17:53, 17/10/2026, Cumartesi
İstanbul’un kayıp dereleri: Her gün geçtiğimiz bu yollar aslında dere yatağıydı
İstanbul’da 14 Ekim'de etkili olan şiddetli yağışların ardından sokaklar ve caddeler sular altında kalırken, şehrin unutulan dere yatakları yeniden gündeme geldi. Bugün binlerce aracın geçtiği Vatan Caddesi, Barbaros Bulvarı ve birçok işlek yol, bir zamanlar derelerin aktığı güzergâhlarda bulunuyor. İTÜ’nün araştırması ise incelenen 106 ana dereden yalnızca 15’inin doğal yapısını bütünüyle koruyabildiğini ortaya koyuyor.
İstanbul’da 14 Ekim’de etkili olan şiddetli sağanak, birçok ilçede su baskınlarına neden oldu. Yollar göle döndü, araçlar sular altında kaldı, Kağıthane Deresi taşarak çevresindeki alanları su bastı. Yaşananlar, İstanbul’un beton ve asfaltın altında kalan eski dere yataklarını yeniden gündeme taşıdı.Çünkü bugün her gün binlerce insanın kullandığı bazı yolların yerinde bir zamanlar dereler akıyordu. İstanbul’un tarihî haritaları ve bilimsel araştırmalar, şehrin önemli ulaşım güzergâhlarının eski dere yatakları ve vadiler üzerinde şekillendiğini gösteriyor.
Vatan Caddesi’nin yerinde Lykos Deresi akıyordu
İstanbul’un en işlek yollarından Vatan Caddesi, bir zamanlar Lykos, diğer adıyla Bayrampaşa Deresi’nin geçtiği vadide bulunuyor.
Tarih boyunca çevresindeki bostanları sulayan dere, şehrin doğal su yollarından biriydi. Ancak 1956-1957 yıllarında gerçekleştirilen imar çalışmalarıyla bölgenin görünümü tamamen değişti.


Derenin çevresindeki bostanlar ortadan kalkarken, üzerinde bulunan tarihî taş köprü de 1956’da Vatan Caddesi’nin yapımı sırasında yıkıldı. Eski dere vadisinin yerini bugün Adnan Menderes Bulvarı olarak da bilinen geniş ulaşım aksı aldı.
Barbaros Bulvarı ve Beşiktaş’ın unutulan dereleri
Benzer bir dönüşüm Beşiktaş’ta da yaşandı. Bugün şehrin en yoğun ulaşım güzergâhlarından biri olan Barbaros Bulvarı, geçmişte Hasanpaşa Deresi’nin aktığı yatağın üzerinde uzanıyor.
Abbasağa, Serencebey ve Cihannüma mahalleleri arasından geçen derenin çevresinde ahşap evler ve bostanlar bulunuyordu. 1950’li yıllarda başlayan imar çalışmaları sırasında dere ve çevresindeki yapıların önemli bir bölümü ortadan kaldırıldı.
Beşiktaş’ın Ihlamurdere ve Ortabahçe caddeleri de eski su yollarının izlerini taşıyor. Fulya'dan gelen Ihlamur Deresi, bu güzergâhtan geçerek Boğaz’a ulaşıyordu.

Ortaköy’deki Dereboyu Caddesi ise adını aldığı Ortaköy Deresi’nin geçmişte aktığı güzergâhta yer alıyor. Zamanla kapatılan dere yatağı, yol düzenlemeleri ve yapılaşmayla bugünkü görünümüne kavuştu.
İstanbul’un farklı bölgelerinde de benzer örnekler bulunuyor. Ayamama, Çırpıcı, Haramidere, Bülbülderesi, Çavuşdere, Kurbağalıdere ve Çamaşırcı Deresi, şehrin su ağının parçalarından yalnızca bazıları. Bu derelerin bir bölümü hâlâ açıkta akarken bazı kesimleri kapalı kanallardan geçiyor.
Araştırma ortaya koydu: 106 ana dereden yalnızca 15’i doğal yapısını koruyabildi
İstanbul Teknik Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Ana Bilim Dalından Hülya Dinç ve Fulin Bölen’in 2014 tarihli İstanbul Derelerinin Fiziki Yapısı araştırması, şehirdeki dere sisteminin geçirdiği dönüşümü gözler önüne seriyor.
İçme suyu havzaları dışında kalan, Boğaz, Marmara Denizi, Haliç ve göllere dökülen 106 ana dere ile yan kollarını kapsayan araştırmada yaklaşık 2 bin 387 kilometrelik dere ağı incelendi.

Araştırmaya göre, 106 ana dereden yalnızca 15’i kaynağından döküldüğü noktaya kadar doğal özelliğini koruyabildi. Derelerin yaklaşık yüzde 85’i ise doğal yapısını çeşitli müdahaleler nedeniyle kaybetmiş ya da kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmıştı.
Çalışmada, dere yataklarının yapılaşma baskısı altında kalması, açık veya kapalı kanallara dönüştürülmesi, yanlış arazi kullanım kararları ve çevresel kirlilik, bu değişimin nedenleri arasında gösterildi.
Peki dere yatakları kapatılınca yağmur suları nereye gidiyor?
Dere yataklarının daraltılması veya üzerlerinin kapatılması, yağmur suyunun doğal akışını etkiliyor.
Asfalt ve beton yüzeyler yağmur suyunun toprağa sızmasını azaltıyor. Böylece su, doğal zeminde emilmek yerine daha hızlı biçimde eğimin düşük olduğu alanlara yöneliyor.
Yağmur suyu mazgalları ve yer altı tahliye hatlarının kapasitesi aşıldığında ya da bu sistemler tıkandığında ise su sokaklarda birikmeye başlıyor.

Üstelik bir derenin üzerinin kapatılması, o dereyi besleyen yamaçları ve yağış havzasını ortadan kaldırmıyor. Şiddetli yağış sırasında yukarı kesimlerden gelen su, doğal akış doğrultusunda aşağıya ilerlemeye devam ediyor.
Bu nedenle eski dere yatakları ve vadiler, taşkın riskinin değerlendirilmesinde önem taşıyor. Ancak her su baskınının doğrudan eski bir dere yatağından kaynaklandığını söylemek de mümkün değil. Yağışın şiddeti, zeminin yapısı ve drenaj sistemlerinin kapasitesi de belirleyici oluyor.
İstanbul suyun doğal akışına ne kadar alan bırakıyor?
14 Ekim’de Kağıthane Deresi’nin taşmasıyla Hasbahçe ve tarihî Sadabad Camii çevresinin sular altında kalması, dere yataklarının ve çevresindeki alanların taşkınlara karşı korunmasının önemini bir kez daha gösterdi.
Yağmur suyu tünelleri, tahliye hatları ve dere ıslah çalışmaları taşkın riskini azaltmada önemli rol oynasa da uzmanların araştırmaları, dere yataklarının çevresindeki doğal alanların ve su toplama havzalarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.
İstanbul’da yaşanan son yağışların ardından ise cevap bekleyen önemli bir soru bulunuyor: Su altında kalan bölgelerin hangileri tarihî dere yataklarında, hangileri bu derelerin su toplama havzalarında yer alıyor?
Çünkü yolların, binaların ve asfaltın altında kalan dere yatakları değişse de yağmurun yeryüzündeki yolculuğu devam ediyor.
Su akıp yolunu buluyor. Peki İstanbul, suya ne kadar yer bırakıyor?










