Mekke anlaşması: Yeni bölgenin inşasına doğru

Kadir Üstün
Kadir ÜstünYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 12/08/2026, Çarşamba • Yeni Şafak Haber Merkezi
Mekke anlaşması: Yeni bölgenin inşasına doğru

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke anlaşması, uzun yıllardır krizden krize koşan Ortadoğu’nun istikrara kavuşması için atılan kritik bir adım olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin bölgenin ortak kaderinin bölge ülkeleri tarafından tayin edilmesi gerektiği yönündeki tezinin en somut tezahür-lerinden biri olarak öne çıkan anlaşma, bölgede sürdürülebilir yeni bir güvenlik mimarisinin oluşturulmasının ilk adımı olarak algılanabilir. Soğuk Savaş sonrası dönemde 11 Eylül terör saldırıları, Afganistan ve Irak’ın işgalleri, Arap Baharı ve Gazze soykırımı gibi tarihi kırılma anlarını tecrübe eden ‘geniş Ortadoğu’ bölgesi, Amerika’nın bu süreçte değişen rolüne adapte olmakta zorlandı.

Washington’ın dönemsel olarak nizam veren, barış müzakerecisi, güvenlik garantörü, işgalci, istikrarsızlaştırıcı ve İsrail’in destekçisi gibi farklı rollere soyunması bölge aktörlerinin sürekli uyum sağlama çabasında olduğu bir jeopolitik konjonktür yarattı. Ortadoğu’nun en istikrarsızlaştığı ve savaşa sürüklendiği dönemlerden birinde atılan ‘Mekke anlaşması’ adımı ise çatışma dönemlerinin yarattığı sürekli istikrarsızlık haline son vermek isteyen aktörlerin bölgenin kaderini belirlemek adına nihayet harekete geçtiği anlamına geliyor. Bu ittifakın bölge sorunlarının çözümünde ilk adres olmasının uzun yıllar alacağı açık ama üç kilit ülkenin böyle bir ilk adım atması tarihi bir dönüm noktası teşkil ediyor.

NATO TARZI GÜVENLİK TAAHHÜDÜ

Mekke Anlaşması’nın en fazla öne çıkan ve tartışılan maddesi, üç ülkenin herhangi birine yapılacak saldırının diğerlerine de yapılmış sayılması. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın NATO’nun 5. maddesiyle teknik olarak aynı mahiyette olduğunu söylediği bu madde doğal olarak büyük yankı uyandırdı ve hangi durumlarda nasıl işletileceğiyle ilgili spekülasyonlar yapılıyor. Bu maddenin elbette tarafların birbirine verebileceği en ileri güvenlik taahhüdü olması itibariyle öne çıkması normal ancak bunun ortak savunma mimarisi oluşturmanın ilk adımı olduğunu unutmamak gerekiyor. Anlaşmanın sekretarya kurulması, düzenli güvenlik ve istihbarat mekanizmalarının oluşturulması ve savunma iş birliğinin en ileri seviyeye çıkarılmasının önünü açarak kurumsallaşması kritik önem arz ediyor.

NATO’nun tarihinde de 5. madde çok nadiren işletildi ancak asıl mesele üye ülkelerin ortak savunma ve caydırıcılık kapasitelerini en üst noktaya taşımaları oldu. Ortak tatbikatlardan ileri askeri sistemlerin geliştirilmesine kadar birçok alanda yıllara yayılan düzenli iş birliğinin geliştirilmesi siyasi ve ekonomik ilişkilerin de geliştirilmesine katkı yapan birçok güçlü dinamik oluşturdu. NATO müttefiklerinin farklı savaş ve çatışma ortamlarında 5. madde ilan edilmeden de çok kapsamlı iş birliği örnekleri ortaya koyduklarını gördük. Bunun en yakın örneği de NATO ülkelerinin Ukrayna’da devam eden savaşa yaptıkları katkı olarak öne çıkıyor. Benzer biçimde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ortak güvenlik tehditleri karşısında etkin biçimde işleyen mekanizmalar kurmayı başarırsa, Ortadoğu’da barış ve istikrarın garantörü rolünü oynayacaklardır.

BÖLGESEL SORUNLARA BÖLGESEL ÇÖZÜMLER

En son Suriye ve İran savaşlarında da görüldüğü gibi küresel güç mücadeleleri ve adı konulan ve konulmayan bölgesel çatışmalar, Ortadoğu’nun sorunlar yumağı olarak kalmasına katkıda bulunuyor. Amerika, İsrail ve İran arasında devam eden savaşın en fazla etkilediği bölge ülkeleri, çatışmanın dinamiklerini değiştirecek kapasite ve altyapıya sahip görünmüyorlar. Lübnan, Suriye, Ürdün, Katar ve Yemen gibi ülkelerin de istikrarsızlaşmasına katkı yapan çatışma ortamında bölgesel iş birliği imkanlarının fazlaca sınırlı olduğu görülüyor zira İsrail’in ayrıcalıklı konumunu devam ettirmekte ısrar eden Washington’ın tercihleri belirleyici oluyor. Amerika’nın bir yandan küresel bölge dışı bir aktör olmasına karşın ironik biçimde en kritik bölge ülkelerinden biri sayılabilecek bir bölgesel kapasiteye sahip olması diğer aktörlerin politikalarını da derinden etkiliyor.

Bölgenin sorunlarına bölgesel çözümler üretmenin mümkün olmamasının Amerikan politikaları ve İsrail’in normalleşememesi gibi birçok nedeni var elbette ancak bölgesel aktörlerin ortak savunma kapasitelerinin olmaması önemli bir handikap olarak öne çıkıyor. Son birkaç yılda görüldüğü gibi İsrail’in bütün bölgesel aktörleri açıkça tehdit etmesi ve en az yedi ülkede askeri saldırı düzenlemesi tam bir anomali aslında. Amerika gibi bir süper gücün İsrail gibi bir müttefikini dizginleyememesi ve onun bölgesel çıkarları için İran’la savaşa girmesi de cabası. Bunun üzerine İran’ın çatışma ortamını sona erdirmeyi başaramayan politikaları da eklenince, bölge ülkelerinin tek başlarına kalarak ya İsrail ya da İran tarafına doğru yönelmeye zorlandıkları görülüyor. Bu iki ülkenin farklı formlarda tezahür eden mücadelesinin bölgeyi savaşa sürüklemesi konvansiyonel çatışma yanında nükleer savaş tehdidini dahi gündeme getiriyor.

Bu dinamiklere bakıldığında Türkiye’nin uzun süredir savunduğu üzere bölgesel inisiyatiflerin güçlenmesi gerçek anlamda barış ve istikrarın sağlanması için en önemli unsurlardan biri olarak öne çıkıyor. Mekke Anlaşması’na imza atan üç ülkenin birbirine farklı açılardan katkı sunacakları açık ve yeni bir güvenlik mimarisi oluşturmak için tarihi bir fırsat sunduğu söylenebilir. Özünde savunma iş birliğini artırmaya yönelik atılan bu adımın NATO’nun Avrupa’ya sağladığı uzun barış ve istikrar dönemine benzer bir etki yaratması beklenebilir. Bu ittifaka ne kadar çok yatırım yapılarak kurumsallaşır ve ne kadar fazla bölge aktörü katılırsa o kadar kalıcı ve etkili olacaktır.

İran savaşında Körfez İşbirliği Konseyi gibi bölgesel oluşumların yeterince geniş olmadığı için yetersiz kaldığı görüldü ve Mekke Anlaşması’na bir an önce Mısır gibi ülkelerin katılması önem arz ediyor. İsrail ve belki de İran bu oluşumun genişlemesini istemeyecektir ancak uzun yıllardır bölgedeki yükümlülüklerini azaltarak Asya-Pasifik’e odaklanmak isteyen ABD’nin politikası da diğer bölge ülkelerinin bu oluşuma katılmasını desteklemek olmalıdır. Mısır da katılırsa bölgenin en kritik üç aktörünün içinde yer alacağı ittifakın bölgesel sorunlara bölgesel çözümler üretme kapasitesini geliştirmesi barış ve istikrarın kalıcı olmasına hizmet edecektir.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026