Cuma sabahı Hürriyet gazetesinin “AB ikiyüzlü” manşetini görünce “Kılıçdaroğlu siyaseti öğrendi” dedim kendi kendime. Zira CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, yüzde 60'lık blok çökünce daha uzlaşmacı bir profil çizmeye başlamıştı. Haberin içeriğine bakmadan, başlıktan Kılıçdaroğlu'nun AB'nin Türkiye'ye karşı tutumunu eleştirdiğini düşündüm. Kılıçdaroğlu'nun yeni imajına öyle alıştık ki haberin içeriğini okuyunca “şaşırmadım” desem yalan olur. Kılıçdaroğlu'nun, AB'nin ikiyüzlü politikasını nasıl eleştirdiği merakıyla okumaya başladığım haberde şu ifade ile karşılaştım:
MEŞRUİYET, TAVİZ, İSTİFADE...
“Avrupa Birliği, Türkiye karşısında ikiyüzlü bir siyaset izliyor. Kapalı kapıların ardında hükümetle ilgili eleştirel bir dille konuşuyorlar, kapının önüne çıktıklarında farklı şeyler söylüyorlar. Bu tutum Avrupa'nın etik değerleriyle de bağdaşmıyor. AKP, uygar dünya karşısında meşruiyet arayışı içinde. Bu meşruiyeti kazanabilmek için Avrupa'ya her tavizi verebilecek durumda. Avrupa da bunu biliyor ve istifade etmek istiyor.”
Bütün yerli ve yabancı işbirlikçilerin, yalan, iftira, karalama, tehdit ve şantajına rağmen yüzde 49.5 oy alan bir parti, Kılıçdaroğlu'na göre meşruiyet peşinde imiş ve bu meşruiyet için her türlü tavizi verebilirmiş. AB de bu durumdan istifade etmenin hesabı içinde imiş.
AB üyeliği kapsamında yapılan tüm reformları ulusalcı jargonla reddeden, farklı politikalar geliştirildiğinde “eksen kayması” diyerek kıyameti koparan CHP'den tabii ki AB'nin ikiyüzlülüğünü eleştirmesini bekleyemeyiz. Ama yine de bir umut o gözle baktık Hürriyet'in manşetine. Sosyalist Enternasyonal kapılarında meşruiyet dilenciliği yapanlar, AK Parti'yi meşruiyet için uygar dünya karşısında her türlü tavizi vermekle suçluyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Kılıçdaroğlu'nun uygar dünyasına “one minute” çekerken, gizlenecek delik arayanlar AK Parti'yi meşruiyet için uygar dünya karşısında her türlü tavizi vermekle suçluyor. Erdoğan, “Dünya 5'ten büyüktür” dediğinde hesap uzmanlığını unutanlar, AK Parti'yi meşruiyet için uygar dünya karşısında her türlü tavizi vermekle suçluyor. Mısır'da darbeye darbe diyemeyip, darbeci Sisi'nin ayağına heyet gönderenler, Suriye'de yüzbinlerce sivili katledip milyonlarca kişiyi evsiz, yurtsuz bırakan diktatör karşısında el pençe divan duranlar, AK Parti'yi meşruiyet için uygar dünya karşısında her türlü tavizi vermekle suçluyor.
Özetle, 7 Haziran sonrası uyumlu politikacı rolüne bürünen Kılıçdaroğlu, 1 Kasım'dan sonra fabrika ayarlarına döndü…
BAHÇELİ'YE KUTUPLAŞMA LİNCİ
Son dönemin moda kelimesi “kutuplaşma”, 1 Kasım seçimlerinin ardından da popülaritesini sürdürüyor. Kutuplaşma ilk kez 2007 yılında yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendini gösterdi. Siyasette ve diğer alanlarda bütün benzemezler bir araya gelerek, AK Parti karşısında bir kutup oluşturdu. Kısmen başarılı olan bu kutup, Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesini engelledi. CHP etrafında oluşturulan bu kutupta yer alan ANAP, DYP gibi partiler, 22 Temmuz seçimlerinde yok olup gitti. Bu partilerin yok oluşu MHP'nin işine yaradı. 2007'de MHP barajı aşarak Meclis'e girdi. MHP, bugün olduğu gibi o gün de çok sert AK Parti muhalifliği yapmasına rağmen, CHP'nin yörüngesine girmedi. Cumhurbaşkanlığı seçiminde Meclis'teki yerini alarak, 367 cephesinin değirmenine su taşımadı.
En belirgin ikinci kutuplaşma örneği ise yine Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşandı. Yine bütün benzemezler bir araya gelip, Ekmeleddin İhsanoğlu etrafında bir çatı oluşturdu. HDP o çatının dışında kaldığı için MHP, CHP ile birlikte hareket etti. Genel olarak değerlendirildiğinde, Devlet Bahçeli, kutuplaşmaya karşı üçüncü bir yol çizmeye çalıştı. MHP, güvenlik yasası ve paralel yapıya yönelik operasyonlar dışında CHP ve HDP ile yan yana olmamaya özen gösterdi.
7 Haziran seçimleri sonrası CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, MHP ve HDP'yi de kapsayan yüzde 60'lık bir blok ilan etti. Bahçeli, CHP'ye yönelik en sert sözlerini bu blok nedeniyle sarf etti. AK Parti'ye karşı kurulan kutuplaşma tuzağı nedeniyle Türkiye 7 Haziran seçimlerinin ardından bir koalisyon çıkaramadı ve Anayasa gereği zorunlu olarak seçime gitti.
1 Kasım seçiminde millet, blok hesabı yapanların hesabını bozdu. AK Parti'ye tek başına iktidar görevi verdi. Seçimin ardından kutuplaşmanın mimarları, MHP lideri Bahçeli'yi linç etmeye başladı. MHP'nin yüzde 4'lük oyu AK Parti'ye değil de CHP'ye gitseydi ya da seçimden farklı bir sonuç çıksaydı, şimdi Bahçeli'yi linç edenler, o zaman kahraman ilan edecekti. Bahçeli'ye çok kızıyorlar ama oluşturdukları yüzde 50.5'lik bloka almayı da ihmal etmiyorlar.
Bahçeli'nin başarı veya başarısızlığını tartışabilirsiniz ama kutuplaşmaya karşı takındığı tavır tek kelimeyle alkışlanır…