Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılma hayalinden bugüne milenyum!

04:0027/06/2026, Cumartesi
G: 27/06/2026, Cumartesi
Yeni Şafak Haberlerini Daha Sık Gör: Tıkla ve Google'da Favorilere Ekle!
Ayşe Böhürler

Neden hikâye anlatırız? Hikâyeleri hayal etme biçiminin temeli ne kadar bilinç dışı ne kadarı gerçektir, hikâyelerin ne kadarı anlatıcısının eseridir. Bu sorular her zaman tartışmaya açık alan olmuştur. Bugünlerde bu tartışmayı ele alan bir film var vizyonda: “Robin Hood’un Ölümü”. Yönetmen umut veren bir kahraman olan Robin Hood anlatısını tersyüz etmiş, adeta kahramanı yok etmiş. Filmi izleyen belleğinde bir daha Robin Hood’a dair pozitif bir iz taşıyamaz. Film, anlatıcısının hikâyeleştirmesiyle

Neden hikâye anlatırız? Hikâyeleri hayal etme biçiminin temeli ne kadar bilinç dışı ne kadarı gerçektir, hikâyelerin ne kadarı anlatıcısının eseridir. Bu sorular her zaman tartışmaya açık alan olmuştur. Bugünlerde bu tartışmayı ele alan bir film var vizyonda: “Robin Hood’un Ölümü”. Yönetmen umut veren bir kahraman olan Robin Hood anlatısını tersyüz etmiş, adeta kahramanı yok etmiş. Filmi izleyen belleğinde bir daha Robin Hood’a dair pozitif bir iz taşıyamaz. Film, anlatıcısının hikâyeleştirmesiyle tek bir şey söylüyor. O da: “Yoksulların mağdurların dostu, zenginden alan fakire veren Robin Hood sadece bir hikâye!”

Tuhaf bir çağda yaşıyoruz. Bir tarafta böylesi filmler diğer tarafta ise mitlerin, efsanelerin; askerî, jeopolitik operasyonlara, işgale, zulme, kadınları çocukları öldürmeye gerekçe olarak sunulduğu bir çağı yaşıyoruz. Bu çağın pek çok adı var ama en popüler isimlerinden birisi “milenyum” çağı…

Milenyum çağının çağrışımları Alev Alatlı’nın, önümüze en sık getirdiği kavramlardan birisiydi. Yaptığımız programlarda, romanlarında, kitaplarında da bu konuya sıkça yer verirdi.

Her sohbette mutlaka Hristiyanlığa değinir. “Batı’yı bilmek” demenin “Hristiyanlığı bilmek” demek olduğunu söylerdi. “Batı’da her şey, her kavram ya Hristiyanlığın içinden ya da ona karşı gelmekten doğmuştur” diyen hocamın kulağıma küpe olan bu sözü, “Batı”nın daha çok tartışılmaya başladığı ve eski hikâyelerin yeniden inşa edildiği bugünlerde daha da önem taşıyor.

“Hangi Batı” sorgulamalarını aşmış bir dünyadayız artık. Hangisi yok, hepsi bir bütün. Üzerimize boca edilen kavram ve kelimelerle kurulan dil ve bilgi eksenli epistemik hâkimiyete direnebilmek içinse illâki ne ile karşı karşıya olduğumuzu da bilmek gerekir. Yine hocamın deyimiyle “Başımızı suyun üzerine çıkarmayı başarmak, ya da dünyaya kömürlük penceresinden bakmayı bırakmak” için ille de kavram ve kelimelerin kökenine bakmalı! Bu yazıda da kaynakçam, yazıları ve çeşitli programlardaki yorumlarıyla Alev Alatlı.


OSMANLI ORDUSUNA ‘DECCAL’ DİYEN MİLLER!

“Milenyum aslen Hristiyanlığa atıfla açıklayabileceğimiz bir kavram. Özellikle de Evanjelik Hristiyanların temel öğretilerine göre dünya yaratıldıktan 6 bin yıl sonra, 7. binin başında Hz. İsa gelecek ve Deccal’in ordularıyla savaşacak, Tanrı’nın hükümranlığını kuracak ve akabinde de bin yıllık bir altın dönem yaşanacak... Hristiyanlık’ta Hz. İsa için ‘christ’ kelimesi, Deccal için de ‘anti-christ’; yani ‘Hz. İsa karşıtı’ kelimesi kullanılır.

Milenyum kavramının müsebbibi ise 1800’lerin ortasına doğru ortaya çıkan ateşli bir Hristiyan olan William Miller’dir. Miller’den hareketle bu “bin yılcılık” hikâyesine inananların yer aldığı ‘Millerizm’ ya da ‘Milenyalizm’ akımları doğar. Miller o yıllarda (1840) Osmanlı İmparatorluğu’nun çökeceğini söyler. Onların gözünde Osmanlı ordusu nihayetinde ‘Deccal’ dedikleri şeydir. Hatta Hz. İsa’nın geri döneceğine dair bir gün dahi verilir ve tarihin 1843 olduğu iddia edilir. O tarihte Hz. İsa gelmez, 6 yıl sonra da 1849’da Miller ölür.


KEHANETLERİN MERKEZİ HEP ORTADAOĞU!

‘Armageddon’ buradan hareketle ortaya çıkar. Armageddon; ‘har megiddo’ kelimesinden türetilmiştir. ‘Har’ İbranicede ‘dağ’ demektir; yani Megiddo Dağı. Bu dağ Tel Aviv yakınlarında bir dağdır. Savaşın bu bölgede, Orta Doğu’da olacağına inanılır.

Bu inanışa göre bu savaşın tarafları Deccal ile Mesih ordularıdır; yani iyilik orduları ile kötülük orduları. Grace Halsell isimli bir gazetecinin yazdığı ‘Tanrı’yı Kıyamete Zorlamak’ isimli kitap bu inanışın boyutlarını çok iyi ortaya koyar. Halsell, Evanjelistlerin içine girerek inançlarını araştırır. Onların İsrail’i ya da Siyonizm’i çok hararetli bir şekilde desteklediğini görür. Bunun nedeni onları çok sevmeleri değil; Orta Doğu’da kaotik bir ortamı onların eliyle hızlandırma imkânıdır. Çünkü Evanjelikler bu kaos üzerine Hz. İsa’nın yeniden dünyaya ineceğine inanırlar. Tabii kehanetlerin çoğu doğru çıkmayıp, Hz. İsa gelmeyince, hareket içinde bazı eleştiriler olur ama yine de bu kehanet meselesi yenilenerek sonraki yıllarda da devam eder...


DÜNYANIN SONUNU GETİREN KEHANETLER

1984, dünyanın sonunun geleceğine inanılan tarihlerden birisidir. Bu kehanetin sahibi, Yehova Şahitleri’nin de kurucusu Charles Taze Russell, kendisinin kutsiyeti olduğuna ve yukarıyla bağlantı içinde bulunduğuna müritlerini inandırır. Hatta öyle ki Russell’ın dua okuduğu buğday tanecikleri, ederinden 60 kat fazla fiyata satılır hale gelir. Russell’ın İsa’nın geliş tarihi olarak bildirdiği tarih 1. Dünya Savaşı’na denk gelince Osmanlı’nın yenileceği fikriyle kehanete inanan müritlerin sayısı daha da artar. Ancak Russell’ın ömrü vefa etmez, 1916’da ölür. Daha sonraki liderler de hep yeni bir kehanette bulunurlar. Bir lider dünyanın sonu için 1975 tarihini verirken bir diğeri 1984’ü işaret eder. Bu tarihlerin hiçbirisi tutmayınca Yehova Şahitleri, Hz. İsa’nın dünyaya gelişiyle ilgili tarih vermeyi bırakırlar.


ARMAGEDDON İNANIŞININ DOKTRİNİ

Armageddon konusunun Hz. İsa’nın yeryüzüne gelmesine ilişkin Hristiyanlık dinî doktrinine uygunluğunun yanı sıra hareket yapısıyla da doktrinle bağlantısı var.

Bu yeni dinî hareketler Katolik Kilisesi’ni şeytanın yeryüzündeki temsilcisi ve Birleşmiş Milletler’i de şeytani bir kuruluş olarak değerlendirirler.

Milenyum tarikatları olarak adlandırılan bu yeni dinî hareketlerin en temel özelliklerinden birisi, kurumsal dinin yeni modern dünyaya karşı duruşunu eleştirmeleridir. Hristiyanlığın kilise öğretisini şeriatsızlıkla suçlarlar. Kurumsal Hristiyanlığın günlük hayatı kapsayan bir öğretisinin olmamasını eleştirir, Yahudi şeriatına kendilerini daha yakın hissederler. Mesela domuz eti yasağını benimserler. Mevcut onaylı İncilleri kabul etmez, Arius’un İncili’ni içinde şeriat olduğu için kabul ederler.

Bu tarikatların içinde ‘Yedinci Gün Adventist Kilisesi’ de var. Yine Yahudilik ile bağlantı kuran milenyum tarikatlarından. Bunlar da yedinci günde Yahudilerde olduğu gibi çalışma yasağı olmasını istiyorlar.

Bunların içinde en çok bilinen Yehova Şahitleri 11. saatte, yani artık nihai sondan çok az öncede olduklarını iddia ederler. “Kıyamet yaklaştı, sona doğru geliyoruz. Gökte yıldızlar biriktirmemiz gerek” diyen Yehovacılar her pazar günü her yerde tebliğde bulunurlar. Birçok evin bahçesinde ‘No Jehovah’s Witnesses’ (Yehova Şahitleri Gelmesin) diye levhalar vardır. Milenyum tarikatları grup yapıları, pratikleri, ritüelleriyle farklılaşıyorlar. İçki yasak, uyuşturucu yasak, zina yasak, hatta sigara bile yasak.

Yeni dünya yeni dinlerle ve eski hikâyelerin yeni versiyonlarıyla şekilleniyor. Hikâye anlatıcılarına çok iş düşüyor. Kimin anlatısı hâkim olacak. Ne unutturulacak. Ne hatırlanacak? Kim kimi ikna edecek. Kimin hikâyesi başat olacak.

Robin Hood’un Ölümü filmine övgüler düzen Fransızlar bize devletler arasındaki güç savaşının yeni meydanının kültür olduğunu da gösteriyor. Ne yıkılıyor ve yerine ne geliyor?

Böyle bir dönemde kendi hikâyelerimize daha sıkı sahip çıkmalı derken işgalin zihinlerde başladığını hatırlatıyor, dünyanın iyiliği için başka şansımız olmadığının altını çizmek istiyorum.

#Armageddon
#Deccal
#Tarih
#Ayşe Böhürler