Katıldığı bir yayındaki sözleri üzerinden gazeteci Kemal Öztürk linç ediliyor, dahası
hapse attırılmak isteniyor.
Peki kaç kişi, sosyal medyada dolaşıma sokulan o on iki saniyenin öncesi ve sonrasını izledi?
Tanıdığım, bildiğim, birlikte çalıştığım
Kemal Öztürk’ün kırpılan videodaki gibi konuşmayacağından emin olarak
sözlerini dikkatlice ve tekrar tekrar dinledim.Öztürk, NTV’deki canlı yayında Suriye’de Esed rejiminin çöküşünden sonra halkta hakim olan anlayışı anlatıyordu. Kendisi devrimden sonra günlerce Suriye’de kaldı, gözlemler yaptı. Eski Suriye’yi de iyi bilir, haliyle
sahaya hakim gazetecilerdendir.
Yayında,
Sednaya Hapishanesi’ndeki işkence anlatılarından
, İdlib’de, Afrin’de ve Halep kırsalında duyduğu vahşetlerden bahsederken şunu söyledi: “Orada çalışmış çöpçüyü bile assalar, kurşuna dizseler yeridir dersiniz. Öyle korkunç hikâyeler dinledim ki, ‘bu Nusayrilerin hepsini katletseler yeridir’ diyesiniz geliyor. Ama bakın intikam almadılar.”
Cümlenin kesilip sosyal medyaya düşen kısmı, alıntıladığım paragrafın ortasındaki tırnaklı bölüm. Videodan çıkarılan devam cümlesi
ise tam olarak tersini söylüyor.
Soruşturmanın gerekçesi de aslında sosyal medya ve dezenformasyon kaynaklı. Samandağ’dan gelen şikâyetler üzerine başlatılan dosyada Öztürk hakkında gözaltı talimatı yazıldı. Kendisi resmi tebligat almadığını, gönüllü olarak ifade vereceğini açıkladı. DEM Parti “açıkça suç teşkil ediyor” dedi, soruşturma istedi. Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, TCK’nın 216 ve 214. maddelerine atıfla “açık bir nefret suçu” dedi. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı Hüseyin Mat ise bir adım daha ileri gitti: Öztürk’ün bu sözlerle IŞİD benzeri yapıların sorumluluğunu Alevilerin üzerine yıkarak “
karanlık geçmişleri örttüğünü
” iddia etti.İşte tam burada bir tuhaflık var. Çünkü Öztürk’ün söylemek istediği, Mat’ın suçlamasının tam zıddı.
BİR
: Öztürk’ün cümlesi bir nefret çağrısı değil, toplumdaki hakim düşünceyi anlatım biçimiydi. “Böyle bir öfke duyulması insani olarak anlaşılır olurdu”
demek istiyordu. Yani kimseyi katletmeye çağırmıyordu.İKİ
: Asıl vurgusu ise “ama bakın intikam almadılar” kısmındaydı. Yani Suriye’de yeni yönetim ve halk, bu kadar ağır bir travmaya rağmen toplu bir intikam ya da hesaplaşmaya girişmedi.ÜÇ
: Asıl eleştirel nokta da tam burada: Bu “intikam almama” hali bir kaçıştı. Yeni Suriye, Esed döneminin failleriyle, o dönemin kurumlarıyla, o dönemin ortaklarıyla ve “onların vahşi yöntemlerini”
kullanarak bir hesaplaşmaya girişmedi. Suriye’de ortaya çıkan yeni toplumsal denge geçmişin hukuk muhasebesini ertelemedi elbette ancak akan kan, kanla temizlenmedi. Öztürk’ün meramı da buydu: Suriye’de hesap sorma iradesinin yerini “sessiz ve onurlu bir sağduyu”
ve “adalete havale etme erdemi”
almıştı.Bunu “Nusayrilere yönelik nefret” diye okumak kasıttır. Bir gazetecinin, tanıklık ettiği acıları aktarırken sarf ettiği bir cümleyi, -sözlerinin tamamını yok sayarak- “delil” diye savcılığa taşımak,
hem henüz çok taze olan tarifsiz acıları yok saymak
hem de üstüne üstlük gazeteciyi suçlu çıkarmaktır.Peki bu tepkiyi asıl körükleyen ne? Kemal Öztürk’ün muhafazakâr kimliği, Esed karşıtlığı, geçmişte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın basın danışmanlığını üstlenmesi ve Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü yapmış olması ona gösterilen öfkeyi körüklüyor elbette.
Kırpılmış bir cümlenin yargı tarafından “suç delili” sayılması ise çok daha büyük bir problem. İfade özgürlüğü, önce dezenformasyonla, sonra da hukuk mercilerinin eliyle budanıyor. Daha vahimi şu:
Suriye’deki etnik katliamların konuşulması
, anlatılması, hafızanın tazelenmesi baskılanıyor dolaylı olarak.Ayrıca Öztürk’e itibar suikastı düzenlenmesinin,
“Terörsüz Türkiye”
yi hedef alan bir kamplaşmanın meşruiyetini oluşturması da söz konusu. Birilerinin, ısrarla “mezhep gerilimini siyasallaştırmak
” istediği çok bariz.Suriye’de sadece son 15 yılda yaşananlar değil, Esed ailesinin yönetimindeki yarım asırda yaşanan o büyük acıları yok saymak isteyenler, insanlığa yönelik ağır suçları kabullenmeyenler, yeni sosyolojinin haysiyetli yaklaşımını da sindirmek istemiyorlar. Çünkü o yeni sosyoloji, “intikam yerine adil hesaplaşma” yolunu tercih ediyor ve tüm insanlığa örnek olacak bu anlayış, rejimle kurdukları ilişkinin
üzerini örtmek isteyenleri de ifşa ediyor aslında.
O halde sormak gerekiyor: Kemal Öztürk’ün de tarif ettiği,
intikamın değil sağduyunun hâkim olduğu bir Suriye tablosu kimleri, neden rahatsız ediyor?

