Gerçek yok yalan var, olgu yok algı var

04:0023/06/2026, Salı
G: 23/06/2026, Salı
Yeni Şafak Haberlerini Daha Sık Gör: Tıkla ve Google'da Favorilere Ekle!
İsmail Kılıçarslan

Bunu daha önce de konuşmuş ve “derinleştiririm” demiştim. Elime şahane bir örnek geçince fırsatı değerlendirmek istedim. Türkiye’nin en yetkin iletişim profesörlerinden biri olan Ferruh Uztuğ’dan bir analiz duymuştum. Net şekilde “olgu artık yok, var olan sadece algıdır ve algı olgunun kendisidir” demişti. Bu sert gerçeğin insanı nasıl da yerinden ettiğine dair güncel bir örneği ise Sözcü Gazetesi’nin haberleştirdiği Bilkent Üniversitesi mezuniyet töreni konuşmasında buldum. Şöyle diyordu okulunu

Bunu daha önce de konuşmuş ve “derinleştiririm” demiştim. Elime şahane bir örnek geçince fırsatı değerlendirmek istedim.

Türkiye’nin en yetkin iletişim profesörlerinden biri olan Ferruh Uztuğ’dan bir analiz duymuştum. Net şekilde “olgu artık yok, var olan sadece algıdır ve algı olgunun kendisidir” demişti.

Bu sert gerçeğin insanı nasıl da yerinden ettiğine dair güncel bir örneği ise Sözcü Gazetesi’nin haberleştirdiği Bilkent Üniversitesi mezuniyet töreni konuşmasında buldum. Şöyle diyordu okulunu birincilikle bitiren ve o konuşmasıyla ayakta alkışlanan kız: “Temennim, her çocuğun cinsiyeti, cinsel yönelimi, becerileri ve ilgi alanları ne olursa olsun sevilerek ve desteklenerek büyüyebilmesidir. Burs imkanları ile eğitimimi olanaklı ve verimli kılan, ayrıca ücretsiz ringlerini esirgemeyerek ulaşım hakkımızı koruyan okuluma, 4 senedir her sabah uyandığımda kapanmadan var olduğu için teşekkür eder, diplomamın da bir ömür benimle kalmasını temenni ederim.”

Sözcü’nün bu konuşmayı haberleştirmesi elbette diploma bahsinden. Zira “olgu”nun kendisiyle kimse ilgilenmiyor. O kızımıza demek isterim ki, “Ah be kızım, sen alnının teriyle, bursla, birincilikle, Türkiye’nin en güzel üniversitelerinden birinden mezun olurken babasının torpil ve rüşvet ağıyla diploma sahteciliği yapan, bunu yaparak sana benzeyen yüzbinlerce gencin hakkını yiyen hödük ve zübük bir hırsıza niçin destek verirsin ki?” Fakat sesim duyulmaz elbette. Niçin? Çünkü olgu ne olursa olsun yoktur artık.

Kızımızın konuşmasında bir de “çocukların cinsel yönelimi ne olursa olsun” ibaresi var malum. Cinsel yönelimin biyolojik bir “fact” olmadığı kesinkes belliyken burada da algıya müracaat edip olguya ihanet ediyor.

Yanlış anlaşılmasın. Kızımıza kızıyor değilim. Üzüldüm sadece. Zekâsı gözlerinden taşan çocuklarımızın olguları inkâr ederek yollarına devam ettikleri bir ülke son derece üzücü bir ülke zira. Ve bunun çözümü de çocuklarımıza kızmak değil.

Bu örnek kolay örnek bizim mahalle için. Ben daha zor bir yerden de bir örnek vereyim. Mesela “Abdülhamit olgusu” yok Türkiye’de. Şartları tuhaflığı yüzünden hiç olmamış. Sadece iki mahallede de yerleşik birer bir algı var ve üzülerek görüyorum ki bizim mahallenin algısı üzerinden mahallemizde artık Akif’e, o büyük adama, hakaret ediliyor. Halbuki Abdülhamit’i de, Akif’i de birer “olgu” olarak değerlendirecek serinliğe erişsek ne şahane olacak. Hadi bir de tepki çekecek bir şey söyleyeyim. Memlekette yerleşen Abdülhamit algısı, hiç yaşamamış, hiç var olmamış bir adamın algısı. Tepkisel ve saçma sapan bir algı. Üstelik bu algı üzerinden Akif’e “İngiliz ajanı” diyecek kıvama getirildi insanlar. Halbuki ne Akif İngiliz ajanı ne Abdülhamit “dört kıtada teşkilatlanmış bir siyaset dehası.” Biri padişah biri şair. İkisi de aciz birer kul.

Meselenin ek yeri şurasıdır. “Kimsenin olguyla ilgilendiği yok, algı ile işi götürürüm” dangalaklığının memlekete getirdiği çölleşme uçsuz bucaksız. Öyle bir çöl ki burası, herkes ama herkes “algı yaratmak için şansını deneyen” birer bireye dönüştü. Gerçek yalana, hakiki sahteye, olgu algıya mağluptur artık.

İş öyle bir raddeye geldi ki Allah’ın apaçık emrettiği, Müslümanların Peygamber Efendimiz (s.a.v)’den bu yana düzenli olarak kıldıkları namaza “algısal” bir savaş ilan etmeyi göze alanlar var zira taraftar buluyorlar algılarına. “Kur’an’da namaz kılın” emri yok diyen bir dana bu fikrine delil olarak “salat kelimesinin anlamlarından biri iletişimdir, Allah iletişimi yaygınlaştırın diyor aslında” yorumunu yapıyor. Niye? Çünkü kim takar olguyu, kim takar cahiliye Araplarının ‘salat’ kelimesinden ne anladığını, kim takar 2 milyar Müslüman’ın 15 asırlık ritüel pratiğini? Algıyı yerleştirirsen olguyu yenmiş olursun.

Şimdilik bu yazı bir soruyla bitsin: Algının olguya galip gelmemesi için ne yapacağız peki? Onu da konuşalım sonraki yazılardan birinde inşallah.

#İsmail Kılıçarslan
#sözcü gazetesi
#toplum
#siyaset