Bu millet çok büyük badirelerden geçerek bugünlere ulaştı.
NATO Zirvesi'nde ortaya çıkan Türkiye ile 15 Temmuz gecesi ölüm kalım mücadelesi veren Türkiye'yi mukayese ettiğimizde, bütün ihanetlerin tek bir amacının olduğunu bugün daha iyi anlıyoruz.
Bu milletin kaderi, darbelerle, Batılı devletlerin desteğiyle oluşturulmuş iç çatışmalarla, kutuplaşmalarla ve bitmek tükenmek bilmeyen krizlerle şekillendirilmeye çalışıldı. Bütün bunların, kendi içinde izah edilebilir yönleri vardı.
Fakat bu millet öyle bir bela ile karşılaştı ki ne tarif edilebilir bir tarafı vardı ne de anlaşılabilir bir niyeti vardı. Her şeyi ihanet üzerine kurulmuş bir casusluk şebekesi, yıllarca gizlenerek ve saklanarak yaşadı. Başta din istismarı olmak üzere binlerce farklı yöntemle bu ülkeye zarar verdi.
Bugüne kadar bu ihanet şebekesiyle ilgili çok sayıda çalıştaya katıldık, çok yazı yazdık. Ancak öyle gizli bir örgütle karşı karşıyayız ki bu meselenin hem toplum nezdinde hem de kamu kurumları nezdinde sürekli canlı tutulması gerekir.
Bu insanlar, örgütsel yapılarını devam ettirmeye, bir kurumdan başka bir kuruma geçmeye ve gizlenmeye göre eğitilmiş bir yapılanmanın mensuplarıdır.
Yeni Şafak Gazetesi, 15 Temmuz eki hazırladı. Bu ek için kaleme aldığım yazıda iki başlığı özellikle öne çıkardım:
1. Milletin topyekûn bir seferberlik ruhuyla can havliyle sokaklara çıkması.
2. Bu mücadelede Sayın Cumhurbaşkanı'nın başından sonuna kadar büyük ölçüde tek başına kararlı bir mücadele yürütmüş olması.
Savaş kazanıldıktan sonra herkes bu mücadelenin bir tarafını sahiplenmiştir. Ancak o inanç, o irade ve o korkusuzluk olmasaydı bugün bu başarı ortaya çıkmayacaktı.
Bu milletin zor zamanlarında büyük liderler ortaya çıkmış ve milleti selamete ulaştırmıştır.
Hain darbe girişiminden sonra yaptığımız bir araştırmada halkın yüzde 55'inin fiilen sokağa çıktığını gördük. "15 Temmuz gecesi Sayın Cumhurbaşkanı’nın tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna ise halkın yüzde 95'i olumlu cevap vermiştir.
Bu konu hakkında anlatılacak binlerce başlık var. Ancak tehlikenin büyüklüğünü göstermesi açısından yalnızca bir örnek vermek istiyorum.
FETÖ terör örgütü olarak tanımlandıktan sonra Sayın Cumhurbaşkanı, "Bu hainlerin inlerine gireceğiz." ifadesini kullanmıştı.
O günlerde örgütün iş dünyası yapılanması olan TUSKON bir toplantı düzenledi. Toplantıda, memur olan bir başkan kürsüye çıkarak Sayın Cumhurbaşkanı’na şu sözlerle cevap verebildi:
"Kim kimin inine girecek göreceksiniz."
"Kim paralel kim gerecek göreceksiniz."
Bir ülkenin Cumhurbaşkanı bir meydan okuma yapıyor, buna karşılık örgütün yöneticileri misliyle cevap verme pervasızlığını gösterebiliyordu.
Üstelik bu kişi, aylarca elini kolunu sallayarak ülkemizde dolaştı ve daha sonra yurt dışına kaçtı.
Bu tablo, felaketin büyüklüğünü tek başına göstermeye yeterlidir.
Darbe gecesine kadar nasıl büyük bir felaketle karşı karşıya olduğumuzun tam anlamıyla farkında değildik.
Adalet Bakanlığı'nda bir gecede yaklaşık 4 bin hâkim ve savcı görevden uzaklaştırıldı.
Polis teşkilatı tepeden tırnağa yeniden yapılandırıldı.
Kamu kurumlarında yüz binlerce kişi hakkında soruşturmalar yürütüldü.
Millet büyük bir şok yaşadı.
Ardından devlet düzeni adım adım yeniden kuruldu.
Devletin bütün kurumları geleceğe ilişkin her zaman dikkatli olmak zorundadır.
Her yönetici, Sayın Cumhurbaşkanı’nın o gece hayatını riske atarak bu millet için ortaya koyduğu fedakârlığı hiçbir zaman unutmamalıdır.
Örgüt üyeleri yurt dışında varlıklarını sürdürmeye devam ediyor.
Buna karşılık Türkiye de yurt dışında TİKA, Maarif Vakfı ve Yunus Emre Enstitüsü gibi kurumlarıyla her geçen gün daha güçlü bir varlık ortaya koyuyor.
Bir terör örgütü içeride zayıfladıkça dışarıdaki etkisi de zamanla zayıflar.
Örgüt, her seçimde Cumhur İttifakı'nın karşısında kim varsa onu destekledi.
Şeytanın hilesi bitmez. Bu nedenle yeni yöntemler ve yeni arayışlar her zaman devam edecektir.
NATO Zirvesi'nde Türkiye'nin artık merkezi bir güç ülkesi olduğu bir kez daha tescillenmiştir.
15 Temmuz'dan bugüne kadar, içerideki hain unsurların büyük ölçüde tasfiye edilmesinin ardından Türkiye'nin kat ettiği mesafeye baktığımızda, bu milletin ne kadar büyük bir işgal girişimini ve ne kadar ağır bir badireyi atlattığını daha iyi görüyoruz.
Allah bu milleti seviyor. Tarihin bütün dönemlerinde adaletten ve hakkaniyetten yana olan, İslam'ın sancaktarlığını yapan bu milleti Allah o gece korudu. Bunu şehitlerimiz, gazilerimiz ve meydanlara çıkan milyonlar bütün dünyaya göstermiş oldu.
Sayın Cumhurbaşkanımızın o gece konuşma yapması milletin kadrini değiştirdi. Bir vatandaş olarak ne kadar dua etsek azdır Allah (cc) uzun ömür versin.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.