
Türkiye''de son yıllarda meğer kimi markalar ortaya çıkmış, çoğu yabancı olan bu markaların ürünleri bakkalda markette bulunmaz, doğrudan satış yöntemiyle tüketiciye ulaştırılırmış. Pazarlamacıların çoğu da ev kadınları olurmuş. Bu ürünlerden biri bizim eve de şampuan olarak geldi. Başıma süreceğim maddenin içeriğini öğrenmek en tabii hakkım, hatta görevim değil mi? Ben de kutunun arkasına baktım hemen. Ne yazık ki, Türkçe içerik yoktu. Tam ümidimi kesmişken kapaktaki etikette bazı yazıların olduğunu farkettim. Ne kadar okumaya çalışsam da mümkün olmadı. Hani eskiden pirinç tanesi üzerine ayetelkürsi yazan maharetli hattatlar varmış, herhalde öyle bir ustaya özenle yazdırmışlar. Acaba bu firmanın yetkilileri bir yasal mecburiyeti başlarından savmak için mi bu etiketi yapıştırmışlardır? Dayanamadım firmaya telefon ettim. Halkla ilişkilerden sorumlu bir hanıma ürünlerinde niçin Türkçe içerik ve kullanma kılavuzu olmadığını sordum. Ne cevap verse beğenirsiniz?! "Efendim Türkçe kontinental bir dil olmadığı için üretici firma bu dili ambalajlarında kullanmıyor." Bu cevabı duyan ben garip, dut yemiş bülbüle döndüm. Ne cevap verebilirdim ki. Hemen Türkçe Sözlük''e baktım: kontinental kelimesi yoktu. Her ne kadar hanımefendinin kullanımından "uluslar arası" gibi bir anlam hissettiysem de, Webster''s lügatine baktım. Buradaki anlamlarından bizi ilgilendirenin "Avrupalı, Avrupa''ya men-sup" demek olduğunu anladım. Yani Oriflame şöyle demek istiyor : Arkadaş ben sana malımı satarım. Ama senin dilin benim umurumda değil. Çünkü senin dilin Avrupa dillerinden biri değil. Pis bir sömürgesin sen. Al şu şampuanı da kafanı temizle!"
Ne diyelim? Eyvallah!
Türk şirketlerinin ürettikleri bisküvi, sakız gibi ürünler beni çok ilgilendirmiyor, heyecanlandırmıyor. Ne zaman bir Türk şirketi teknoloji üretse heyecanlanıyorum. Türk otomobillerinin dünya yollarında kasıla kasıla gezindiklerini, Türk uçaklarının, hızlı trenlerinin yüzlerce yolcuyu rahat ve güven içinde varacakları yere götürdüklerini görmek istiyorum. Yıllardır bu ülkenin imkânlarıyla otomobil parçaları monte edip de her şeyiyle yerli bir ürün çıkaramayanları ayıplıyorum. Elbette sıfırdan teknoloji üretip geliştirmek, kıyıcı rekabet ortamında itibarlı bir ürünle tutunmak pek güç bir iş. Böyle bir iş de herhalde kuvvetli sermayenin yanında yüksek bir milli duygu gerektirir. Böyle bir malı üreten iş adamının ürününe kendi ana dilinden, kendi kültüründen bir ad vermesi beklenir.
Son yıllarda motosiklet piyasasında tamamen yerli olarak üretilen MZ marka motosikletler beni böyle heyecanlandıran ürünlerden. Bir gazetede bu fabrikanın kuruluş öyküsünü de okumuştum. Bütün başarılarına rağmen isim verme konusunda pek "yaratıcı" (Sayın genel yayın müdürümüzün ifadesiyle imaginatif) oldukları söylenemez. Modellerinden birinin ismi Kanuni. Tarih şuurumuz, sevgimiz iyi, hoş da yedi iklimin sultanı olan muhteşem bir hükümdarın adının bir motosiklete verilmesi beni rahatsız ediyor. Düşünebiliyor musunuz: Sizin bir kanuniniz var, kanuniye biniyorsunuz, kanuniyle yük taşıyorsunuz, kanuniniz bozuluyor. Türkçe''de daha zengin çağrışımlar yapacak kelimelerin köküne kıran mı girdi?
Çocukluğumda hatırlarım, bir tür pedallı oyuncak araba vardı. Adı düldül idi. Hz. Ali''nin efsanevî atının ismi olan Düldül''ün zamanla aşağılayıcı bir anlam kazanmasında bu gibi isimlendirmelerin rolü olmuş mudur acaba?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.