
Böyle bir dünyada has şiir “söz incileri” olarak daha bir değer kazanıyor. Dolayısıyla “Dolayımlar” Ömer Erdem’in şiirinde önemli bir dönemeçtir. Salt mitolojiye yaslanmaz Ömer Erdem’in şiiri, tarihe, sosyolojiye, antropolojiye, ilahiyata da yolculuk yapar hem de geyikleriyle…
“geyik sürüsü sanmıştın o gün / caddeden akanı / kar fırtınası varmış da sanki / havadan / yardım kuşları iniyor demiştin / günlerdir süren bu salgın / başka nasıl sürülürdü hayattan / sokaktan / yanılgı yanlış kaynamış kemik misali / çocukluktan” (s.9)
Böyle başlar Ömer Erdem’in “Dolayımlar” adlı şiir kitabı (Everest Yayınları, Ocak 2025). Yeni yılın okuduğum bu ilk şiir kitabı, beni birden çocukluğuma aldı götürdü. Ziya Gökalp’in Alageyik şiiri ilkokulda ezberlediğim ilk şiirlerden biriydi. O şiir: “Çocuktum, ufacıktım / Top oynadım acıktım / Buldum yerde bir erik / Kaptı bir alageyik / Geyik kaçtı ormana / Bindim bir Ak Doğan’a / Doğan yolu şaşırdı / Kaf Dağı’ndan aşırdı” diye başlar ve “Kaf Dağı’ndan geçirdi / Türk iline getirdi” dizeleri ile biter.

Sonra belleğimde içinde geyik geçen şiirler, dizeler uçuşmaya başladı: Sezai Karakoç’tan dizeler: “Geyik resmiyle kabarık her köşen / Geyik derisinden akan ilk nehir”, “Geyik sürüsü gibi koğalanan aynalar”, “Geyikler sağır / Rüyalar boğuk olmasın”, “Bir geyik karnında kanında erir bir hayduttun tüfeği”, “Kar ve geyik karışarak / Eridiler aşı boyalı toprakla birlikte”, “Hayvanat bahçelerindeki / Esir geyiklerin gözlerinde”, “Bir geyik olur sizi arar melül ve bakır”, “Geyikler duralsa Yezbül dağında” (Gün Doğmadan, 67,69,83, 224, 266, 495, 376, 572) İlhan Berk’in “Bir Alageyik”, Turgut Uyar’ın “Geyikli Gece”si ve daha niceleri...
TÜRK MİTOLOJİSİNDE KUTSALDIR
İnsanlığın ortak motiflerinden biri olan, kültürlere, inançlara, coğrafyalara göre değişik özellikler taşıyan geyik, Türk mitolojisinde önemli bir yere sahip. Her şeyden önce doğayı ve doğallığı, sevgiyi, inceliği, dikkati, çevikliği simgeler. Tüm mitolojilerde ve inançlarda ona kutsallık izafe edildiğini görürüz. Bizim kültürümüzde de Orhun Abidelerinden Divan-ı Lügati›t Türk’e, Dede Korkut Hikayelerine, destanlara, aşık hikayelerine, mesnevilere, Cengiz Aytmatov’dan (Beyaz Gemi’deki Maral Ana), Yaşar Kemal’e (Alageyik) çok zengin bir birikim olarak günümüzde de varlığını sürdüren geyik motifi son yılların popüler romanlarından olan Harry Potter serisinde de yer alır. Harry Potter’ın Patronus’u onu “ruh emicilerden” koruyan bir ak geyiktir.
Geyik sadece edebi alanla ilgili bir motif değil aynı zamanda folklor malzemesidir de. Mimariden halı-kilim dokumacılığına, seramikten ahşap işçiliğine pek çok alanda geyik figürüne rastlamak mümkündür. Ömer Erdem’in “Dolayımlar”ının öznesi de geyiktir. O, şiirinde dünle bugünü, Doğuyla Batıyı uygarlıklar beşiği olan Anadolu’da buluşturur. Bir tarafta şamanlık, geyik donuna giren tasavvuf erbabı, evliyalar, öte tarafta dionissos (Bağbozumu) eğlenceleri, üzüm ve şarap: “gün gelir de insan / takılıp giderse peşinden geyik sürüsünün / bu iyidir / anatoliada nicea ormanında / ok ve yay ve geyik gözleri arasında / nic’e toprak pişti / nice kazanda yıkanan gömlek / aşk olsun diye giyildi” (s.13 ) Oysa “anadoluyu kim kırpar a canım / Diyar-ı rumu kim paklar / odanın ortasında bilek dilekleri / bizim ileri giden bütün suçlarımız / pamuğu saklayan ateş gibi temiz / ruslar kanla boynuzladılar şehirleri / gazetelere bakarsan antalyaya / akın var / insan insandan nasıl kaçar / insan insandan a canım / nasıl kaçar” (s.43)
İnsanlık içindeki geyiği öldürdü. Bu yüzden de yeryüzünü vicdansızlık kapladı. Doğadan koptuk, doğallığımızı, inceliğimizi, sevecenliğimizi, sözümüzü, özümüzü, vakarımızı, dikkatimizi, çevikliğimizi, vicdanımızı yitirdik. Taner Ay’ın dediği gibi (Karar gazetesi, 26.01.2025) “Kaypak ilgilerin, zarif ilişkilerin, pahalı zevklerin ve ucuz cesaretlerin sivilceli insanının yüzünden gözleri silmeye çağırıyor.” Ömer Erdem’in şiiri.
GEYİĞİ ŞEHRE İNDİRİR
Geyikler de don değiştirip günümüz devlet adamlarının donuna girmiş adeta. Bundan dolayı hepsi “ahkam kesen” baş geyik olmuş. Çünkü Ömer Erdem geyiği şehre indirir. Metroya bindirir. Bunu yaparken de bütün geçmişi şimdiki zamana çeker ve kıyaslar: “o gece Yusuf başgeyiğe / göz kırptı / dişiliğin kuyularında başlayan / yangın / metro asansöründe / ve nicedir bundan / ne mısırda nil duruldu / ne de caddeler dolusu gezen / er oldu” (s.61)
Bugün dünyayı özüne yabancılaşmış, hakikati kaybetmiş, içi çölleşmiş, mutsuz, hastalıklı, ilimsiz ve irfansız, birbirinin kanını içmeye hazır, hiç bir kutsalı olmayan kalabalıklar dolduruyor: “erkeklerin kadınlardan söküldüğü / erkeklerin banka bilgileriyle / hüngür hüngür ağlarken iç çektiği / mutsuzlar masası / flamalar rozetler milli bayraklar / su var görünümlü bardaklardan / üçgen üçgen içilen yudumlar / boğazlarda zoka” ( s.15)
Böyle bir dünyada has şiir “söz incileri” olarak daha bir değer kazanıyor. Dolayısıyla “Dolayımlar” Ömer Erdem’in şiirinde önemli bir dönemeçtir. Tahkiye unsurunun öne çıktığı bir kitap. Tahkiyenin dengeli kullanılmadığı zaman şiiri yorduğu, ona yük olduğu bir gerçek. Ömer Erdem bu dengeyi öyle ustalıkla kurmuş ki şiir ırmak gibi çağlayıp akıyor adeta: “seçimlere güvenenler / bilmezler kaybetmenin hünerini / insan hep sözle değil / bakarak da konuşur / yürüyerek de söyler / yönünü dönerek de bildirir / durarak da ifade eder / ima bir yakuttur ki / ateşi her suya dem katar / ağaca salar sözü / yele nehre bırakır / taş gözüne köprü kemerine / emanet verir” (s.55)
Salt mitolojiye yaslanmaz Ömer Erdem’in şiiri, tarihe, sosyolojiye, antropolojiye, ilahiyata da yolculuk yapar hem de geyikleriyle…








