Ayaklı medrese ve fetvahane: Halil Günenç Hoca

Mahmut Ay
Mahmut AyYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 31/07/2026, Cuma • Yeni Şafak Haber Merkezi
Ayaklı medrese ve fetvahane:  Halil Günenç Hoca
Halil Günenç Hocaefendi

Bazı alimler vardır ki sadece yazdıkları kitaplarla yahut verdikleri derslerle değil, bizzat varlıklarıyla birer müessese, birer ilim merkezi haline gelirler. Bulundukları mekânı medreseye, muhatap oldukları insanı talebeye, oturdukları meclisi fetvahaneye dönüştüren bu bereketli insanlar, mazi ile hal arasındaki en sağlam köprülerdir aynı zamanda. İşte asırlık ömrünü ilme, talebeye ve ümmetin dertlerine adayan muhterem hocam Halil Günenç Hocaefendi, on dört asırlık fıkıh birikiminin günümüze taşınmasında çok önemli hizmetler yapmış olan, nefes aldığı her ortamı bir ilim meclisine çevirerek kelimenin tam anlamıyla “ayaklı medrese” ve “ayaklı fetvahane” sıfatını hak eden müstesna bir çınardır.

Bendenizin dünyasında Halil Hocamın yeri, sadece bir hoca-talebe ilişkisiyle sınırlı değildir. Henüz on dört yaşımda bıyıkları yeni terleyen bir delikanlıyken, rahmetli pederimin sayesinde rahle-i tedrisine girdiğim Halil Günenç Hoca, o günlerde zihin ve gönül dünyamda bir “numune-i imtisal”di. Hani şimdilerde “idol” deniyor ya. Hoca benim gözümde işte öyle bir zirveydi; “alim” denildiğinde aklıma Halil Hoca geliyordu. Etrafımda pek çok hoca vardı; kendi kendime “Kim gibi olmak istersin?” diye sorduğumda “Halil Hoca gibi olmak istiyorum.” cevabını veriyordum. Onu çocuk sayılabilecek yaşlarda örnek almamın tek nedeni ilmi değildi, hocamız ahlakıyla da örnek bir şahsiyetti. Tabi merhum pederim Hüseyin Ay Hocaefendi’nin de Halil Hoca’ya olan derin muhabbeti ve hürmeti bunda etkiliydi. Babacığım, ayda bir mutlaka hocamızı evinde ziyaret ederdi. Hafızlığa başladığım on bir yaşımdan itibaren bu ziyaretlerde beni de yanında götürürdü. O sohbetlerde ayetler, hadisler, fıkhî meseleler ya da ümmetin sorunları konuşulurdu. Peder-i azizim, çeşitli sorular sorar, hocadan bir şeyler öğrenmeye çalışır; hoca da tatlı tatlı anlatırdı. Katıldığım ilk ilim meclisi, işte o ziyaretlerdi. Hocamızın evinde iki duvarı tamamen kütüphane ile kaplı salonu beni o kadar etkilerdi ki sırf kitaplarını seyretmek için bile gitmek isterdim ve ileride evimin böyle kitaplarla dolu olmasını hayal ederdim. Üniversite giriş sınavına hazırlandığım sene hocamızdan haftada iki gün Cedid Abdurrahim Medresesi’nde nahiv ve fıkıh dersleri alırken içimden geçen temenni şuydu: “Ya Rabbi! Şu formalite sınavı bir an evvel geçip Marmara İlahiyat’a gireyim de Halil Hocamdan doya doya ders alayım.”

Halil Hocamız, Doğu medrese geleneğinin köklü ilim havzasında ve Şâfiî bir muhitte yetişmiştir. Onun en dikkat çekici meziyetlerinden biri, son derece geleneksel bir eğitimden geçmiş olmasına rağmen geniş bir ufka ve kuşatıcı bir anlayışa sahip olmasıydı. Mezhep taassubundan uzak olan hocamız, çağdaş insanımızın ve toplumumuzun karşılaştığı sorunlara çözüm üretebilmek için dört mezhebin görüşlerinden ve fetvalarından istifade edilmesi gerektiğini savunurdu. Bazen o tatlı tebessümü ve nüktedan üslubuyla latife yapıp “Kardeşim, ben şahnefiyim.” (yani yarı Şafiî yarı Hanefî) der, dinin kolaylaştırıcı ve kuşatıcı ruhunu bizzat şahsında tecelli ettirirdi.

Bu engin ufuk, sadece mezhep tercihlerinde değil, fıkıh usulüne bakışında da kendini gösterirdi. Klasik medrese anlayışında ictihad kapısının kapalı olduğuna dair yaygın kanaatin aksine hocamız “mutlak müctehidlik” mertebesinde olmasa da “meselede müctehidliğin” mümkün olduğunu, hatta olması gerektiğini savunurdu. Yani bir meseleyi enine boyuna inceleyen yetkin bir fakihin, o meselede ictihad edebileceğini söylerdi. Doğu medrese geleneğinden gelen bir alim için yenilikçi bu yaklaşım, onun ufkunun genişliğinin, fıkhın yaşayan ve hayatla temas eden dinamik yapısına ne kadar önem verdiğinin göstergesiydi.

Halil Hocamız, ders aldığım hocalarım içerisinde en kıvrak zekalılardandı ve en güçlü hafızaya sahip olanıydı. İmam Şâfiî’nin hafızasını hatırlatan bir hafızaya sahipti. Bir sayfalık metni bir kere okuduktan sonra ezberden okuyabilirdi. Yıllarca kendisini hafız sanmıştım; hafız olmadığını öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Zira hangi âyeti okusanız sonunu getirirdi. Fevkalâde güçlü bir hafızaya ve keskin bir zekaya sahip olmakla birlikte tez canlı bir mizaca sahipti. Belki bu tez canlılığı, belki de modern akademik disiplinden ve metodolojiden geçmemiş olması sebebiyle zihnindeki o devasa birikimi yazılı eserlere dönüştürme noktasında kendisi gibi bir alimden beklenen veludluğa ve etkiye ulaşamadı. Çok faydalı eserler de yazdı ancak şayet Halil Hoca gibi bir deha, akademik bir disiplin ve imkanla buluşmuş olsaydı, dünya çapında ses getiren özgün eserlere imza atabilirdi.

Hocamızın en büyük eseri, yetiştirdiği binlerce talebedir. Onun Türkiye’de fıkıh öğretimindeki ve ilmî seviyenin yükseltilmesindeki katkısı çok büyüktür. O, çok değişik ilim ortamlarında ders verip talebe yetiştiren çok yönlü bir müderristi. Haseki Eğitim Merkezi’nde yüzlerce müftü ve vaizin yetişmesinde emeği olduğu gibi, başta İsmailağa olmak üzere cemaat çevrelerindeki hocaların özel derslerle yetişmesine de öncülük etti. İlahiyat fakültelerinde okuyan ve okutan yüzlerce ilim insanına hususi dersler verdi. Onun fıkıh derslerinde cemaat mensubu veya medrese mezunu bir molla ile İlahiyat fakültelerinde doktora yapan birini yan yana görmek mümkündü. Farklı muhitlerden gelen bu insanları aynı ilim sofrasında buluşturabilmesi, onun ne derece birleştirici ve kapsayıcı bir alim olduğunu gösterir.

Anadili Arapça olduğu için Türkçesi pek akıcı olmamasına rağmen hocamız büyük bir gayret göstererek Türkçe eserler telif etmeyi ihmal etmedi. Nitekim yazdığı Büyük Şafiî İlmihali, halen dahi alanında bir başyapıttır. Hocamızın okuma yelpazesi geniş ve fikrî müsamahası yüksekti. Çeşitli görüşlere ve ekollere mensup mütefekkirlerin eserlerini okurdu. Çağdaş alimlerin eserlerini dikkatle takip eder ve bazılarını çok takdir ederdi. Yusuf el-Karadâvî bunların başında gelirdi.

Tasavvufa dair yeri geldiğinde -fıkıh zaviyesinden bakıyor olmanın sonucu olarak- çeşitli eleştiriler yöneltirdi. Ancak tasavvufu reddetmez ve mevcut sufî cemaatlerin hizmetlerini takdir ederdi. Mesela Mahmud Efendi Hazretleri’nin ve cemaatinin topluma büyük hizmetler yaptığını söyler, Mahmud Efendi’yi daima hürmetle anar ve zaman zaman ziyaret ederdi.

Hocamızın “ayaklı fetvahane” vasfı, özellikle cep telefonlarının hayatımıza girmesiyle birlikte daha gözle görülür bir hal almıştı. Cep telefonu üç-beş dakikada bir çalardı. Ülkemizin en ücra köşesindeki bir köylüden metropoldeki bir iş adamına, yurt dışındaki bir gurbetçiden zihni karışmış bir gence, bir akademisyenden bir cemaat önderine, yaşlısından gencine, kadınından erkeğine kadar her gün onlarca insan hocayı fetva için arardı. Hocamızın büyüklüğü ve samimiyeti burada da kendini gösterir ve onca yoğunluğuna ve ilerlemiş yaşına rağmen hiçbir zaman “Beni niye rahatsız ediyorsunuz? Bu kadar basit bir soruyla beni neden meşgul ediyorsunuz?” demez hızlıca soruları cevaplardı. Tez canlı olduğu için çoğu zaman muhatabının soruyu bitirmesini bekleyemez hemen cevabı verirdi. Bazen soruyu soran “Ben onu sormadım hocam, şunu sordum.” deme ihtiyacı hissederdi.

Bu fetvaları verirken muhatabının durumunu gözetirdi. Mesela bir ders esnasında yine telefonla kendisine bir seferde üç talak vermeyle alakalı bir soru sorulmuştu. Hoca fetvayı verdi. Telefonu kapattıktan sonra da bize “Kardeşim, insanlara böyle fetva veriyorum ama aslında benim gönlüm başka şekilde fetva vermek istiyor. Ancak o şekilde fetva verirsem insanlar işin kolayına kaçar diye endişe ettiğim için o fetvayı veremiyorum.” demişti.

Meşhur bir alim olmasına rağmen hocamız kibirli değildi ve son derece nezaket sahibiydi. Yaşı ve seviyesi ne olursa olsun talebelerine doğrudan ismiyle değil mesela “Mahmut Hoca” şeklinde mutlaka “hoca” sıfatını ekleyerek hitap ederdi. Halka dönük yüzü de fevkalade sıcaktı. Sadece ilim meclislerinde bulunan, toplumdan kopuk bir alim olmadı. Sokaktaki esnafla ve vatandaşla oturup anlayacakları dilden onlarla sohbet edebiliyordu. Hiçbir sohbetinde gıybetten hoşlanmaz, dedikoduya ve mâlâyâni söze yer vermezdi.

Tüm bu ilmî heybetinin gerisinde hüzünlü bir ruh taşırdı. Mahfuzatındaki şiirlerin çoğu hüzünlü şiirlerdi. Dünyaya tamah etmeyen, makam mevki peşinde olmayan, sade ve mütevazı bir hayat yaşadı hocamız.

Fakir, 1993-2013 yılları arasında hocamızdan, çoğu evinde olmak üzere hususî olarak Katrü’n-Nedâ, Lübab, İhtiyar, Hidâye, Sübülü’s-Selâm, Bidâyetü’l-Müctehid, Envâru’t-Tenzîl ve Medârikü’t-Te’vîl gibi eserleri okuma bahtiyarlığına nail oldum, ona layık bir talebe olamasam da ondan çok şey öğrendim.

Ömrünü başta fıkıh olmak üzere İslâmî ilimlere adayan, ülkemiz insanına tek başına bir medrese, tek başına bir fetvahane gibi hizmet etmiş olan muhterem hocamız 96 yaşında ve çok ağır sağlık sorunları yaşıyor. Yüce Mevlâ’dan kendisine şifa ve hüsn-i hâtime diliyoruz. İyi ki bu ülkeden Halil Günenç Hoca geçmiş ve iyi ki bu fakire ona talebelik yapma bahtiyarlığı nasip olmuş.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026