Gündem Her şeyi göze aldım

Her şeyi göze aldım

15 Temmuz Komisyonunun sorularını 8 sayfalık bir metinle cevaplayan Genelkurmay Başkanı Akar, derdest edilişini ve 16 Temmuz sabahına dek neler yaşadığını tüm ayrıntılarıyla anlattı. Akar, hainler tarafından alnına silah dayanmış haldeyken bile darbeye karşı mücadele verdiğini belirtti.

Nur Banu Aras Yeni Şafak
Her şeyi göze aldım
Hulusi Akar

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, Meclis 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonunun kendisine yönelttiği 10 soruya, 8 sayfada yazılı olarak yanıt verdi. Sorular için gerekli cevapların savcılık ifadesinde de yeraldığına işaret eden Akar, bu soruları bir kez daha cevapladığını belirtti. 15 Temmuz günü ihbarcı binbaşının anlattıklarına ilişkin MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la görüşmesinden, FETÖ’cü hainler tarafından rehin alınarak Akıncı Üssü’ne götürülmesine dek birçok hususta ayrıntılı açıklamada bulunan Akar, kalkışma gecesini tüm ayrıntılarıyla anlattı.

BOĞAZIMDA KOL ELLERİMDE KELEPÇE

Odasında çalışırken zorla alıkonulduğunu, içeriye girenlerden birinin, ayağa kalktığında kendisini iterek sandalyeye oturmasını sağladığını aktaran Orgeneral Akar, arkadan bir başkasının el havlusu gibi bir şeyle hem ağzını hem burnunu kapatarak, nefes almasını engellediğini, kolunu boğazına doladığını, sıktığını, muhtemelen boğazındaki yaranın bu esnada oluştuğunu bildirdi. Elleriyle burnunu açmaya çalışırken bir başkasının ise plastik kelepçeyi bileklerine taktığını, kelepçenin özellikle sol bileğini aşırı sıktığını ve yaraladığını kaydeden Akar, bu arada tekrar bağırmaya başladığını, kelepçeyi açmalarını istediğini anlattı.

DİŞLİ ONAY VERDİ KELEPÇEYİ KESTİLER

Akar, bunun üzerine tahminen Mehmet Dişli’nin onayıyla ağzı kör bir komando bıçağıyla kelepçeyi kesmeye çalıştıklarını ancak kesemediklerini, tekrar bağırması üzerine epey uğraştıktan sonra kesmeyi başardıklarını ifade etti. Bu mücadelenin ardından, çok kısa bir süre sonra kendisini misafir koltuklarının olduğu yerde otururken bulduğunu vurgulayan Akar, tüm bu yaşananlar sırasında hareket özgürlüğünü kaybetmekle birlikte konuşma özgürlüğünü sonuna kadar komutan tavrı içinde sürdürdüğünü kaydetti.

HİÇBİR PAZARLIK SÖZKONUSU DEĞİL

Akar, darbe girişiminin başladığı saatten itibaren sabah Akıncı Üssü’nden ayrıldığı saate kadar hiçbir pazarlığın sözkonusu olmadığını bildirerek, bunun yerine gayet açık, sert, öfkeli yorumlarını sürekli dile getirdiğini, Türkiye’yi Suriye’ye, Mısır’a çevirdiklerini, Balkan Savaşı’ndan beter ettiklerini, hendeklerdeki asker-polis kardeşliğini tahrip ettiklerini sabaha kadar birçok kez tekrar ettiğini belirtti. İlk andan itibaren her şeyi göze alarak veya hiçbir kazancı-kaybı düşünmeden darbecilere şiddetle karşı çıktığını, yaptıklarının çok büyük bir yanlış olduğunu, bu işten derhal vazgeçmeleri gerektiğini, yanlış yolda olduklarını tekrar tekrar söylediğini kaydeden Akar, şöyle devam etti:

ÜMİTLERİ GİDEREK SÖNDÜ

“Hatta emir subayımın Genelkurmay makam odasında alnıma silah dayadığı anda dahi inandıklarımı ve karşı görüşlerimi tavizsiz olarak söyledim, bu işe son vermelerini ve teslim olmalarını defaatle telkin ettim. Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Başbakanımızın konuşmalarının ve nihayet Sayın Cumhurbaşkanımızın Atatürk Havalimanı’nda toplanan kalabalığa canlı yayında yapmış oldukları hitabın, darbeci hainlerin bütün ümitlerini yok ettiğini değerlendiriyorum. Ümitleri yok olan darbecilere, sabah 08.00 civarında sabaha kadar söylediğim hususları bir kez daha tekrarlayarak ‘Kendilerinin battığını, bir erkeklik yapıp daha fazla insanın zarar görmesini önlemek üzere bu rezaleti durdurmalarını...’ ifade ettim.”

AKINCI ÜSSÜ BOMBALANINCA...

“Sabaha kadar birçok kez beni Sayın Cumhurbaşkanı ile Sayın Başbakan ile telefon ile görüştürmelerini, bu hareketi durdurmalarını, güneş doğmadan birlikleri kışlalarına döndürmelerini, böylece rezilliğin bitirilmesini söylemiştim. Ancak görüştürmemişler ve menfur girişimlerini durdurmamışlardı. Bu sefer, başarılı olamayacaklarını anlayan darbeciler, cep telefonu vasıtasıyla beni Sayın Başbakan ile görüştürdüler. Sayın Başbakanımıza hiçbir pazarlık sözkonusu olmadan, askeri savcı, cumhuriyet savcısı, polis ve inzibata teslim olacaklarını ifade ve kabul ettiklerini söyledim. Üssün bombalanmaya başlamasıyla birlikte yaptıkları hainliğin içinden çıkılmaz bir hal aldığını gören darbeciler, beni serbest bırakmaya mecbur kalmışlar ve sonrasında bir helikopterle Başbakanlığa götürmüşlerdir.”

BİR YERLERE İLETİYORDU

“Bir araçla helikopter pistine gittik. Birçok helikopterin olduğu pistte yoğun bir hareketlilik vardı. İşaret ettikleri bir helikopteri çalıştırdılar. Fakat içlerinden birisi ‘üsten kalkan helikopterlere ateş edilebileceğini’ söyleyince, ‘Genelkurmay Başkanın içerisinde olduğunun belirtilmesi gerekir’ gibi bir şey söylendi. Hatta helikoptere binerken, Mehmet Dişli’ye ‘Sen de kal’ dediğim halde, bu hususu belirterek ‘Ben telefon ile irtibat kuracağım’ dedi. Helikopter hareket ederken telefonla bu durumu bir yerlere iletti. Helikopter havadayken de bir yerlerle irtibat halindeydi. Helikopterin Çankaya Köşkü’nde Başbakanlığa inmesinden sonra beni karşılayan Başbakanlık Müsteşarına, Mehmet Dişli'nin gözaltına alınmasının uygun olacağını söyledim. Zaten bilahare gözaltı işlemi yapıldığını öğrendim.”

EN AĞIR CEZAYI ALSINLAR

“FETÖ silahlı terör örgütü, hiç kimsenin tahayyül edemeyeceği gözü dönmüşlük ve alçaklıkla sivil insanları katletme, TBMM’yi bombalama, kendi silah arkadaşlarına ve birliklerine taarruzda bulunma, emniyet birimlerini bombalama gibi akıl almaz eylemlere girişti. Türk milletine ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetine yönelik tertiplenen bu alçak darbe teşebbüsüyle tarihimize kara bir leke sürdü. TSK’nın, şehit ve gazilerin kanı ve teri pahasına büyük kahramanlık ve fedakarlıkla kazandığı haklı itibarına bir günde kara bir leke süren bu hainlerin yaptıklarının asla unutulmayacağına ve hak ettikleri en ağır cezayı alacaklarına dair inancım tamdır.”

Hemen harekete geçtim

15 Temmuz günü öğleden sonra MİT’e yapılan ihbarı öğrendiği andan itibaren muhtemel bir darbe girişimine karşı gerekli her türlü önlemlerin alındığını ifade eden Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, ilk önlem olarak Türkiye hava sahasındaki bütün uçak ve helikopterlerin inmesi talimatı verdiğini, saat 18.30’da geçtiği emir sonrası o anda havada bulunan 33 aracın değişik pistlere indiğini anlattı. Daha sonra Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak’ı, darbe girişiminde kullanılması muhtemel helikopterlerin kalkacağı Kara Havacılık Komutanlığı’na gönderdiğini, yanına adli müşavir ve ekipleri de almasını, gerektiğinde gözaltı-tutuklama işlemi yapmasını istediğini kaydeden Akar, bu tedbirlere ek olarak, Ankara Garnizon Komutanı Korgeneral Metin Gürak’ı telefonla aradığını, Etimesgut Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığına gitmesini, hiçbir tankın ve zırhlı aracın birlik dışına çıkmasına izin verilmemesini emrettiğini belirtti. FETÖ’cü hainlerin, alınan bu tedbirlerden ötürü paniğe kapılarak gece 03.00’te yapmayı planladıkları girişimi öne çektiklerini hatırlatan Akar, şunları kaydetti:

HAİNLER PANİĞE KAPILDI

Bu ihbar (MİT’e yapılan) en başından itibaren çok ciddi bir şekilde ele alınmış ve gerekli tedbirlerin tereddütsüz alınması ve icra edilmesi sağlanmıştır. Kanaatimce, alınan bu tedbirlerden dolayıdır ki hainler paniğe kapılarak, planladıkları işi öne almak suretiyle erkenden ifşa olmuşlar ve böylelikle darbe girişiminin akamete uğramasındaki önemli bir faktör gerçekleşmiştir.”

Örgütün farkındaydık

FETÖ’nün TSK’ya sızmasının fark edilemeyişinin nedenine ilişkin soru üzerine Orgenaral Akar, hain örgütle gerekli mücadeleyi 15 Temmuz öncesi verdiğini kaydetti. Akar soruya cevabında şunları dile getirdi: “FETÖ/PDY’nin tarafımızdan fark edilmemesi sözkonusu değildir. Tabii ki fark edilmiş ve hatta en üst seviyede risk olarak tanımlanmıştır. Yakın geçmişe kadar bu yapılanma ve dini motifli hareketin tüm kamuoyunca malum olduğu bir gerçektir. Bu yapılanmanın devletin sivil, asker ve polis tüm kurumlarına uzunca bir süredir yavaş ve sistematik bir şekilde kendisini gizlemek suretiyle sızarak, işi bir darbe ile seçilmiş hükümeti devirmeye, TSK’yı ve Türkiye’yi kontrol altına alma noktasına getirmeye cüret etmesi, devletin diğer kurumları da dahil pek çok kimsenin beklemediğibir durumdu.”

ÖNLEMLER ÜST DÜZEYDEYDİ

“Ancak, yakın geçmişte yaşanan gelişmelerin (7 Şubat, MİT TIR’ları ve 17-25 Aralık vb.) böyle bir hainliğin varlığının somut bir şekilde ortaya çıkmasını sağlamasıyla birlikte, ifade edilen tedbir ve çalışmalarımız tereddütsüz olarak alınmış ve uygulanmış ve TSK’nın kendi içerisindeki hainleri temizleme gayretleri en üst seviyeye çıkarılmıştır. Genelkurmay Başkanlığı görevine başladığım günden itibaren etkili ve süratli kararlar alınmasına çalışılmıştır. Bu konuda kuvvet komutanlarına ve ilgili personele müteaddit emirler tarafımdan verilmiştir.”

Emirler harekât merkezine

'Hava sahasının kapatılması emrini doğrudan Hava Kuvvetleri Komutanlarına neden iletmediğine' ilişkin bir soruya Orgeneral Akar, “TSK’da birlik ve karargâhlar arası haberleşme ve bilgi alışverişi için temel ve en hızlı mekanizma, harekât merkezleridir” cevabı verdi. Akar şunları dile getirdi: “(Harekât merkezleri) Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarının dışarıda bulunan birlikleri/uçakları/gemileri için en hızlı, en güvenilir ve en etkili iletişim mekanizmasıdır. Bu çerçevede ilgili tüm komutanlıklarla en hızlı irtibatı sağlayacat tek merkez Silahlı Kuvvetler Komuta Harekât Merkezi’dir (SKKHM). SKKHM, verilen bir emri en kısa sürede, en güvenli ve etkili şekilde Türkiye’nin en uç noktasındaki birden fazla birliğe/üsse/gemilere kadar ulaştıran en süratli ve etkili araçtır. Dolayısıyla direktifin, Hava Kuvvetleri Komutanı’na ve Muharip Hava Kuvvetleri Komutanına zamanında iletilmesi konusunda herhangi bir tereddüt yoktur. Bugüne kadar Muharip Hava Kuvvetleri Komutanına operasyonel bir emri ilettiğim vaki ve sözkonusu değildir. Böyle bir usul ve teamül de yoktur.”



Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.