
Bünyesinde 36 üye ve 2 bin mağazanın bulunduğu İstanbul PERDER’in Başkanı Faruk Güzeldere, gıda ithalatının önüne geçilmesi gerektiğini belirterek, “Gıdada yurt dışına bağımlı olmanın sıkıntısını pandemide yaşadık. Bu yüzden gıdada yerli markalar oluşturmalıyız. Savunma sanayiinde yaptığımız yerlilik hamlesi gıdada da olmalı” dedi.
Son günlerde marketler, gıda fiyatlarında yaşanan artışlardan sorumlu tutuldu. Öyle ki zaman zaman stokçulukla bile suçlandılar. Bünyesinde 36 üye, 2 bin mağaza ve 32 bini aşkın çalışanı bulunan İstanbul Perakendeciler Derneği (PERDER) Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Güzeldere, gıda fiyatlarından raflardaki ürünlere kadar sektörle ilgili konuları Yeni Şafak’la paylaştı. İşte Güzeldere'nin sorularımıza verdiği yanıtlar:
ARTIŞIN KAYNAĞINA İNİLMELİ
- Gıda fiyatları artınca sektörünüz gündeme geliyor. Hedef gösteriliyorsunuz. Sizin savunmanız ne?
- -Bunu anlamakta zorluk çekiyoruz. Akaryakıt fiyatı arttığı zaman benzin istasyonu suçlanmıyor. Altın fiyatları artınca kuyumcuyu suçlanmıyor. Ürünün fiyatı arttığı zaman perakende sektörünün suçlanmasını anlamakta zorluk çekiyoruz. Çünkü perakendeci zincirin son halkasıdır. Üretim, dağıtım sonra perakendeci. Tüketici etiketi markette gördüğü için fiyat artışının sebebi biz gibi algılanıyoruz. İşin doğrusu bu değil. Fiyat artışlarının kaynağına inmeniz lazım. Bu sadece ülkemizle de ilgili değil. Global bir sorun. Gıda milliyetçiliğini konuşuyoruz. Ülkeler gıda stokluyor. Bir de dünyada gıda tüketimi farklılaşıyor. Özellikle pandeminin ardından Rusya-Ukrayna savaşı ile beraber gıda fiyatlarında yükselişler yaşandı.
- Fırsatçılık, stokçuluk yok mu?
- Fırsatçılık veya stokçuluk yok diyemem. Fırsatçılar var. Eskiden insanların yüzde 10-15 kâr ettiği bir üründe, daha fazla kazanabilirim diyenler olabiliyor. Talep olduğu zaman da fiyat belirlenmiş oluyor. Burada da ahlaki yönden bir savrulma söz konusu.
İTHAMLARDAN MAĞDURUZ
Var tabii. Parası olan biri farklı sektörde olmasına rağmen gıda fiyatları artacak diye ürün alıp stokluyor. Bunlar etkenlerden biri. Biz de duyuyoruz. Şu anda hasat zamanı. Bakıyorsunuz fiyatlar yüksek. Ürünü alıp birileri stok yapıyor. Bir ürünü alıp fiyat yükselecek diye stoklayıp, satışa sunmuyorlar. Bunu perakendeci yapamaz. Eğer perakendecinin rafında ürün yoksa, deposunda varsa bu stokçuluktur. Ama rafında var satışa sunuyorsa, sürdürülebilirliği sağlaması ve ürün devamlılığı için de stok olması lazım. Bir de stokun tanımının yapılması lazım. Perakendeci de fiyatı belirleyen bir kurum değil. Bizler fiyat artışlarından ve bu ithamlardan mağdur oluyoruz. Aslında sektör paydaşları akılcı çözümlerle, belirli planlamalarla elini taşın altına koyması lazım. Kolayına kaçıp topu ona buna atmakla olmaz. Dayanışma lazım.
TÜRKİYE’DE CİDDİ POTANSİYEL VAR
- Perakende Yasası neleri kapsıyor? Bu yasayla tam olarak ne talep ediyorsunuz?
- Buradaki ana unsur marketlerin şube açılışı ile ilgili düzenleme. Bazı gruplar, ekosistemi ciddi anlamda tehlikeye sokuyor. İhtiyaç fazlası işletmeler var. Bu ekosistemin sürdürülebilirliğini sağlamamız lazım. Biz ülkeye bir değer katıyoruz. Market markası ürünlerle yıllardır emek verilen milli markaların önü kesiliyor. Bu markalar raflarda yer edinemiyor. Raflarımızda yerli ürünlere her zaman yer veriyoruz. Çoklu yapılar her yerde var. Bu durum haksız rekabete yol açıyor. Yan yana market açılışlarına izin verilmemeli. İşletmelerin yaşamlarını devam ettirebilmeleri, istihdama katkı sağlayabilmeleri için birbirleriyle rekabetten öte, değer oluşturup, ülke ekonomisine katkı sağlamaları gerekiyor. Ülkemizde çok ciddi bir potansiyel var. Ciddi bir iş gücü var. Yerli ve milli markalar oluşturmalıyız. Savunma sanayinde yaptığımız yerlilik hamlesinin özellikle gıda, tarım ve perakende sektöründe yapılması lazım.
ÜRETEN EMEĞİNİN KARŞILIĞINI ALMALI
Cam ürünleri, ambalaj üretimi çok önemli. Ürünün fiyatını önemli ölçüde etkiliyor. Dünyada yükselen emtia fiyatlarıyla beraber, bir de dövizin artmasıyla çok ciddi anlamda ambalaj fiyatları yükseldi. Bunlar da fiyatlara yansıyor. Akaryakıt, lojistik, nakliye ürünlerin fiyatlarını belirliyor. Biz dünyadan kendimizi soyutlayamayız. Emtia, enerji, akaryakıt ürünün etiket fiyatını belirler. Bu aylar itibariyle sebze fiyatlarında çok ciddi düşüş var. Kabak, patlıcan, domates, karpuz çok ucuzladı. Üreten için de fiyatın cazip olması lazım. Verdiği emeğin, harcadığı mesainin karşılığını alması lazım. Sürdürülebilirlik için doğru fiyat olması lazım. Üretici de tüketici de mutlu olmalı. Şu an fiyatlara baktığımızda meyveyi söylemiyorum ama sebze istediğimiz fiyatlara henüz gelmedi. Sebzede 8-9-10 lira bantı normal.
Herkes elini taşın altına koymalı
Kayıtlı kurallı bir şekilde ülke ekonomisine katkı vermeye devam edeceğiz. Her zaman olduğu gibi elimizi taşın altına koyacağız. Enflasyonla mücadelede elimizden gelen çabayı gösteriyoruz. Zaten üretici ile tüketici fiyat endeksi arasındaki fark çok fazla. Fiyatları elimizden geldiğince çaba göstererek, artırmamaya çalışıyoruz. Sonuçta hepimiz tüketiciyiz. Belli ürün gruplarında daha ulaşılabilir fiyatlar olması lazım. Özellikle temel gıda maddelerinde. Pandemide dışarıya bağımlılığın ne kadar sıkıntı oluşturduğunu gördük. Gıdanın ithal edilmemesi lazım. Markalar çıkarmalıyız. Çiftçisinden tutun tüm sektör paydaşları ortak akıllı çözümlerle beraber herkes elini taşın altına koymalı. Kanun koyucular da bu konuda irade alarak çözüm odaklı çalışmalı.
Üründe gramaj standardı şart
Biz bunu çok dile getirdik. . Atıştırmalıktan tutun bütün ürün gruplarında gizli zam yaptılar. Barkot, bir ürünün ana kimliği olmalı. . Bazen raflarda aynı marka ürün aynı çeşitten üç gramaj oldu. Ambalajlar küçüldü. Bu tüketiciyi kandırmak demek. Aynı marka aynı ebatta gramaj farklı. Haksız rekabet var. Bunun önüne geçilmesi lazım. Çünkü tüketici algılamakta zorluk çekiyor. Gramajlar standart olmalı. Ana basamaklarda olmalı. Tüketicinin kandırılmaması lazım. Bizler de bu konuda mağduruz.









