Camilerimiz konferans salonu olmaktan nasıl kurtuldu?

Mete Yavuz
04:00, 09/08/2026, Pazar
Yeni Şafak
Camilerimiz konferans salonu olmaktan nasıl kurtuldu?
Serezli Mehmed Esad Efendi

İbadet mekânı olan camiler, dinî olmayan konuların anlatılacağı konferans salonlarına çevrilebilir miydi? Bu hassas talebe cevap vermek, Diyanet İşleri Reisliği’nde Müessesât-ı Dîniyye Müdürü olarak görev yapan Serezli Mehmed Esad Efendi’ye düştü.

Bu hafta bir röportaj vesilesiyle sosyal medyada laikliğin Türkiye’ye Lozan’da dayatılıp dayatılmadığı yeniden tartışıldı. Bu tartışma başlı başına ayrı bir yazının konusu olmakla birlikte burada şu hususa kısaca işaret etmek gerekir; laik hukuka yönelişin Lozan görüşmeleri sırasında belirginleştiği, devletin din politikalarındaki asıl büyük kırılmanın antlaşmadan kısa bir süre sonra, bilhassa 1924’ten itibaren yaşandığı bir vakıadır. Hilafetin kaldırılması, medreselerin ve şer‘î mahkemelerin kapatılması, Şer‘iye ve Evkaf Vekâleti’nin yerini yetkileri oldukça daraltılmış Diyanet İşleri Reisliği’ne bırakması, dinin devlet ve toplum hayatındaki yerini de köklü biçimde değiştirmiştir.

Bu büyük dönüşümün camilere kadar uzanan dikkat çekici hadiselerinden biri ise 1925 yılının Kasım ayında yaşandı. Gazetelerde yayımlanan bir beyanata göre Türk Kadınlar Birliği, kadınları “fikren geliştirmek” maksadıyla cami ve mescitlerde toplumsal ve bilimsel konferanslar düzenlemeye hazırlanıyordu. Birliğin Başkanı Nezihe Muhittin Hanım, “münevver hanımlar” ile mahallelerde yaşayan “gayrı münevver kitleleri” camilerde buluşturmak istiyordu.

İbadet mekanı olan camiler, dinî olmayan konuların anlatılacağı konferans salonlarına çevrilebilir miydi? Cami kürsüsünde kimler konuşacak, söylenenleri kim denetleyecek ve bir kez açılan bu kapının sınırı nerede çizilecekti? Bu hassas talebe cevap vermek, Diyanet İşleri Reisliği’nde Müessesât-ı Dîniyye Müdürü olarak görev yapan Serezli Mehmed Esad Efendi’ye düştü. Esad Efendi’nin talebi açıkça reddetmesi dönemin şartlarında kendisini rejimle karşı karşıya getirebilir, kabul etmesi ise camilerin dini sınırlarının aşılmasına kapı aralayabilirdi. Peki Esad Efendi bu talebe nasıl bir cevap verdi? Gelin bu yazıda, 1925’in siyasî atmosferini yansıtan bu küçük fakat anlamlı hadise üzerinden dönemin atmosferine daha yakından bakalım.

Camilerde konferans girişiminde bulunan Nezihe Muhittin Hanım.
Camilerde konferans girişiminde bulunan Nezihe Muhittin Hanım.

Dini kurumlar tasfiye edilmişti

Söz konusu girişim ve Esad Efendi’nin verdiği cevaba geçmeden önce dönemin siyasî ve kurumsal şartlarına kısaca göz atalım. 1924 yılının ilk çeyreğinde peş peşe çıkarılan kanunlarla Şeyhülislamlığın Ankara’daki izdüşümü olan Şer‘iye ve Evkaf Vekâleti kaldırılmış yerine Başvekâlete bağlı Diyanet İşleri Reisliği kurulmuş, medreseler kapatılmış ve şer‘î mahkemelere son verilmişti. Böylece Osmanlı ilmiye teşkilatının asırlar boyunca dayandığı başlıca görev ve yetki alanları büyük ölçüde ortadan kaldırıldı. Ulemanın hem meslekî imkânları hem de toplum ve devlet içindeki konumu köklü biçimde değişirken, bu sınıftan yalnızca sınırlı sayıda isim Diyanet İşleri Reisliği gibi yeni kurumlara alınarak Cumhuriyet bürokrasisine dâhil edildi.

Özellikle Takrir-i Sükûn Kanunu’nun ardından muhalif basının susturulması, siyasî alanın iyice daraltılması ve dinî söylemin sıkı bir devlet denetimi altına alınması, Cumhuriyet bürokrasisinde görev alan ulemanın açıkça itiraz etmesini neredeyse imkânsız hâle getirmişti. Diyanet İşleri Reisliği veya Vakıflar gibi kurumlarda önemli görevler üstlenen ilmiye mensupları açık bir çatışmanın ağır sonuçlar doğurabileceği bu ortamda çoğu zaman temkinli bir uyum ve örtülü bir itiraz yolunu benimsediler.

Kasım 1925’te bu nazik mesele Esad Efendi’nin önüne geldiğinde yakın geçmişin bütün bu ağır şartları hâlâ canlıydı. Vereceği cevap, yalnızca camilerin kullanımına dair idarî bir görüş bildirmekten ibaret değildi. Eski dünyanın ilmî geleneğinden gelen bir âlim, yeni rejimin sınırları içinde camiyi savunmanın dilini bulmak zorundaydı.

Mehmed Esad Efendi ünlü sinema ve tiyatro sanatçısı Metin Serezli’nin babasıdır
Mehmed Esad Efendi ünlü sinema ve tiyatro sanatçısı Metin Serezli’nin babasıdır

Serezli Mehmed Esad Efendi kimdir?

Serezli Mehmed Esad Efendi, Osmanlı medrese ve ilmiye teşkilatı içinde yetişmiş önemli bir âlim ve bürokrattı. Cumhuriyet yıllarında Diyanet ve Vakıflar idaresinde çeşitli görevler üstlenen Esad Efendi, aynı zamanda geniş halk kitlelerinin tiyatro ve sinemadan tanıdığı ünlü sanatçı Metin Serezli’nin de babasıdır.

Mehmed Esad Efendi, İkdam gazetesine verdiği mülakatta camilerde konferans düzenleme girişimini doğrudan dinî hükümler üzerinden tartışmaya açmamış, bunun yerine yeni devlet düzeninin bürokratik ve hukukî dilini kullanmayı tercih etmişti. Kendisine yöneltilen böyle bir konferansın mümkün olup olmadığı yönündeki soruya cevap verirken de öncelikle “vaaz” ile “konferans” arasında açık bir ayrım yapmıştı.

Kadın Birliği heyetinin teşebbüsünü diplomatik bir dille “çok nâfi”, yani oldukça faydalı olarak nitelendiren Esad Efendi, camide yapılmak istenen faaliyetin bir “vaaz” sayılması hâlinde kanunla belirlenmiş usullere uyulması gerektiğini hatırlatmıştı. Mevcut kanunun vaaz verme konusunda kadınlarla erkekler arasında ayrım yapmadığını belirterek, “Esasen biz de erkeklerle hanımlar arasında müsavata[eşitliğe] kail ve hürmetkârız” dedi. Böylece Cumhuriyet’in eşitlik söylemine açıkça karşı çıkmadan, meseleyi siyasî bir tartışmaya dönüşmekten ustalıkla uzak tuttu. Esad Efendi’ye göre bu eşitlik, cami kürsüsünün hiçbir şart aranmaksızın herkese açılması anlamına gelmiyordu. Cami ve mescitlerde vaaz ve nasihat etmek isteyen kadın veya erkek herkes, bu konuda yeterli olduğunu göstermek ve müftülükten bir “ruhsatname” almak zorundaydı. Esad Efendi, bu belgeyi getiren kadınlara camilerin kapılarını açmaya ve kendilerine uygun bir vakit ayırmaya mecbur olduklarını da açıkça ifade ediyordu. Böylece meseleyi doğrudan liyakat ve kanun çerçevesinde ele alarak cami kürsüsünün gelişigüzel kullanılmasının önüne hukukî bir set çekiyordu.

Meselenin asıl düğüm noktası olan “konferans” bahsine gelindiğinde Esad Efendi daha açık bir tavır ortaya koydu. Dinî olmayan bu tür konferansların camilerde düzenlenmesinin “mutat” yani alışıldık olmadığını belirterek bunlar için o dönemin yaygın sosyalleşme mekânları olan kulüplerin, ocakların hatta mektep salonlarının çok daha uygun yerler olduğunu dile getiriyordu. Bu yolla camilerin her türlü toplumsal faaliyet için kullanılabilecek şekilde dönüştürülmesine karşı mesafesini açıkça göstermiş oluyordu. Bununla birlikte talebi doğrudan reddederek siyasî bir gerilime yol açmaktan da kaçındığı anlaşılıyor. Kesin karar verme yetkisinin Diyanet İşleri Reisliği’nde bulunduğunu belirterek meseleyi merkeze havale etmiş ve gelecek resmî cevaba göre hareket edeceklerini bildirmişti.


“Ben camilerimizin yalnız bir mabet olarak istimalini [kullanılmasını] arzu eylerim”

Röportajı yapan gazeteci, resmî prosedürün ötesine geçerek Esad Efendi’nin şahsî kanaatini de sormuştu. Esad Efendi bu soru vesilesiyle meseleye dair asıl itirazlarını daha açık biçimde dile getiriyor, camilerde konferans düzenlenmesine taraftar olmadığını üç temel gerekçeyle açıklıyordu.

İlk itiraz, camilerde düzenin nasıl korunacağıyla ilgiliydi. Nezihe Muhittin Hanım’ın, “Biz münevver hanımlar, mahallelerdeki gayrı münevver kitlelerle temas etmek isteriz” sözlerini hatırlatan Esad Efendi, bu kitlelerin camilere aileleriyle birlikte gelmesi hâlinde içerideki intizamın nasıl sağlanacağını soruyordu. “Korkarım ki bu gayri münevverler camilere çoluk çocukları ile gireceklerdir” diyerek camilerin gerektirdiği sükûnetin, huşunun ve asırlardır yerleşmiş cami adabının zarar görebileceği endişesini dile getiriyor, “gayri münevverler” vurgusu ile de Nezihe Muhittin Hanım ve kendisi gibi düşünenlerin gözünde sıradan halkın indirildiği konuma da bir dokundurma yapıyordu.

İkinci itiraz ise camilerin konferans düzenlemeye elverişli mekânlar olmadığı yönündeydi. Modern konferans biçiminin kürsü, sahne ve belirli bir oturma düzeni gerektirdiğine işaret eden Esad Efendi, cami mimarisiyle bu etkinlik arasındaki uyumsuzluğu ironik sorularla ortaya koymuştu: “Bu suretle camilerde nasıl ve ne suretle konferans verilecektir? Konferans verecek hanım, rahle üzerinde mi konferans verecek? Sâmiîn [dinleyiciler] yerlerde eski tekkelerde olduğu gibi halka halka mı oturacak?” Bu sorularla, camilerin dinî olmayan konferanslar için tasarlanmış sıradan toplantı salonları olmadığını açıkça anlatmaya çalışıyordu.

Esad Efendi’nin üçüncü ve en önemli çekincesi ise meselenin siyasî ve idarî sonuçlarıyla ilgiliydi. Kulüplerde veya salonlarda düzenlenen konferansların içeriğinden ilgili kurumların idare heyetlerinin sorumlu olduğunu hatırlatarak, camilerde yapılacak sivil konferansları kimin denetleyeceğini ve doğabilecek hukuki sorumluluğu kimin üstleneceğini sormuştu. Cami kapıları bir kez derneklerin faaliyetlerine açılırsa, ileride bu mekânların siyasî propaganda ve konferanslar için kullanılmasının önüne nasıl geçilecekti? Bu idarî ve siyasî çekinceleri sıraladıktan sonra kendi kanaatini son derece açık ve kesin bir cümleyle ifade etti: “Ben camilerimizin yalnız bir mabet olarak istimalini[kullanılmasını] arzu eylerim.” Böylece camilerin sıradan birer toplantı salonuna dönüştürülmesine karşı çıkarak, onların her şeyden önce ibadet mekânı olarak korunması gerektiğini vurguluyordu.

Laiklik Lozan’da mı dayatıldı?

Esad Efendi’nin cevabındaki asıl dikkat çekici taraf üslubuydu. “Kadınların konferans vermesi dinen caiz değildir” şeklinde kestirme bir reddiyeye başvurmamış, kanunu, ehliyeti, izin usulünü, kamu düzenini, caminin fiziki şartlarını ve idarî sorumluluğu öne çıkarmıştı. Bir bakıma camiyi, rejimin anlayacağı ve kolayca reddedemeyeceği bir dille savundu.

1925’in ağır siyasî şartlarında bu itirazı yüksek sesle ve sert ifadelerle dile getirmek kolay değildi. Esad Efendi de sesini yükseltmedi ve rejimle açık bir çatışmaya girmedi. Fakat kanunu, usulü ve idarî sorumluluğu adım adım öne sürerek sonunda söylemek istediği yere ulaştı: “Camiler konferans salonu değildir.”

Laikliğin Türkiye’ye Lozan’da dayatılıp dayatılmadığı konusu kolay kolay bitecek bir tartışma değil. Fakat açık olan şu ki Lozan sonrasında yaşanan hukukî gelişmeler ve toplumsal hadiseler, dönemin atmosferinin dinî alan üzerindeki baskının artması ve toplumun sekülerleştirilmesi yönünde değiştiğini göstermektedir. Nezihe Muhittin’in camilerde konferans düzenleme girişimi karşısında Esad Efendi’nin sergilediği tavır da bu dönüşümün ulaştığı boyutları ve Cumhuriyet’e intikal eden ulemanın bütünüyle sustuğu yahut yeni düzen karşısında kayıtsız şartsız geri çekildiği şeklindeki kolaycı hükmün neden sorgulanması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026