Cem Yılmaz yadsınamaz ciddiyette bir rahatsızlık geçirmiş. Herkese örnek olacak şekilde ihmal davranmamış, hızlı ve yerinde müdahale ile de hasar büyümeden tedavisi gerçekleşmiş. Kendisine şifalar diliyorum.
Bir mesaj ile durumunu paylaştı.
Yaşam tarzımı falan yüzüme vurmayın, sizin yüzünüzden kriz geçirdik, minvalinde bir açıklamayla iyileşme yolunda olduğunun haberini verdi.
Herhalde kendisine iyi gelen insanları ayırıp çevresindeki diğer eşi, dostu ve idarecileriyle beraber tüm toplumu kastetti.
Hayata Cumhurbaşkanı Erdoğan ile aynı pencereden bakmamak stres üretiyor olabilir. Kıyasla… Aynısı Halk Partisi ile farklı pencerelerden hayata bakanlarda da oluyor. Bu ikincisi daha yaygın, birikimli ve birkaç kat daha şiddetli yalnız.
İşin fenası şu ki; Halk Partisi hastanelik ediyor, tedavi de etmiyor.
Cem Yılmaz’ın yaşadığı streste Cumhurbaşkanının payı, artıları ve eksileriyle en çok (tam zıttından hayata bakıyorsa) %20’dir, haklı eleştirileri varsa %10’dur, ortalama %15’tir.
Artılara Cumhurbaşkanının hizmetlerinin, geliştirdiği diplomasi ve güvenlik kapasitesinin ve diğer pek çok şeyin arka plandaki konforunu yazıyorum.
Cem Yılmaz’ın çevresinin veya doktorların stresten uzak kal demesinin anlamını geniş görmesi yaygın bir durum.
Toplumdan sıyrılmak isteyenler var. Toplumu iyileştirmek mücadelesinin bir yerinde değiller. Sıyrılacak imkân da yok. Mecbur stresini yaşıyorlar.
Cem Yılmaz’a Türkiye sıyrılacak imkânı da verdi, toplumu iyileştirecek ve dönüştürecek imkânı da.
Bu imkanlara ulaşanların önemli kısmı ikisini birden kullanır. Biraz dışarda durur, biraz kendisine benimsediği vazifeyi yapar. Bazısı kolları sadece vazifesine odaklanır.
Cem Yılmaz, toplumu iyileştirecek en önemli aktörlerden birisi. Cem Yılmaz ve kuşağı toplumu yerli kapasiteye inandırdı. Dışarıdan aktörlerin doldurması muhtemel alanları kapatıp toplumun yabancıların beslemesine maruziyeti azaldı. Bu isimler, tavır yoksunu, aidiyet problemli ve vizyonsuz siyasetin malzemesi olmadığında toplumun kendi üretkenliğine inandığımız ortak değerlere dönüştü. Espri yapabiliyorsak araba da yaparız, hat çizebiliyorsak uçak da yaparız, öykü, şiir, musiki veya sinema yapıp her çeşidiyle sanat üretebiliyorsak uzaya da çıkarız bir anlamda.
Cem Yılmaz son dönemde siyasete girdi ya da çekildi. Sonra defteri kendi kapattı. Siyaset yerine sanatı üzerinden rolünü oynamasının daha bereketli olduğunu kendisi de biliyordur. Siyaset üzerinden sorumluluk almasına da mâni yok tabii.
Burada çizdiğim çerçeve iyiyim mesajının doğrudan ima edilen kısmının okuması yalnız.
Biraz da Cem Yılmaz’ın yaşadığı stresin örtülü kısmından bahsedeyim. Ak Parti değil, Halk Partisi stres yapıyor. Suçu hep Halk Partisine atmak anlamında değil.
İktidar olamasa da karakter gösterecek bir muhalefet yoksunluğu, toplumun muhalif konumlanmak arzusundaki kesimlerinde şiddetli bir stres kaynağına dönüştü. Aidiyet ve inandırıcı bir gelecek tasavvuru vermeyen derin temsilsizlik hali stresten başka nedir ki? Aksine Cumhurbaşkanı topluma hepsini veriyorken…
Hakiki Beşiktaşlılar mesela Beşiktaş’ı şampiyon olsun diye desteklemez. Karakter göstersin canını yesin taraftarının, öyledir. Tavır kazandırsın hele, şampiyon olursa da ne ala.
O gibi; muhalefet, iktidar seçmeninin sinirini bozmayı hüner bellemek yerine, muhalif seçmene bir duruş kazandırmaya dönük politika ve söylem geliştirse toplumsal stres azalacak.
Üç-beş ya da üç-beş milyon toplumdan sapkın marjinali tatmin için başörtüsü gibi toplumun bilcümle değerlerine saldırmanın muhalefet olmadığını, muhalefete muhalifler öğretmeli. Muhalefetin kendisi olmayı, muhalefetin istismarına kapatarak… Muhalefet yapmakla muhalefetin temsilcisi olmak arasına çizgiyi çekerek…
Ekonomik refahımız da böyle yayılacak. Artması ayrı mesele, yayılacak. Sağlıklı siyasi tavır ve mekanizmalar, katmanlı sanatsal üretkenlik ve yetişmiş entelektüel kapasite bize ekonomik refahın topluma indiği bir ortam sağlar. Siyasetin, sanatın ve düşüncenin toplumsal hedefi bu noktada örtüşür. İçlerinden biri amacından nakıs kalırsa veya ihmal ederse diğeri veya diğerleri kaçınılmaz olarak muhalefete düşer. Biz de çoğu zaman siyaset muhalefete düşüyor bu anlamda.
Ha amaç toplumsal refah değilse ayrı mesele. Bu söylediklerimin de hiçbir değerli tartışmanın da önemi yoktur. Kimse gerçek katkısını veremeden kim kime dum duma geçer gider bu çok değerli yıllar.
Yahu genel başkanının açıklamasına göre 23.500 TL alan emekliden 100 bin lira bağış kabul eden parti var ülkede… Alan-veren açısından anlam dünyası dolu olabilir. Ancak toplumsal açıdan bu bilgiye bakınca nasıl bir vicdan, ne tür bir boşluğu dolduruyor, sorusu doğuyor. Emekliden alabilen, emekliye verir mi?
Bu denklem için harcanan şey sanat değildir, olamaz zaten.
Tekrar geçmiş olsun ve acil şifalar dileklerimle.

