Geçtiğimiz Çarşamba ilginç bir gündü.
İlk masa
İstanbul’daydı; ’Mekke Savunma İttifakı-MSİ’nin Dışişleri Bakanları, Savunma Bakanları, Genelkurmay Başkanları bir araya geldiler. Toplantının nedeni paktın ‘kurumsal yapısının’ inşasıydı…Bu paktın hiçbir şeyi sıradan değil.
Mekke İttifakı
’nın yarattığı etki ve güç projeksiyonu şu an bölgenin en popüler konusu. Zamanla dünyanın da olacak…İkinci masa
aynı gün Tel Aviv’de, İsrail Savunma Bakanlığı’nda kurulmuştu; Yunanistan ile İsrail, Yunan anakarası ve adalarını kapsayan, katmanlı hava savunma sistemi kurmak için 3,6 milyar dolarlık anlaşma imzaladılar. Adını biliyorsunuz; ‘Aşil Kalkanı
’…Üçüncü masa
ise, yine aynı gün, Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’teydi. 10 üyesi ve diyalog ortakları ile birlikte dünya nüfusunun yüzde 40’ını temsil eden ‘Şanghay İşbirliği Örgütü
-ŞİÖ’nün zirvesi yapıldı. Esaslı oyuncular vardı; Türkiye Cumhurbaşkanı, Çin ve Rus Devlet Başkanları, Pakistan ve Hindistan Başbakanları gibi…Bu üç toplantının birbiriyle alakası çoktur
. Jeopolitik ve stratejik rekabetin küresel koridorlarının toplandığı kalpgâhın ya merkezi ya yapışık çevresini oluşturuyorlar. Özellikle ŞİÖ’nin üyeleri arasında da şaşılası işbirliği ve rekabet kulvarları vardır. Üç toplantının birbirine mesajları da vardır
. Batı’dan gayrı gözükmesine rağmen, Avrupa ülkeleri ve ABD ile de her birinin karmaşık ilişkileri vardır…***
Önce MSİ toplantısı ile ilgili bir kaç not. Birincisi, bu üç ülkenin ittifaka ve ortaklarına gösterdiği hassasiyet üzerinedir. İslamabad, Ankara ve Riyad, birbirlerine inanılmaz bir kapsayılıcılıkla yaklaşıyorlar, en ufak pürüzün çıkmasını istemiyorlar. İkincisi, ittifakın kararlılığı, gelişimi ve kurumsallaşmasına çok asılıyorlar çünkü bunların bölge ülkelerine ve dünyaya cazibe/çekim merkezi yaratacağını biliyorlar…
Toplantı sonunda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan açıklamalarda bulundu. İki nokta var; ilki, bu anlaşma imzalandığında ekonomiden ticarete, enerjiden savunmaya, ulaşım yollarından bölgesel farkındalığa kadar bir dizi alanda faaliyet/amaç ilan edilmişti. Bu toplantıda, sayılan konular cari olmakla birlikte paktın eşitler arasında birinci konusunun “savunma” olduğu daha güçlü hissedildi. Doğal olarak, üç ülkenin silahlı kuvvetleri, istihbaratları ve bölgesel güvenlik ilişkilerinin ittifakın kök zeminini oluşturduğunu söyleyebiliriz…
İkincisi, yine sayın Bakan’ın şu sözleridir; “… bu vesile ile ittifakın, ülkemizin
NATO başta olmak üzere
diğer ittifak ve anlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerini ortadan kaldırmadığını, bunların yerini almadığını belirtmek isterim. Bunların tamamlayıcısıdır”…
***
“Bunların tamamlayıcısıdır ne demek”, basın toplantısında iyi bir soru olurdu. Ancak NATO ismen zikredildiğinden bir-iki cümle kurmak lazım gelir; Avrupa kanadında özellikle
İngiltere
’nin ittifaka büyük ilgi gösterdiğini biliyoruz. Üç ülkeyle de özel ilişkileri var zaten. Almanya
ve Fransa
’nın da bu ittifaka ilgisiz kalması mümkün değil. Paris ve Berlin’in MSİ’yi dışlaması onlara bedel ödetir!ABD açısından ise; resmi söylemleri ittifakı destekliyor. Ancak sınırları olan bir destektir; bunlar Mısır ve İsrail’dir!
İttifakın İsrail’e yönelik keskin bir tutum alması Washington’un rengini değiştirebilir.
Kahire ise paktın önemli bir tartışma başlığı. MSİ’ye katılması iyi olur. Ama onun da işte ABD ile ilişkiler ve İsrail’le denge üzerine kendi hesapları var. Şöyle bir formüle çalışılıyor gibi; ittifakın, “birimize saldırı olursa” diye başlayan kabullerinde Mısır’a esnek bir katılım formülü üretilebilir…***
Yunanistan-İsrail-Rum Kesimi… Tel Aviv ve Atina’nın imzaladığı ‘Aşil Kalkanı’ az-buz anlaşma değil. Yunanistan hava savunmasını neredeyse İsrail’e bırakıyor. Artı, bir sürü silah sistemi ardışık yapı oluşturacak, bir düzineye yakın savunma sistemi yerleştirilecek. Hatta bu mânada Avrupa’yı bile dışlıyor!
Ve, ‘bunlar kime karşı’ diye sorulduğunda, ‘Türkiye’ dışında bir cevap akla gelmiyor. Bunlar veya fazlası Türk Silahlı Kuvvetleri’ni keser mi? Yanından bile geçemez ama soru şu ise,
“Aşil Kalkanı, MSİ’ye de bir karşılık mıdır?
“Hayır” demek zordur. İsrail’in Suriye’deki son saldırısının bir boyutu da buydu…***
ŞİÖ zirvesine gelince… Bu üç toplantı içinde en çetrefilli olanıdır ve küresel bağlama sahip olduğu için MSİ ve İsrail-Yunanistan anlaşması da içindedir…
ABD-Çin, Hindistan-Rusya, Çin-Hindistan, Hindistan-Pakistan, Ermenistan-Azerbaycan, Rusya-Türk Cumhuriyetleri, hele İran, Türkiye’nin hepsiyle ayrı ayrı ve sayısız kalemden oluşan ilişkileri var. Yine hepsinin de Batı’yla. Özünde yine Doğu-Batı dengeleri bulunuyor. Türkiye’nin Trump/ABD’siyle nispeten iyi ilişkileri, İran ve Ukrayna savaşları Ankara’nın Doğu’ya yaklaşımını sahne önünden geriye aldı ama gerçek şu ki, başta Çin olmak üzere ŞİÖ üyelerinin büyümesi devam ediyor. Görmezden gelinemez jeopolitik bir gerçeklik var ortada. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zirvede yaptığı konuşma da bunun örnekleriyle dolu…
“ŞİÖ, son 25 yılda çok kutuplu düzenin vazgeçilmez unsurlarından biri
haline gelmiştir. Asya-Pasifik bölgesiyle Ortadoğu’yu aynı zeminde buluşturan teşkilatı BM’nin destekleyicisi ve tamamlayıcısı
olarak görüyoruz. … Ülkemizin, teşkilat coğrafyasının Batı pazarlarına erişimi noktasında, bilhassa enerji koridorlarının çeşitlendirilmesi
ve jeopolitik risklerin yönetilmesinde kritik rolünün altını çizmek istiyorum. Hazar geçişli Orta Koridor girişimini, ‘Kuşak ve Yol’ girişimiyle de uyumlu hale getirilmesini istiyoruz. Yükselen bir yıldız olarak gördüğümüz
ŞİÖ ile her alanda işbirliğimizi ilerletmenin gayreti içinde olacağız.”
