Denizbank 1997'de bir otel odasında tek personeli Hakan Ateş olarak kuruldu. Bu gün ise 7 bin 600 çalışanı ile Türkiye'nin 6. büyük bankası ve dünyanın en büyük bankalarından Belçikalı Dexia'nın yol arkadaşı...
Deniz Bank sektördeki en genç bankalardan birisi. Özel sektör bankalarında Türkiye içinde 6. sırada yer alıyor. 1997 yılında bir otel odasında sadece bir çalışanla işe başlayan banka bugün 340'tan fazla şubesi ve 7600 çalışanıyla Türkiye'nin 6. büyük bankası konumunda. Peki Denizbank bu günlere nasıl geldi? Bu sorunun yanıtını ve sektörle ilgili diğer konuları Denizbank'ın kurucu Genel Müdürü ve ilk personeli Hakan Ateş ile konuşuyoruz...
Denizbank işe sıfırdan başlamış bir banka. Denizcilik işletmelerinden Zorlu Grubu tarafından devir alındığında sadece bir sayfadan ibaretti. Ben 1997 yılında bir başka özel bankanın Rusya merkezini kurmuştum ve o günlerde Ahmet Nazif Zorlu'dan teklif aldım. Daha İstanbulda kalacak evimiz bile yoktu. Ailecek Swissotel'de bir odaya yerleştik. Karşı odada da bankayı kurduk. İki odanın biri banka biri bizim evimiz oldu yani. O günlerde bankanın tek hatlı bir telefonu vardı. Hatta oğlum pijamalarıyla diğer odaya geçtiğinde aman oğlum orası banka öyle pijamalarla bankaya gidilmez diye uyarırdık. Bu imkanlarla bankayı kurduk yani. Tek personel olan ben ve tek otel odasında banka.
2004'ün Ekim ayında önce halka açıldık. 2001 krizinden sonra halka açılan ilk banka olarak hortumcu diye anılan banka sektöründen orta ölçekli banka sektörüne açılmış olduk. Halka açılmamız çok başarılı oldu. 2001 krizinden sonra da satın alma yoluyla inorganik büyümeye de ağırlık verdik. Tasfiye edilen bankalardan 130'un üzerinde şube aldık. Kredi kartı ve mevduatlar aldık. Bu şekilde krizi ve tehditleri fırsata dönüştürdük. Bunu yapabilmemizin temelinde, o zaman ki hissedarımız Zorlu Holding'in bizi tasarruflarımızda serbest bırakması oldu.
Kriz döneminde diğer bankalar zarar ilan etti çünkü neredeyse bütün yatırımlarını devlet kağıtlarına yönlendirmişlerdi. Biz ise portföyümüzde hazine bonusunu yüzde 20 ile sınırlamıştık. Hal böyle olunca herkes zarar açıklarken biz kar açıkladık. Biz hep reel sektöre döndük. Herkes dövizde pozisyon açarken biz açmadık. Her zaman az ama sağlam kazanmayı tercih ettik. Biz risk alırken hesaplanarak ve paylaşarak riskleri aldık böylece de hem büyüdük hem kar ettik. Biz bankayı kurduğumuzdan bu yana rekabetçi piyasaya rağmen doğru kararlarla çok doğru mevziler kazandık.
Tarımda, bireyselde ve KOBİ bankacılığında ismimizi duyurduk. Teknolojimizi, insan kaynaklarımızı çok iyi kullandık. Hizmetimizi iyi verdiğimiz için müşteriler bizden çok memnun. Kurumsal yönetişimde de, ortak akla önem veren, müşteri adına, hissedarlara, azınlık hissedarlarına adil bir yapı içerisindeyiz. Zaten kurumsal yönetişimin temelinde saydamlık, eşitlik, hesaplanabilirlik önemli kavramlar. Bu çerçevede biz kararlarımızı hep üst yönetimimizle, organizasyonumuzun her hücresinden beslenerek aldık. Bu yüzden doğru kararlarımız yanlış kararlarımızdan çok fazla oldu...
Kaliteli hizmeti ucuza verebilmek için ana stratejimiz maliyetleri düşük tutmak. Ayrıca biz Denizbank Finansal Hizmetler Grubu'nu bir süpermarket gibi algılıyoruz. Leasing, factoring, sigorta alanında kime ait olursa olsun her türlü finansal ürünü pazarlıyoruz. Bunun yanı sıra kredi kartında Bonus'la beş sene önce ilk anlaşmayı yapan benim. Daha sonra bu işe burun kıvıran arkadaşlarımız arkamızdan geldiler. Yeni başlayanlar 50-100 bin civarındayken bizim 2 milyonun üzerinde müşterimiz var. Mantık belli ya güçleri birleştirirsin ya da her sene 40-50 milyon dolar civarında harcama yaparak yeni bir ürün oluşturmaya çalışırsın. Bir de satın alma, birleşme yoluyla fırsatçı büyüme stratejisi güttük. Bizim değişimi yöneten bir anlayışımız var.
Bizim iddia ve hedeflerimiz devam ediyor. Geçen yılı 320 şubeyle bitirmiştik, şimdi 340'lara ulaştık. Bu yılın sonuna kadar 400 şubemiz olacak. Bu yıl da 2500 kişiyi daha işe almayı planlıyoruz. KOBİ'lere de büyük ilgimiz var ve sayımız anormal rakamlarla büyüyor. Oradaki iddiamızı sürdürüyoruz. Gayri menkul yatırım ortaklıklarında halka açılma çalışmalarımız, aracılık hizmetlerinde Türkiye birinciliğini koruma hedefimiz var. Kamu ve proje finansmanını ileriye götüreceğiz. Belediyelere açılmış 850 milyon YTL civarında kredimiz bulunuyor, ayrıca Büyükşehir belediyelerinde görüşmelerimiz var ve ilerliyoruz.
Denizcilik sektöründe 150'den fazla gemiyi 1 milyar Euro'nun üzerinde bir krediyle finanse ettik. Denizcilik bizde öncelikli sektör olarak devam ediyor.
O günlerde 10'dan fazla yabancı banka bizi satın almak için teklif verdi. Bunlardan sona kalan dördü Belçikalı, Fransız, İtalyan ve İngiliz bankalarıydı. Belçikalı olan şimdiki hissedarımız Dexia ipi göğüsledi ve 3 milyar 250 milyon dolarla şimdiye kadar Türkiye'de satılan bankalar arasında en iyi çarpanla, bankamızın hissedarı oldu. Marka değerimize inandıkları için hem ismimizi hem de yönetimimizi korumayı tercih ettiler.
Bu satıştan Zorlu Holdingde 2,5 milyar dolarlık bir toplu sermaye elde etti. Ahmet Zorlu elde ettiği bu güçle farklı sektörlerde yatırımlar yapmaya devam ediyor. Ayrıca Türkiye ekonomisi ve bankacılık sektörü Dexia gibi uzun vadeli kamu ve özel proje finansmanında dünya lideri ve birincisi bir bankayı kazandı.
Halkbank KOBİ'lerin tarihi bankası olarak kurulmuş önemli bir banka. Eğer halka açılma yoluyla değil de blok satış söz konusu olacaksa alan için tabi ki fırsat olur. Çünkü burada belli bir piyasa payından, müşteri grubundan, hedef pazardan bahsediyoruz.
Finans merkezi olabilmek için öncelikle aracılık ve bankacılık faaliyetlerine yük olan bazı maliyetlerin kaldırılması gerekiyor. Türkiye'de bu maliyetler yüzde 25-30 arasına denk geliyor. Bu maliyetler düşürüldükten sonra ancak Finans merkezi olunabilir. Diğer taraftan biz ancak bölgesel ölçekli bir merkez olabiliriz. Bir Londra yada New York olmak pek mümkün görünmüyor. Bir başka konuda 2.8 milyarlık bir harcama yapsanız bile günün sonunda politik istikrar ve lokal para yoksa amaca ulaşamazsınız.
Reel faizi en çok ödeyen ülke biziz. Bizden sonra Rusya geliyor. Evet faizler yüksek ama diğer yandan dünyanın son küresel çalkantısında yüksek faizin Türkiye'yi koruduğunu da unutmamak gerekiyor. Şimdi ayrıntı şu diğer paraların da değeri düşüyor. Bu Türkiye için bir fırsat. Nominal farkı kapatmadan Türk ekonomisi faizlerini indirmelidir. Merkez bankası biraz temkinli yaklaşıyor. Ama hepsi öyledir. Faizleri yukarı çıkarırken hızlı davranırlar, indirirken yavaş olur.
Biz hatayı şurada yapıyoruz: Aracılık gelirleri sayesinde çok kazandığımızı sanıyoruz oysa esas geliri gözden kaçırıyoruz. Biz aracılık faaliyetleri ile elimize birkaç kuruş geçecek diye aslında altın yumurtlayan tavuğu kesiyoruz. Aracılık maliyetlerini dünya standartlarına eriştiği zaman sana gelecek kaynak ve onun getirdiği vergi şu anda aldığın vergi gelirinden kat be kat yüksek olacaktır. Servis işlemlerinin yüzde 70'i Londra'da yapılıyor. Bizim işlemlerimiz bile orada yapılıyor, çünkü aracılık maliyetlerimiz yüksek.






