
“Yattım Allah kaldır beni, nur içine daldır beni” tekerlemesini uyumadan hemen önce okumayı öğrendiğimde çocuktum. Bu tekerlemenin bir benzerini de geçenlerde öğrendim: “Yattım Allah taş gibi, kaldır beni kuş gibi, kaldırmazsan kuş gibi, eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulüh.” Unutuyordum. Bir de malum “yattım sağıma, döndüm soluma, melekler şahit olsun dinime imanıma” versiyonu da var bu tekerlemelerin.
Sorumuz şu olsun: Bunlar ne?
Cevabımız da şu olsun: Bunlar, bir dinin yaşaması, yaşanabilir hale gelmesi için insan topluluklarına gereken kültürel üretimin küçük örnekleri. Benim canhıraş şekilde “dinimizde ne olmadığını” anlatmaya çalışan amorf Protestanlara uyuz olma nedenim tam olarak bu tekerlemeler aslında.
Din, yaşanmak ister. Daha doğrusu şöyle diyeyim: Bir dinin yaşanması için gerekli zeminlerin ilki “din kültürü” değildir ama kendi kültürünü üretmeyen herhangi bir dinin sadece iman ve ritüel odaklı olarak yaşama şansı pek azdır.
Kur’an’ı çamaşır makinelerinin kullanma kılavuzlarıyla eşitlemeye çalışanlarla anlaşamama nedenim de budur aslına bakarsanız, Peygamber Efendimiz(s.a.v)’i tesisat ustası gibi gören daralmış konformistlerden bunalmışlığımın nedeni de budur. Efendimiz(s.a.v)’i postacı yerine bile koymayan adamla, kendi dar kalıplarını Efendimiz(s.a.v)’in örnekliğini de daraltarak bize dayatmak isteyen insan aynı insandır nazarımda.
İnsan çeşit çeşittir, bunu elbette bilirim. O kadar yaşamışlığım vardır. Ancak insanın çeşit çeşit oluşu aynı zamanda “kendini diğerine dayatmama” konusunda bir ilke de edindirmelidir insana. İnsanı çepeçevre kuşatıp “şu yoktur, bu da yoktur, bu vardır, bu zaten vardır” diyerek insanı “mekanik” bir din atmosferine sokmaya çabalamanın din bakımından kimseye bir faydası olduğunu görmedim.
Bu sabah sosyal medyada izlediğim bir videoda bu bayramda da kasabın elinden kaçmayı başarmış biri “namazda okuduğunuz Fatiha’nın peşine amin derseniz namazınız kabul olmaz” diyerek uygulamalı namaz anlatıyordu mesela. Deli olursun. Bir başkası “öğle namazının ilk sünneti, yatsının son sünneti diye bir şey yoktur, bütün farz namazlar iki rekattır” diye coşkuyla yardırıyordu. Allah şifasını versin.
Bunların hiçbirinin gözümde Konya’nın bir dağ köyünde hayatı boyunca namazını aksatmamış bir amcanın “Peygamberimizin adı neydi?” sorusuna heyecanlanıp “Halil İbrahim miydi neydi, bilemeyecek gibiyim yavrum” diye cevap vermesi kadar önemi yoktur. Çünkü o amca organik, doğal, sahi, samimi bir Mümindir. İnanır ve inandığı her neyse onu kendi kültürüne katarak hayatına devam eder.
Bugün bize din anlatan isimlerin pek çoğunda “din kültürünü hayatında içselleştirmiş biri”ni görmüyoruz. Ya kaskatı bir Katoliklik ya da kaskatı bir Protestanlık anlatısıyla dini “yaşamın dışında” bir yere konumlamaya çabalıyorlar.
Yatmadan önce “belki bu söylediğim son sözdür, son sözüm kelime-i şahadet olsun” diyerek uyuyan insanlara burun kıvıran, onları sözüm ona bilinçlendirmeye, eğitmeye, düzeltmeye çalışan insana dönüp şunu sorasım var: “En son ne zaman kendinde olanı düzeltmeye çalıştın?”
Bir fıkrayla izah edeyim derdimi. Adamın biri havuza atlamış ve boğulmaktan son anda kurtarılarak karaya çekilince şaşkınlıkla şöyle demiş: “Allah Allah, halbuki yüzmeyle ilgili tüm kitapları okumuştum.”
Bir kulaç dahi atmayanın yüzme hakkında ahkam kesip durmasından bunaldım anlayacağınız.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.