
ABD diyor ki: “İran yenildi. Ordusu kalmadı. Gemilerini batırdık, uçaklarını vurduk. Biz bu işten galip çıktık.”
İran diyor ki: “Biz yendik, ABD yenildi. Zafer bizimdir. Yaşasın İran.”
*
Tamam o zaman.
İki taraf da kendini galip görüyorsa, ortada mesele yok demektir.
Madem ki galipsiniz, bırakın mağlûp olan derdine yansın.
Elinizi tetikten çekin, bir daha dokunmayın.
Önce geriye doğru bir adım, sonra diğer adımlar gelsin.
Tamamen geri çekilin.
Savaş bitsin.
Sen sağ, ben selamet deyip kurtulun bu sıkıntıdan.
Sırtınızdaki yumurta küfesini indirin artık.
Biz de Namık Kemal’in sözünü hatırlayalım: “Galiptir bu yolda mağlûp.”
*
Gerçi, sanal âleme bakınca bu sözü biri Ziya Paşa’ya bağlamış, biri Galip Erdem’e ait olduğunu söylemiş. Biri de kendine mâl etmiş ama olsun. “Sahiptir bu yolda hırsız” diye not düşme hakkını doğurur.
*
Öyle bir zamana geldik ki, algı olgudan önde yer alır durumda.
Gerçek, çoğunluğun umurunda değil. Varsa yoksa algı, imaj, görüntü.
Herhangi bir meselenin nasıl algılandığı, nasıl görüldüğü önemli şu dönemde.
Yenmedimse de yenmiş biliniyorsam, mesele bitmiştir. Yenmiş sayılırım.
Liderler bile böyle bakıyor artık. Dünyanın en büyük ülkelerinin liderleri hem de.
Bir malın reklâm bütçesi, üretim maliyetini aşıyorsa, zamanın ruhundandır.
Demek ki şair, çok uzun zaman önceden görmüş bugünleri.
Bizde DMO denildiğinde Devlet Malzeme Ofisi anlarız.
İran’da DMO deyince Devrim Muhafızları Ordusu anlaşılır.
Soğuk bir kış günüydü. Kar, ayak izlerini gösterecek kadar tutmuştu.
“Taş ısımında öleceksin Hüseyna. Aklından hiç çıkarma bunu, taş ısımında.”
Kapısının önünden geçerken böyle bağırıyordu mahallenin delisi.
Bahar gelip taşlar ısındığı zamanı kastediyordu. Büyük ihtimal nisan sonu, mayıs başı.
Hüseyin Efendi delinin sözünü ciddiye aldı.
“Delidir melidir ama söylediği söz benimle ilgili. Hem de ölümümle.”
Böyle düşündü ve her geçen gün endişesi arttı. Ağzının tadı bozuldu, huzuru kalmadı.
Nihayet nisan geçti gitti. Mayıs ayının ortaları geldi. Evhamı hiç azalmayan Hüseyin Efendi öksürüğüne dikkat kesildi, adımlarını kontrollü attı geçen haftalar boyunca. Yediğine içtiğine özen gösterdi. Bal, süt, yumurtayı aksatmadı. Yoğurdu ihmal etmedi.
Ölmek bir yana, hasta bile olmadı. Arada bir gelen öksürüğü, her zamanki ölçüde. Bayır çıkarken, soba için baltayla odun keserken kah kuh tutuyor; o kadar.
Mayıs sonuna doğru sokaktan ağır aksak geçen mahallenin delisine seslendi. “Ölmedim lan deli, ölmedim. Turp gibiyim bak.”
Deli ile lâf yarıştırılır mı? Hemen lâfı yapıştırdı. “Merak etme, yaprak dökümü var. Onu bekle.”
Suratı bir anda düştü Hüseyin Efendinin.
Yaprak dökümü ha? Eylül, ekim demek. Geçe kalanlar kasıma da sarkar. Parmaklarıyla saydı, altı ay bile yok.
“Ulan bu ne iş? Deli deyip geçsem, başka birine böyle bir lâf söylediğini duymadım bunun. Tek beni seçti sanki. Dalga mı geçiyor aklınca? Tek ben mi ölüme yakınım? Ne diye böyle konuşur bu çapaçul?”
Artık, elinin titremesinden, bir kaşının yukarı gidişinden, alnının ortasındaki çizginin derinleşmesinden, derin nefes alışından tedirginliğini dışa vuruyordu.
Güzü bekleyecekti çaresiz.
Bakalım delinin dediği gibi ölecek miydi, hayatta mı kalacaktı.
Kasıma sağ salim ulaşırsa, deliye aynı şekilde seslenecekti. Ne güzel olacaktı.
“Ölmedim lan deli, ölmedim bak.”
İşte o zaman, ne derdi mahallenin delisi?
“Ben bu seneki dedim ama sen gelecek senenin güzünü bekle” derse ne olacak?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.