Yeni yapılan bir araştırmaya göre yurdum insanının kelime haznesinde ortalama yüz elli kelime var. Bundan daha hazin olanı ise insanımızın büyük bir çoğunluğu konuşmalarında diğer yetmiş kelimeye de tenezzül buyurmayıp, cümle ahvali ifade için hepi topu seksen kelime ile iktifa ediyor. Bu seksen kelimenin en az yarısının da Türkçe ile hiçbir alakası olmadığını tahmin ediyorum. Yazık bize!

Aşkını, derdini, meramını, fikrini, hüznünü, kederini, sevincini, mutluluğunu, ihtiyacını, kavgasını, talebini, esprisini ve bilcümle ifadeye ihtiyaç duyduğu hali dile getirmek için seksen kelimelik sığ bir dağarcığa mahkum olan insandan kendisine ve bir başkasına hayır olur mu? Olmaz, zinhar olmaz!

Merhum Yavuz Bülent Bakiler Ağabey koskoca bir ömrü bu hususu nazar-ı dikkatlere sunmak için harcadı. Üç yüz kelime ile konuştuğumuzdan bahsederek gidişatın feci olduğundan dem vurur, bizi bu hususa azami ihtimam göstermeye davet ederdi. Bugün üç yüz kelime ile konuşabilenlerimizi ağzımız açık dinliyor, onlara derin münevver, usta hatip, şahane edip muamelesi yapıyoruz. Rahmetli bugünleri görse kahrından ölürdü.

Kelimelerle sadece konuşmuyoruz. Düşünüyoruz, kavramlar üretiyoruz, düşüncemizde kelime haznemizin elverdiği nispette derinleşiyoruz, tefekkürümüzün hududunu kelimelerimizle zorluyoruz. İnsanı, âlemi ve ikisini yaratanı tanımak için; kendimizi düzgün anlatmak ve başkasını doğru anlamak için hep kelimelere muhtacız. Kelime yoksa medeniyet, hukuk, sanat, felsefe, düzen, asayiş, zarafet, tıp, matematik ve terakki yok. Haydi insaflı olup yok demeyelim; bunların hepsi birden var ama kelimelerimiz kadar var.

İnsan hayvan-ı nâtıktır. Konuşan hayvan değil, konuşan canlı. Yanlış olmasın. Kelime haznemiz, diğer canlılardan ne kadar ayrılabildiğimizin enteresan bir mihenk taşı gibi, kelimelerimiz kadar insanız.

Hiç dikkatinizi çekti mi bilmem, seksenli yıllarda yapılan halk röportajlarında o kadar arı duru, berrak ve enfes bir Türkçe var ki! Okumuşu cahili, ihtiyarı genci, şehirlisi köylüsü ile milletimiz canım lisanımıza vukûfiyette bugünkünden bin kat daha ileride. Yarım asır öncesinin Anadolu köylüsünün ezberinde bugünün edebiyat fakültesi mezunundan daha fazla şiir olduğunu iddia edebilirim ama ispat edemem. Okuma yazma bilmeyen insanlar dahi sohbeti süsleyecek kadar nükte, hikmeti dile getirecek kadar kıssa, meramı özetleyecek kadar şiir bilirdi. Nasıl kaybettik, nerede kaybettik, ne ara bu hale geldik biz?

Okumuyoruz, sohbet etmiyoruz, dinlemiyoruz, dijitalizmin elinden anamız ağlıyor, yapay zekalar yarım aklımızı da elimizden aldı, bu zaman da böyleymiş diyerek çıkamayız işin içinden. Bu meseleyi çözmek, bu işe

bir çare bulmak borcundayız.

Ağaç yaşken eğilir. Atalar sözüdür ve elhak doğrudur. Bizim çocukluğumuzda tahtaya bir konuşanlar listesi yazılırdı, öğretmenden zılgıtı yesinler de akılları başlarına gelsin diye. Şimdi kimse kimseyle konuşmuyor. İlkokul müfredatına bir ‘konuşma’ dersi konulmasını teklif ediyorum. Her gün yirmi dakika. Öğrenci yanındaki arkadaşı ile sohbet edecek. Dersin başında Öğretmen o günün yeni kelimesini çocuklara sevdirecek bir üslupla tanıtacak ve zarifçe rica edecek: “Bu derste ki sohbetinizde her biriniz en az üç defa bu kelimeyi kullanacaksınız!” Cuma günü olduğunda ders süresi kırk dakika. Konuşmadan arta kalan yirmi dakikada her öğrenci o hafta öğrendiği beş yeni kelimenin de içinde geçtiği bir hikaye yazacak. Bu dersin sınavı, notu, ödevi bilmem nesi yok.

Keyif dersi, muhabbet dersi bu.

On iki senelik eğitimi boyunca bir çocuk her sene yüz elli kelime öğrense üniversiteye gideceği zaman kelime haznesinde asgari bin sekiz yüz kelime olacak. Şahane değil mi? Bu çocuklar felsefede, sanatta, matematikte, aklınıza gelen her bir sahada çok daha başarılı olurlar.

Türkiye yüzyılı hayalinin kilometre taşlarını döşemeye buradan başlanmalı. Hiç olmazsa burası ihmal edildiği takdirde o hayalin gerçekleşmeyeceği idrak edilmeli. Japonya şöyle yapıyor, Finlandiya böyle yapıyor, bunların bizcesi şöyle şöyle yapılmalı diye diye çeyrek asrı cömertçe harcadık. ‘Adalar denizi’ şahane, ‘haçlı saldırısı’ güzel, ‘sömürgeciliğin başlangıcı’ fevkalade ama çocuklarımız okuldan mezun olduklarında adalar ne demek, haçlı nerenin kazası, sömürgecilik kimin emmisi diye düşünmesin istiyorsak bu işe bir an önce el atıp, kalıcı bir çözüm bulmak zorundayız vesselam.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026