Keyfim yerinde olsaydı, PKK''nın son saldırılarla neyi başardığını bi güzel sayıp dökerdim.
Devlet Bahçeli''nin dile getirdiği “OHAL” faciasından girip, Demokrat Parti Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk''un önerdiği “ara rejim”den çıkardım.
“İsrail terör devleti”nin zevkten dört köşe olduğunu söylemeye bile gerek duymazdım…
Keyfim yerinde olsaydı, üç astsubayı gözaltında hipnotize ederek işkence uyguladığı iddiasıyla tutuklanan Yarbay Gürol Doğan''a bodoslama dalardım.
Cezaevinde iki hükümlüyü daha “hipnoz” ettiği iddiasına bakılacak olursa, adam tam bir “hipnoz” makinesi.
Gazetelerdeki fotoğrafına şöyle bir baktım; az kalsın “hipnoz” olacaktım! O derece enteresan bir tip yani.
Şu bizim ulusalcılar Erke Dönergeci gibi beyhude projelerle oyalanacaklarına, Gürol Yarbay''ımın yeteneklerini teknolojik bir aygıta dönüştürseydiler ya!
En azından, Kürtleri hipnoz eder; “Kürt sorununu” kökünden hallederlerdi.
Hipnoz makinelerinden püskürtülen buharı soluyan Kürtler, köylerinin boşaltıldığı, göçe zorlandıkları, dipçik darbesiyle ezildikleri, işkenceden geçirildikleri günleri tastamam unutup, “Kürt''üm ama ben bir Türk''üm” diyecek hale gelirlerdi…
Keyfim yerinde olsaydı, her yazısı tekzip yiyen Akşam''daki çocuğun “ortam dinleme” yahut “telefon dinleme” lakırdılarına takardım.
“Telekulak”lara uyuz olduğum halde sormadan edemezdim:
Çetelerin demokrasiye balans ayarı verme özgürlükleri mi kısıtlandı?
Hayır yani, n''oldu?
Özgürlük mücadelesi verirken mi yakalandılar?
Hukukun arkasından dolanmanın yollarını ararken, demokrasiye tuzak kurarken, darbe planlarken dinlenmeye takılmadılar mı?
Hepsi bir yana da, madem telefon dinlemelerinden bu kadar muzdaripler, adamın biri çıkar çıkmaz neden “Sağ ol Seyfi abi!...” diye telefona sarıldı?..
Keyfim yerinde olsaydı, dere kenarına düştüğünden beri (düşene vurulmaz prensibine sadık kalarak) yakasını bıraktığım “Ulu Bilge Özkökus”u bi ufaktan “severdim.”
Geçenlerde “Ya ruh diye bir şey yoksa” başlıklı bir yazıyla öyle “derinlere dalmış” ki, Schopenhauer gelse “vurgun yemeden” çıkamazdı.
Ne ki, “Ulu Bilge Özkökus” hiçbir şey olmamış gibi çıktı!
Çıkmak ne kelime!
Bu “ruhla” utanmadan Umre''ye bile gitti; düşünün artık.
Bir-iki aylak bilim adamı, hücreleri falan incelemiş de, ruha rastlamamışlar; mevzu bu!
Hay Allah''ım ya!
“Uzayda Tanrı''ya rastlamadım…” diyen astronota Necip Fazıl, “Yirminci yüzyılın ablak yüzlü feza pilotu / Buldun mu Ay yüzünde ölüme çare otu?” diye başlamış, “Farkında değilsin ki, Ay Dünya''ya bir karış / Fezada milyarlarca ışık, yol, mesafe; / Seninki, saniyelik zafer, ilmi hurafe” şeklinde devam etmişti.
“Ulu Bilge Özkökus”a biz ne diyelim?
Dün Bülent Arınç''ın üzerinden AK Parti''ye demediğini bırakmazdı; bugün Bülent Arınç''a toz kondurmuyor.
Hatta onun üzerinden Meclis Başkanı dahil herkese “ayar” vermeye çalışıyor!
“Ulu Bilge Özkökus”un literatüre kazandırdığı son deyim: “Dilin uçkuru!”
Bu tarz birkaç deyim de benim aklıma geliyor ama terbiyem müsait değil.
Bir de, “Ha babam maraza çıkaran, her gün memleketi orasından burasından ''taşerona'', ''candaşa'' bölen...” demez mi?!
“Yandaş” ifadesini dilinden düşürmeyen, “Malezyalaşmak”tan “mahalle baskısı”na kadar bölücülüğün enva-i çeşidini yapan kendisi değilmiş gibi.
Söylenecek çok söz var ama; dedim ya, keyfim olsaydı…
Şu an bir yakınım için hastanedeyim.
Keyfim de yok, vaktim de!
Başlıklar :


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.