Beklenmedik bir davranış veya ilgi karşısında, “Bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü” deyimini kullanırız. Fetullah Gülen'in son bedduası, tam da böyle bir tepkiye neden oldu. Gülen, son bedduasında, “Bütün terör örgütlerinin Allah belasını versin. Pakrudin terör örgütünün Allah belasını versin. Pers terör örgütünün Allah belasını versin. Terör örgütü olmayana, 'terör örgütü' diyenlerin Allah belasını versin…” buyurmuş!
“PKK, DHKP-C, IŞİD, El-Kaide gibi terör örgütleri dururken, Pakrudin de nereden çıktı” demeyeceğim tabii ki. Çünkü bu bir beddua değil, vaaz-u talimattır. Fetullah Gülen'in 1963 yılında bir vaazında cami cemaatini nasıl galeyana getirip, sinemaya baskın yaptırdığını yazmıştım. Yani Gülen, yarım asırdır vaaz-u nasihat yerine vaaz-u talimatlar veriyor.
Gülen'in yakın zamanda vaaz üzerinden verdiği talimatları biliyoruz. Mesela Gezi sürecinde şiddeti artırarak netice almak için anlattığı menkıbe, kendisine muhalefet eden bir cemaati yok etmek için uydurduğu Tahşiye, 17 Aralık'tan sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sulh mektubu gönderip, “Evlerine ateşler salınsın” diye beddua ederek 25 Aralık için talimat vermesi gibi…
Peki Fetullah Gülen'in bahsettiği Pakrudin terör örgütü veya Pakraduniler kimdir? Pakradunilerle ilgili mitolojik bir hikaye yer alıyor kaynaklarda. 2700 yıl önce Ermenilere esir düşmüş Yahudiler, Ermeni gibi görünüp Yahudiliklerini sürdürmüş ve yıllar sonra da Ermenileri yönetmiş. İddiaya göre bu örgüt, Selçuklu ve Osmanlı döneminde de varlığını sürdürmüş. Gülen'in bedduasına göre de hâlâ tehlikeli bir örgüt Pakrudin.
28 Şubat ve Ergenekon sürecinin karanlık ismi Ergün Poyraz'ın, “Musa'nın Gülleri” adlı kitabında uydurduğu hikaye, Fetullah Gülen'in Pakrudin'ine oldukça benziyor. Şayet Gülen, Poyraz gibi düşünüyor olsaydı, yani Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti'nin bazı yöneticilerinin kripto Yahudi olduğunu düşünseydi, onlara savaş ilan etmez, aksine biat ederdi. Mavi Marmara'da 9 vatandaşımızı şehit eden Siyonist İsrail'i otorite ilan eden Gülen, kripto Yahudileri terörist ilan edecek değil ya!
Pakradunilerle ilgili hikayelere baktığımızda Gülen örgütünün yapılanmasına çok benziyor. Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) de tıpkı Pakraduniler gibi gizlenmeyi çok iyi yapıyor. Sızmak istediği yapıya hemen adapte oluyor. Onlar gibi davranıyor, onlar gibi konuşuyor, onlar gibi yiyip içiyor.
Daha ortaokuldaki çocuklara kod adı veren, öğrenci evlerine isim veren, duruma göre eşinin başını açtıran bir örgüte sahip Fetullah Gülen'in bu beddua ile neyi amaçladığı dikkatle takip edilmesi gereken bir konudur.
Gülen örgütünün nasıl yapılandığına ilişkin şu birkaç örneğe baktığımızda konunun ne kadar önemli olduğu daha aşikar bir şekilde ortaya çıkar. TRT'ye atanan üst düzey bir STV çalışanı, Ankara'da yıllar sonra karşılaştığı fakülte arkadaşına “Ne haber Ekrem” diyerek, hal hatır sorar. İsmi Ekrem olmayan arkadaşı, “Benim adım Ekrem değil, yanlış hatırlıyorsunuz” karşılığını verir. Ancak “Bu adam bana niye Ekrem dedi. Beni iyi tanıyor. Üstelik kendi ismimle yazılarım yayınlanıyor” şeklinde düşünmekten kendini alamaz. Birden hatırlar. 20 küsur yıl önce üniversite için geldiği Ankara'da kısa bir süre hemşehri kontenjanından aynı evde kalmışlar ve o evde ona “senin adın artık Ekrem” denmişti.
Üniversite yıllarında aynı evde kaldığı arkadaşlarını bulamamaktan yakınan bir kişi, arkadaşına yakınır. Arkadaşı, “Hangi çağda yaşıyoruz. Sosyal medya var. Twitter'da Facebook'ta isimlerini ara bulursun” diye söylenir. Adam da “Haklısın ama biz gerçek adlarımızı kullanmıyorduk. Kod adlarını hatırlıyorum. Gerçek isimlerini bilmiyorum” der.
Askeri liseler başta olmak üzere kritik bir yere hazırlayacakları öğrencilere daha ortaokul çağında kod adı veriyorlar. En fazla dört kişilik gruplardan oluşan bu öğrenciler, birbirlerinin gerçek adlarını bilmezler. Özenle yetiştirilen bu öğrenciler farklı okullara yerleştirilir ve birbirlerinden bir daha haberi olmaz. Bir el onları gittikleri okulda ne yapmaları gerektiği konusunda yönlendirir...
Bir ilçeden sorumlu abla, il'e gelince ismi başka oluyor, başka bir il'e geçince yine ismi değişiyor. Öğrenci evlerinin de kodları var. Kızların kaldığı eve erkek ismi, erkeklerin kaldığı eve de kız ismi verilir. “Saffet'e gidiyorum”, “Ayşe'den geliyorum” gibi…
Ayrıca geçtiğimiz yıl Ekim ayında yapılan HSYK seçimlerini hatırlamakta fayda var. Gülen örgütünün istikameti doğrultusunda oy kullanan 5 bin hakim-savcının halen görevde olduklarını dikkate almamız lazım. Bir de 2010 yılında patlak veren KPSS hırsızlığının boyutunu ve derinliğini hala bilmiyoruz. Dolayısıyla soru hırsızlığı sayesinde kimin nerelere yerleştirildiğini ve ne zaman harekete geçirileceğini de bilmiyoruz
ALTIN NESLİN ALTIN VURUŞU
Fetullah Gülen'in bedduasını duyar duymaz benim gibi bu konulara meraklı kişilere danıştım. Bu bir beddua olamaz. Hele hele gizli de olsa içinde Yahudilik olan bir örgüte Gülen beddua eder mi? Beddua değil talimat olduğunda hemfikiriz. Ama neyin talimatı:
1 – Tabana mesaj: “Biz de Pakrudin gibi bir örgütüz. Onlar 2700 yıldır yok edilemedi bizi de yok edemezler”,
2 – İmamlara mesaj: “Büyük bir saldırı ile karşı karşıyayız. Siz de Pakrudinler gibi örgütlenin”,
3 – Kriptolara mesaj mesaj: “Pakrudinler gibi birçok kurumda yerleşen kripto elemanımız harekete geçsin”.
Bir ihtimal daha var. Yüzde 49.5'tan sonra İsrail ve Yahudi lobisi bizi sattı. Başınızın çaresine bakın. Yeni liman arayın. Bedduada Pers terör örgütü ifadesi de geçiyor. Türkiye ile İran arasında bir çatışma yaşanırsa İran'ın yanında yer alırım diyen CHP milletvekili Eren Erdem'in son zamanlarda Gülen örgütü ile yakınlaşması yeni limanın işareti olabilir.
Gülen örgütünün, AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan'dan kurtulmak için iki yıldır yapmadığı ittifaklar, kurmadığı tezgahlar kalmadı. 1 Kasım'da milletin ferasetiyle ortaya çıkan yüzde 49.5'un Fetullah Gülen'in kimyasını bozduğu kesin. Yakın zamanda 'Altın Neslin' altın vuruşuna tanık olursak şaşırmayın.