Geçtiğimiz Cumartesi günü sabah saatlerinde Ankara Tren Garı önünde patlayan 100'den fazla vatandaşımızın ölümüne neden olan, iki canlı bombanın failleri ile ilgili olarak Başbakan Davutoğlu, bu kanlı eylemin arkasında IŞİD ve PKK terör örgütlerinin olduğuna yönelik güçlü kanıtlar olduğunu açıklamıştı. Ayrıca bu saldırıda paralel yapıyla da iltisaklar olduğunu ancak soruşturmanın selameti açısından detaylara girmesinin mümkün olmadığına da özellikle dikkat çekmişti.
Bu açıklama sonrasında 28 Şubat, merkez ve paralel yapı medyasında bazı köşe yazarları IŞİD ile PKK'nın birbirine düşman örgütler olduğunu, Suriye Kobani'de iki örgüt arasında kanlı çatışmalar yaşandığını ileri sürerek bu kanlı eylemde IŞİD-PKK birlikteliğinin düşünülemeyeceğini ifade etmişlerdi. Demirtaş ise devlet destekli bir IŞİD saldırısı ile karşı karşıya olduklarını açıklamıştı.
Bazı terör ve istihbarat uzmanlarıysa IŞİD-PKK veya PKK-Paralel yapı arasında var olduğu iddia edilen işbirliği ve eylem birlikteliğine yönelik, terör örgütleri arasında anlaşma yapılmasının mantık dışı olduğunu bu soruşturmaların konuya vakıf terör uzmanları veya savcılarınca yapılması gerektiğine işaret ederek, Ankara ikiz canlı bomba saldırılarında PKK'nın rolü olmadığına işaret etmişlerdi.
Bu açıklamaları yapan terör veya istihbarat uzmanlarının bu analizleri ve açıklamalarını doğru kabul edersek, soruşturmayı yürüten savcı, emniyet ve MİT görevlilerinin bu alanda uzman olmadığı veya soruşturmayı manüple ettikleri sonucuna varmamız gerekir ki bu yaklaşım PKK terör örgütünün legal unsuru olan HDP eş başkanlarının saldırının arkasında devlet var açıklamalarına destek anlamını taşır.
Soğuk savaş döneminin konjonktüründe Türkiye'de ''Terör tipolojileri üzerine yapılan Literatür'' araştırmasında terör örgütleri arasında açık bir anlaşma ve eylem birlikteliği bazı istisnalar haricinde görülmediği doğru bir yaklaşım olarak kabul edilebilir. 1982 yılından başlayarak 30 yıl devam eden süreçte, PKK ve DHKP/C terör örgütleri arasında zımnen gerçekleştirildiği anlaşılan, uzmanlarca terör tahterevallisi olarak nitelendirilen strateji doğrultusunda'' PKK'nın aktif olduğu durumlarda DHKP/C'nin pasif duruma geçtiği, PKK'nın ateşkes ilan ettiği veya pasifleştiği konumlarda DHKP'C'nin eylemlerinin yoğunlaştığı'' gözlenmişti. Bu durumun PKK ve DHKP/C'yi arka planda yönlendiren gizemli bir gücün varlığına işaret ettiği apaçık görülebilmesi açısından önemli görünüyor.
Küreselleşme sürecine girdiğimiz 90'lı yılların konjonktüründe ülkelerin iç ve dış tehdit algısı ve unsurlarının değişmesi sonrasında, hedef alınan ülkelerde terörizmin örtülü bir politika aracı olarak kullanılması, uluslararası terörizmin klasik anlamını aşarak, yeni ve örtülü bir savaş yöntemine dönüşmesi, hedef ülkelerin dış politikalarına yön verilerek caydırıcı gücünün etkisiz hale getirilmesi, siyasi istikrarsızlık ve kaos yaratılarak birlik ve beraberliğinin bozulması suretiyle toprak bütünlüğü ve ulusal güvenliğine yönelik tehditlerin en üst seviyeye taşınmasına neden olmuştu.
Bu bağlamda, 20 Temmuz Suruç canlı bomba saldırısı sonrasında, PKK çözüm sürecini bozmuş Türkiye içten ve Suriye üzerinden, bir merkezden idare edilen PKK-DHKP/C – IŞİD ve FETÖ terör örgütlerinin eş zamanlı saldırılarının hedefinde terör sarmalı içine alınmıştı. Günümüz konjonktüründe yaşanan yeni terör dalgasının soğuk savaş döneminde yaşanan terörden en önemli farkı direkt olarak ülkenin milli güvenliği ve toprak bütünlüğüne açık bir tehdit oluşturmasıdır. Yeni Terör dalgasında yıllarca terör örgütlerine örtülü olarak lojistik ve eğitim desteği veren küresel güçler, Batılı bazı ülkeler, İran ve Suriye bu kez açıktan, Türkiye içinde siyasi istikrarsızlık ve kaos yaratacak terör örgütlerine bizzat gizli servisleri veya özel kuvvetleri kanalıyla desteklemiş veya bizzat yönetmişlerdir. Bu durum terör örgütlerinin eylem stratejilerinde, taktiklerinde hedef birlikteliğinde önemli değişiklik ve gelişmelere neden olmuştur. Örneğin FETÖ-PKK-IŞİD-DHKP/C -terör örgütlerinin eylem işbirliği yapamayacakları yönündeki analizler soğuk savaş döneminin terör literatüründe kalmış. Günümüz konjonktüründe PKK-IŞİD-DHKP/C'yi taşeron örgütler kapsamında kuran ve kullanan gücün aynı dış merkeze işaret etmesi bu örgütlerin Diyarbakır, Suruç ve Ankara saldırılarında bu merkezin koordinesinde birlikte hareket ettiklerinin açık işaretlerini vermektedir. (Devam edeceğiz)