar düştü keller göründü.
Tıpkı 15 Temmuz ihanetinde olduğu gibi FETÖ-PKK-DHKP/C içerdeki ve dışardaki tüm bağlantıları yani ne kadar Türkiye düşmanı varsa hepsi bu yolun yolcusu oldu, yola döküldü.
Peki, Berberoğlu niye mahkûm oldu. Bu uzun bir yazı konusu hatta birden çok yazı yazılabilir bu konuda. Ama özetlemekte fayda var. Suriye kriziyle birlikte Türkiye’nin güneyinde bir terör devleti hevesine girenler oldu. Türkiye, Suriye’de istediği politikayı uygulayamasa da karşı tarafın oyunlarını bozmayı başardı. Dolayısıyla terör devleti ya da koridoru peşinde olanlar, bu amaçlarına ulaşmak,
Türkiye’nin zayıf düşürülmesi için her türlü tuzağı kurdu. MİT TIR’ları hadisesi bunun en açık örneği idi.
Dikkat edilirse, dün MİT TIR’ları tezgâhı yolunda birlikte yürüyenler, bugün ‘adalet’ adı altında yine birlikte yürüyorlar. MİT TIR’ları operasyonunun nihai amacı neydi? Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı savaş suçlusu olarak uluslararası mahkemelerde yargılatmak. Zaten Berberoğlu ile ilgili karar çıktığı dakikalarda CHP’nin Grup Başkanvekili Engin Altay, bu gerçeği gizlemedi. Altay,
“Bugün görüşülen bu dosya Recep Tayyip Erdoğan’ın uluslararası mahkemelerde savaş suçlusu olarak yargılanmasının ana zeminini oluşturan bir dosyadır. Gün gelecek, bu dosyalar nedeniyle Recep Tayyip Erdoğan uluslararası mahkemelerde savaş suçlusu olarak yargılanacaktır”
diyerek, açık açık tarafını belli etti.
Şimdi, bir savaş suçundan bahsediyorsak, demek ki bir savaş var. Peki nerede, kimler arasında bu savaş? Türkiye’yi bölmek-parçalamak için Güneyimizde bir terör devleti kurulmak isteniyor. Türkiye de bu devletin kurulmaması için bir savaş veriyor. İşte bu savaşı veren ülkenin Başbakanı-Cumhurbaşkanının anamuhalefet tarafından savaş suçlusu olarak yargılanması isteniyor.
Enis Berberoğlu da bu kumpasın aktörü olduğu için vatana ihanetten mahkûm edildi.
Bu yürüyüş Berberoğlu için yapılan bir yürüyüş değildir.
Bu yürüyüş terör devletinin kurulmaması için savaş veren Türkiye’nin savaşı kaybetmesi için yapılan bir yürüyüştür
.
Şüphesiz bütün darbe mağdurları ve özellikle canını ülkesi için feda eden şehitler için adalet istiyoruz. Ancak ben 20 yıllık dostum, arkadaşım
Mustafa Cambaz
için hasseten adalet istiyorum. 20 yıl önce onu Türkiye’nin en zor dönemi 28 Şubat sürecinde tanımıştım.
Bir insanı ilk kez gördüğünüzde hemen kanınız kaynar mı? Sanki 40 yıldır tanışıyormuş gibi olur musunuz?
İşte ben bunu
Mustafa Cambaz
’da yaşadım. Yunanistan’dan gelişini ve niye vatansız kaldığının hikâyesini anlatınca herkes gibi ben de onu bambaşka sevmiştim.
“Yunan ordusuna askerlik yapmam” diyerek, Türkiye’ye geldi ve 30 küsur yıl Türkiye’de vatansız yaşadı. Ama o Türkiye’yi hepimizden çok sevdi. Bu ülke için canını feda etti. Sadece canını mı feda etti. O kıt imkânlarla “Türkiye Ulu Camileri” adlı bir eser ortaya koydu. Ulu camilerin fotoğraf çekimi için yurt geneline çıkmadan bazen arardı. “
Yine oturum sürem bitti. Müracaat ettim. Henüz gelmedi. İçişleri Bakanlığı’nda söyleyecek kimse varsa söylesen de hızlansa”
derdi. Hatta oturum belgesinin süresi dolduğu için zaman zaman gözaltına alınmıştı.
Cambaz
’ın o eserinin anlamı nedir biliyor musunuz? O eser, Anadolu’nun Türklerin olduğunun tapu belgesidir. Yani
Mustafa Cambaz
, şehit edilmeden Anadolu’nun tapusunun Türk milletinde olduğunu belgeledi.
Oğluna,
Anadolu’nun kapılarını Türklere açan Sultan Alparslan’ın adını veren, “Yunan ordusuna askerlik yapmam” deyip ömrünün geri kalan kısmını vatansız olarak yaşan Mustafa Cambaz darbeyi başaramayınca Yunanistan’a kaçan şerefsiz hainler tarafından şehit edildi.
Mustafa Cambaz
’ı katledenler 353 gündür hala bu ülkede nefes alıyor, üstelik Silivri’de mahkeme salonlarında şov yapıyor.
Ben de adalet istiyorum Hakim bey…
#Mustafa Cambaz
#15 Temmuz
#FETÖ