Mandacı muhipler

01:1410/10/2016, Pazartesi
G: 16/09/2019, Pazartesi
Hüseyin Likoğlu

100 yıl önce bu coğrafyada yaşanan olayların neredeyse aynısı yaşanıyor. Senaryo aynı, senarist aynı. 100 yıl önce en temel meselemiz Misak-ı Milli idi, bugün de en çetin sorunları Misak-I Milli sınırları içinde yaşıyoruz
. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Lozan meselesini gündeme getirdiği konuşmasında çok daha önemli bir konuya temas etmişti. “
” dedi, Cumhurbaşkanı Erdoğan.
Birinci Kurtuluş Savaşı'nı kime karşı vermiştik? Lozan'da imzası bulunan işgalci devletlere karşı. İkinci Kurtuluş Savaşı'nı kime karşı veriyoruz? 1. Dünya Savaşı'nda bizi Anadolu'dan söküp atmak isteyen Haçlıların taşeronlarına karşı.


100 yıl önce bizi yok etmek isteyenler, 15 Temmuz gecesi yeniden saldırdı. Yani imza attıkları Lozan'ı yok saydılar. İmzalarına ihanet ettiler

. Lozan tartışmalarını bu açıdan değerlendirmek lazım. 100 yıl önce Milli Mücadele'yi itibarsızlaştırmak isteyen mandacılar, ABD ve İngiliz Muhipleri, ne yazık ki günümüzde yine devrede

.



Yeni Şafak'ta yayımlanan “

” başlıklı röportaj, ne hikmetse birilerini çok rahatsız etmiş. Vatansever aşiretlerin arkasına saklanan yeni nesil muhipler, linç kampanyası başlattı. Röportajda, ABD'deki seçimlere dikkat çekilerek,

Kasım'dan önce Fetö'nün ikinci bir kalkışmaya girişebileceği ve birincisinde olduğu gibi yine dış mihrakların buna destek verdiğine dikkat çekiliyordu.


Röportajda dikkat çeken unsurları şöyle bir özetlersek, kimlerin neden rahatsız olduğunu daha iyi anlarız.



1- Yeni bir kalkışma hazırlığı var,


2- Cezaevlerinde isyan hareketliliği var,


3- İngiliz ve ABD'li diplomatlar bölgede cirit atıyor,


4- İngilizler bazı aşiretlerle parasal ilişki içinde,


5- PKK yeni saldırı hazırlıkları içinde,


6- Toplumda kutuplaşmayı arttırıcı faaliyetler var,


7- Kriptolar hala aktif faaliyet gösteriyor.


Aslında bu gerçekleri herkes kabul ediyor. Ancak “Efendim bunları söyleyen Ergenekon'dan hapis yatmış, üstelik bir de Vatan Partili” deyip olayı başka yerlere çekmeye çalışıyorlar. Geçen hafta

.

Hasan Atilla Uğur, 15 Temmuz günü bize verdiği röportajda darbenin gelmek üzere olduğunu ve bunu ancak Erdoğan liderliğinde bastırılabileceğini açıkça ifade etmişti

. Ama daha röportajı yayınlama fırsatı bulmadan darbe girişimi oldu.



İkinci röportajın yayınlanmasının ardından ne oldu? Cezaevleri için önlemler alındı. Özel güvenlik şirketleri ile ilgili genelge yayınlandı.

Yabancıların faaliyetleri mercek altına alındı.

Alınan önlemlerle Fetöcülerin cezaevlerinde itirafçıları susturmasına yönelik baskılarının önüne geçildi.

Kurumlardaki kripto Fetöcülerle ilgili daha hassas çalışmalar yapıldı

. Birçok kritik isme ulaşıldı. Kamuda bu anlamda önemli açığa almalar yaşandı.



Bu önlemlerden kim rahatsız oldu diye merak ederken, bambaşka bir durumla karşılaştım. İtirazcıların iki argümanı vardı. Birincisi aşiretler hedef haline getirildi. İkincisi Vatan Partili birisi niye bunları söyledi. Kimsenin vatansever aşiretlere söz söyleme hakkı yok. Nitekim röportajın yayınlanmasının ardından itirazı olan tüm aşiretlerin görüşlerine yer veren ilk haberi yine Yeni Şafak yayınladı. Ama aşiretlerin arkasına sığınıp linç kampanyası başlatanların kendileri açısından bir karın ağrısı olduğu sonradan ortaya çıktı.

Olur ki devlet, yabancı fonlardan kimin nemalandığına ilişkin bir araştırma yaparsa kabak gibi meydana çıkacaklar endişe içine girmiş

. Sorosvari fonlardan beslenenler, kendilerini kamufle etmek için aşiret sever postuna büründü.



Önceki gün Yüksekova'da

4 kişiyi öldürmesinden sonra dün de Şemdinli'de jandarma karakoluna saldırı düzenleyen PKK 10'u asker 8'i sivil 18 kişiyi

. 25 Eylül'de yayınlanan röportajda aynen şu ifadeler yer alıyordu: “

Polisin, askerin içinde tespit edilmemiş FETÖ'cüler gaz sıkmak yerine, halkın üzerine ateş açacaklar. Bu, benim ulaştığım bir bilgi, net. Olay büyük ihtimal Şemdinli, Yüksekova ya da Kızıltepe'de olacak. Burada 15-20 kişi ölecek. Bölgedeki bütün ilçelerde, illerde, İngiliz Konsolosluğundan ziyaret edilen aşiretler bu oyuna gelirlerse eğer, halkı sokağa dökecekler

.” Bu röportajı niye yayınladınız diyenlere başka bir şey demeye gerek var mı?



Paralel ile mücadele en iyi yargı eli ile yapıldı, yapılıyor.

2014 Ekim'inde yapılan HSYK seçimlerinde oluşturulan “birlik” sayesinde Fetöye ilk büyük darbe vuruldu

. O seçimlerden sonra oluşan HSYK, 17-25 Aralık sonra 15 Temmuz darbe girişimine kadar yapılan titiz çalışma neticesini verdi. Eğer 15 Temmuz'da darbe girişimi bastırıldıysa burada yargının büyük payı var. O zaman faaliyet gösteren Fetö medyası HSYK seçimleri ve sonrası için ne diyordu. “

AK Parti Perinçek ile yargıda koalisyon kurdu.”

Yani “Niye Vatan Partili birisini konuşturuyorsunuz” itirazlarını bir yerden hatırlıyoruz. Bu itirazların kime hizmet ettiğini de iyi biliyoruz.



Sahi Yenikapı ruhu kimleri kapsıyor. Vatan Partisi'ni bu ruhun dışında tutma hakkını kim nereden aldı. İkinci kalkışma ihtimaline karşı çıkanlar, acaba Tayyip Erdoğan'ın İkinci Kurtuluş Savaşı hakkında ne düşünüyor. Evet, İkinci Kurtuluş Savaşını veriyoruz. Mütarekecilere karşı mücadele basını görevini yerine getirmeye devam edeceğiz.

Birileri mandacı, ABD veya İngiliz Muhibbi olabilir. Biz de Anadolu Muhipleri olarak, doğru bildiğimiz yolda yürümeye devam edeceğiz.

#Lozan
#15 Temmuz
#FETÖ
#İkinci kalkışma