
Fatih M. Şeker "Cumhuriyet İdeolojisinin Nakşibendilik Tasavvuru/ Şerif Mardin Örneği" isimli kitabında Şerif Mardin'in Nakşibendilikle ilgili yazdığı yazıları tetkik ederek farklı bir okumaya tabi tutuyor.
Geçtiğimiz ay, dünyaca ünlü sosyolog Prof. Şerif Mardin'in verdiği bir röportajı nedeniyle bitmek bilmeyen tartışmalara sahne oldu. Mardin'in 'mahalle baskısı' olarak tanımladığı sosyolojik olgu laik çevreler için oldukça işlevseldi. Anayasa çalışmalarının yapıldığı bugünlerde daha çok konuşulacağa benzeyen bu olguyu ortaya atan Şerif Mardin'in, Türkiye'yi hem yapan hem yıkan, aslî unsurlarından biri olarak gördüğü Nakşîlik ile ilgili yorumları da dikkate değer. Fatih M. Şeker "Cumhuriyet İdeolojisinin Nakşibendilik Tasavvuru/ Şerif Mardin Örneği" isimli kitabında Şerif Mardin'in Nakşibendilikle ilgili yazdığı yazıları tetkik ederek farklı bir okumaya tabi tutuyor. Yazara göre mahalle kültürünün muharrik unsurunu Nakşiler teşkil ediyor. Şerif Bey bu unsurların sisteme siyaset yoluyla entegre olarak iktidara gelmesini daha önceki seçimlerde Kemalizmin bir başarısı olarak alkışlarken bugün müteyakkızane bir tavır içerisine giriyor.
Şerif Bey yaşadığımız topraklara nizam veren en önemli aktörlerden biri. Çağdaş Türk düşüncesinin yörüngesini değiştirir gibi olduğu zamanlardan bu tarafa, yaşayan ana kaynaklardan biri olma niteliğiyle bütün Türkiye'nin hocası olmuştur. Mardin'in medhe sezâ tarafları erbâbının malumudur. Bu taraflarına yeterince kasideler düzüldü, düzülüyor. Peki madalyonun öbür tarafı? İşte biz Nakşilik üzerinden bunu yokladık. Nakşilik Türk İslâm tasavvurunun hususiyetinin en sahih surette tasavvufta tebellür ettiğini meydana koyan fevkalade ehemmiyetli bir tarikat. Başlangıç tecrübesini Maveraünnehir'de idrak ederken en olgun merhalesine Osmanlı tecrübesinde erişmiştir. Hoca bir tarafıyla bu ehemmiyetin farkında. Ancak Şerif Bey'in iddialarının istikamet ve muhteva olarak tarikatın tarihi realitesinin uzağına düştüğünü de görmek gerekiyor.
Başta muhtelif mahfillerde farklı dil kullanmasına işaret etmek gerekiyor. Amerika'da kaleme almış olduğu makalelerde Nakşiliği fundemantalizm, protestanlık ve masonlukla örtüştürürken İlahiyat Fakültesi'nde verdiği konferansta daha soft bir dili tercih ediyor. Fikirlerini takip ettiklerini zannedenler, izini süremedikleri için pek çok şeyi de gözden kaçırıyorlar.
Batılı kaynaklar refâkatinde Nakşiliği mahza aktivist bir hareket olarak siyasete indirgiyor ve ledünni muhtevası vahdet ve melamet neşvesinde toplanabilecek tarikata ilahi, ruhi ve manevi değil de dünyevi bir mahiyet veriyor. Nakşîliği Kuleli vakasından başlayarak Şeyh Said ve Menemen olaylarına irca ederek mahkum ediyor ve ne kadar uzaklaşır gibi gözükürse gözüksün neticede Tarık Zafer Tunaya'yla aynileşen bir çizgiye geliyor.
Elbette. Nakşiliğin dünyanın diğer bölgelerindeki hareketler gibi yeknesak bir mihvere sahip olduğunu, tek bir odaktan, Harameyn'den yönlendirildiğini ve fundamentalist bir uyanışın bütün özelliklerine sahip olduğunu iddia ederek hadiseyi Batı'da vücud bulan veriler çerçevesine oturtmaktadır. Tasavvuf ve tarikatlarla şeriatı birbirine oldukça uzak unsurlar olarak telakki etmesi de Nakşilik değerlendirmelerini zaaflarla malül hale getirmektedir. Oysa tasavvuf şeri'atın diliyle ve çok kere de mantığıyla konuşur. Bazen takvayı koyup fetvaya yürüseler de teoride tüm tarikatlar şeriat-tarikat dengesini muhafaza etmeye çalışırlar. Burada aforizmalar savurmak istemem ama Mardin, bir kısmına işaret etmekle yetindiğim bu görüşleriyle bir şazdır. Sözün sağı budur, bunun görülmesi lazım.
Burada meselelerin öncelikle tasavvuf etrafında dönüp dönmediğine bakmak gerekiyor. Eğer iddia edildiği gibi bugün esasında tasavvufi hayat şirazesi sökülmüş, yazılarına halel gelmiş, kağıtları fersûde olmuş bir kitaba benzer bir hal ve mahiyet almışsa bütün bunların sebepleri nelerdir? Neden ledünni taraflar sosyal fonksiyonların gerisinde kalıyor? Kendilerini tasavvufta bulanların bir kısım mahfillerle bağlantılı olma ihtiyacından vareste kalamaması niçin? Müsaade edildiği kadarına ve de kaderine razı olmuş bir görüntü vermenin icbar edici sebepleri neler? Tasavvuf çerçevesinde mütalaa edilemeyecek pek çok unsuru neden ayrıştırmıyoruz? Yazılan çizilen pek çok şeyin tasavvufla ne alakası var? Cevaplarını içinde taşıyan sorular bunlar.
Bu topraklardaki ehlileştirme potansiyelini belirgin kılarak sisteme nizam verecek unsurları keşfetmek suretiyle siyasi merkezi tahkim etmek. Şeriat vurgusunun ziyadesiyle hakim olduğunu vurguladığı Nakşilikte Şamanizme dönüş potansiyeli taşıyabilecek unsurları bulması herhalde Şerif Bey'in hiç kimsenin aklına hayaline gelmeyecek noktalardan neleri nasıl devşireceğini bilme maharetiyle bağlantılı olsa gerek. Örfi-şer'i hukuk çerçevesinde Osmanlı tecrübesinde de dinden müstakil bir saha açmaya çalışması da aynı siyasete dayanmaktadır. Bugün görünür planda İslam üzerine veya İslam adına konuşma cesaretini bulan hemen herkesin, aynı vadide bir ileri merhaleye uzanarak yaşadığımız toprakların İslam'dan ne denli uzaklaşabilecek imkanlara sahip olduğunu vurgulaması da manidar.
Ortada yürütülen bir tartışmanın olduğuna dair işaretleri ben göremiyorum. Monologdan ibaret bir görüntü var. Şerif Mardin mahalli ve milli ayrımı yaparak, mahalli olanı temsil edenlerin milli'den müstağni kalmaması gerektiğini söylüyor. Mahalli olanı temsil edenlerin bu gerçeği yeni fark ettiklerini dolayısıyla meselenin her iki yüzünü görenin kazanacağını vurguluyor...
Bunlar çok parlak laflar. Hesaba kitaba geldiği de şüphesiz. Peki hesabı verilebilir mi? Bu daima sorulması gereken bir süaldir. Benim anladığım şudur: Siyasete talip olanlar -her kimse- halk nazarında meşrûiyetlerini mütedeyyin bir kimlik üzerinden devşirebilir, hatta inşâ edebilirler. Halkın gözünde bu vasıfları haiz olabilirler; ama aynı nisbette bu vasıflarını sisteme de herhangi bir şekilde halel getirmeyecek şekle dönüştürmelidirler. Yani birbirlerine dönüşebilecek, kullanılabilecek bir yeterliliğe ve görünüme sahip ama müstakil bir karar, tarz ve tavır geliştirme imkanından ve hedefinden mahrum olacak. Bütün bu hususların mutlaklaşmasını isteyen Mardin'in yaptığı hâb-ı gafletten uyanın çağrısı olarak da görülebilir. Kime ve kim adına. Bazı hususları mesele gibi görenler bunların çözülmesini istiyorlar mı? Şimdilik buna dair bir işaret mevcut değil.
Farkında olmaz mı? Elbette farkında. Örtülü bir tahfif var. Dengeli bir mesafede durur gibi gözükürken bile Kemalist olarak anılmaktan rahatsızlık duymayacağını ızhar etme ihtiyacı hissetmesini tam da bu çerçevede değerlendirmek gerekir kanaatindeyim. Mahalle kültürünün muharrik unsurunu Nakşilerin teşkil ettiği meydanda. Şerif Bey bu unsurların sisteme siyaset yoluyla entegre olarak iktidara gelmesini daha önceki seçimlerde Kemalizmin bir başarısı olarak alkışlarken bugün müteyakkızane bir tavır içerisine girmektedir.
Dikkat çekmek istediği şu: Kendilerini Nakşîlikte idrak edenler ehlilikten çıktıkları anda sistem için potansiyel bir tehlike arzedebilirler. Bu harcıalem hissiyat zaviyesinden Şerif Bey'in tasavvufa, Osmanlı'ya ve İslam'ın tarihi tecrübesine karşı kıyam eden Vehhâbilikle Nakşiliği irtibatlandırmasını hatta neden söylemeyelim örtüştürmesini dikkatten kaçırmamak gerekir. Bunun muhtelif sebepleri olmakla beraber, burada şimdilik söylenmesi gerekli olan husus; Vehhabilik üzerinden Nakşilikteki muhayyel tehlikeye dikkat çekmektir. Yoksa ki herkes gibi Şerif Bey de İslamlaşma sürecinden bu tarafa yaşadığımız topraklarda hemen her şeyin tasavvuf üzerine inşa edildiğini, tarikatın devletin tabii bir uzvu olduğunu ve Vehhâbîliğin buralara uğrayamayacağını bilir.
Şerif Bey'in Weberyen anlamda, sosyal hadiselerin işleyişi çerçevesinde dinin ehemmiyetini vurgulaması ve en iyi örneğini Tunaya'da bulan çizgiden farklıymış gibi bir görüntü vermesi bu camiaya yetiyor. Mardin'in şahsında sembolize edilecek kişiler üzerinden kendilerine tanınır gibi gözüken saha içinde bir meşruiyet arayışı içerisine girmeleri burada hangi değerleri kimin nereye kadar savunabileceği problemini akla getirmektedir.
Sonrası şu: Veriliyormuş gibi gözüken meşruiyet zemininde gerçekleştirilen bütün yapıp etmelerin kârı da herhalde icazet alınanların hanesine yazılmaktadır.
Bu muhittekiler Mardin'in açtığı sahada yürüme imkanına sahip olduklarını düşündükleri için bazı hususları saklı tutarak sansür etmekte. Mardin'in uzun süreden beri bir araya gelmesi mümkün değil gibi gözüken, gösterilen mahfillerin her birisinin gündeminde aktüelliğini mütemadiyen muhafaza etmesi, benimsenmesi, çok da başka türlü görülmemesi beni hep şaşırtmıştır. Mardin'in TÜBA'ya alınmamasının aynı camiayı heyecanlandırması üzerinde de düşünülmeli. Kim hangi kola semer devirmişse oradan yürüyüp gidiyor. Bana biraz başka türlü konuşuyor demezseniz; yaşadığımız topraklarda bazı şeyler kader gibi gösteriliyor diyeceğim. Ancak hayat bütün bunları kendi mecrasında aheste de olsa akarak hallediyor.






