“Dün geçti”, lakin düne dair şeyler nereye gitti?

Fatma Barbarosoğlu
Fatma BarbarosoğluYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 14/08/2026, Cuma • Yeni Şafak Haber Merkezi
“Dün geçti”, lakin düne dair şeyler nereye gitti?

Geçen hafta cuma günü yayımladığım, başlığı Yahya Kemal’den aldığım “Hepimiz İhtiyarladık mı?” köşe yazısı üzerine ilginç mektuplar aldım.

Yazı ile ilgili olarak bu yazıya ne tür tepkiler gelecek çok merak ediyorum mesajı ile cuma gününe başlamış, gelen mektupları yayımlayacağıma dair söz vermiştim.

İlk mektubun sahibi genç bir mühendis. 2016 yılında CNR’da düzenlenen Dergi Fuarı’na Nihayet Dergi olarak katılıp okuyucularımızla sohbet etmiştik. Biraz sonra satırlarını dikkatinize sunacağım beyefendi o sıralar henüz üniversite öğrencisi idi. Söyleşiye katılmış ve dergiyi takip ettiğini söylemişti. Daha sonra bendenize sosyal medya üzerinden mesajlar yazmaya, o hafta yayımladığım yazılarla ilgili olarak oldukça değerli yorumlar, değerlendirmeler yapmaya devam etti.

*

“Mahalle” tutuculuğuna karşı olduğumu daimî okuyucularım bilir, ama mektubun sahibi hakkında bilgi vermek üzere seküler çevrelerden geldiğini söylemek isterim.

Mektup şöyle:

“Fatma Hocam selamlar, hayırlı cumalar. Yazınızı okudum, en son ne zaman bir arkadaşıma bir köşe yazısını gönderdiğimi veya bana gönderildiğini düşündüm. 10 saniyelik reels dünyası ve 140 karakterlik Twitter metinlerine bir de medyanın her köşesinin ısmarlama yazılarla satın alınmış olduğu gerçeği eklenince zihnimiz maalesef giderek kuraklaşmaya başladı. Ben eskiden Cumhuriyet, Birgün, Sabah, Yeni Şafak vb. muhakkak göz gezdirirdim, herkes ne düşünüyor anlamaya çalışırdım, artık bakmıyorum, içerikler beni tatmin etmiyor. Evet hâlâ tek tük kaliteli içerikler var ama çok bakmayınca görülmüyor da. Bu durumu gözlem olarak paylaşmak istedim. 

Muhalif cenahta da son dönemde Kılıçdaroğlu konusu sebebiyle ciddi bir travma var, insanlar trafik kazası haberi bile okumak istemiyor, kandırıldıklarını ve fikirlerinin bir öneminin kalmadığını düşünüyorlar. Bu konunun etkileri zannedilenden çok daha ciddi. İmamoğlu’nun secimi iptal edilince kenetlenen milyonlar, içeriden aldatıldıklarını öğrenince tamamen dağıldılar. Bu dağılan insanların artık sadece kendi bireysel dünyalarına odaklanması, kamusal anlamdaki üretimi ciddi anlamda sekteye uğratacak uzun vadede. Bu boş vermişlik ve yenilgi yasamış ruh hali bir milli güvenlik sorunu ve fikir üreten sizler gibi insanların da aleyhine bir durum. Neticede sizler için “okuyucu velinimet” ve okuyucunun kaybolduğu bir ortamda edebî kamu da çoraklaşıyor giderek. Bu sebepten de artık içerikten çok rakamların konuştuğu bir noktaya ulaşıyoruz. Maalesef kimsenin sosyolojik alandaki bir içeriğe eskisi kadar ilgisi yok, örneğin rafların her daim en çok satan kitabı Kürk Mantolu Madonna dışında Sabahattin Ali de okunmuyor, çünkü onun da diğer eserlerinin reyting değeri yok. Çağ değişti, insanların psikolojisi değişti, her şey üst üste geldi. Sevgilerimi iletiyorum.

N.İ./İstanbul

*

İkinci mektubun sahibi satırlarından da anlayacağınız üzere “mahalle”den. Kendisiyle rûberû tanışmadık. Daha önce sosyal medya üzerinden de bir karşılaşmamız olmadı. Bu bilgileri özellikle paylaşma sebebim, duyguların tarihine küçük de olsa bir katkı sunmak için. Buyurun:

“Muhterem Hocam,

Bu haftaki yazınızı okurken, yıllardır dönüp bakmadığım gençlik yıllarımı yeniden hatırladım. Yahya Kemal’in “Hepimiz İhtiyarladık mı?” sorusunu bugüne taşırken, ben de kendi gençliğimi düşündüm. Sizin İstanbul’da anlattığınız edebiyat ve fikir ortamının, Anadolu’nun taşrasında da kendine göre bir karşılığı olduğunu fark ettim.

Ben o yıllarda taşradaydım.Dergâh’ın kapısından geçemedim, Cağaloğlu’nda büyük yazarlarla karşılaşma imkânım olmadı. Ama bizim de kendi çevremiz, kendi heyecanlarımız ve kendimize göre beklediğimiz insanlar vardı.

Yatılı okulda okurken birkaç saatliğine çarşıya çıkabilmek, olmazsa kaçabilmek bizim için önemliydi. Çoğu zaman bunun için bir gazete bahanemiz olurdu. Millî Gazete’yi almak, okula götürmek ve arkadaşlarla sırayla okumak bizim için gerçekten önemliydi. Bugünden bakınca basit görünebilir ama o yıllarda bir gazeteye ulaşmak bile bizim için ayrı bir heyecandı.

Cuma Dergisi’ni, Yörünge’yi bulduğumuzda da aynı sevinci yaşardık. Dergiler elden ele dolaşır, bazı yazıların altı çizilir, üzerine konuşulur, bazen bir yazı günlerce sohbet konusu olurdu. Bir dergiyi birçok kişinin okuyup aynı şeyler üzerine konuşması bugün pek kolay anlaşılacak bir durum değil.

Hafta sonları Milli Gençlik Vakfı’nın mütevazı salonunda içtiğimiz bir bardak oraletin, bazen de tarçının tadını hâlâ hatırlıyorum. Ama bugün anlıyorum ki özlediğim sadece oralet veya tarçın değilmiş. Aynı masanın etrafında toplanmak, arkadaşlarla sohbet etmek, okuduklarımızı konuşmak ve gelecekle ilgili hayaller kurmakmış.

Din Kültürü öğretmenimiz İsmail Hocam, bizim için sadece ders anlatan bir öğretmen değildi. Bize kitapları, dergileri, fikir dünyasını tanıtan ve yol gösteren biriydi. Onun İstanbul’un Fetih Şölenleri’ne gidişini günlerce konuşur, dönüşünü merakla beklerdik. Getireceği bir kaşkol, bir bayrak, bir ezgi kaseti, bir dergi veya kitap bizim için çok değerliydi. Bunları arkadaşlarımızla paylaşmak da ayrı bir mutluluktu.

İslamoğlu Yayıncılık’ın kataloglarında uzun uzun kitaplara bakardık. Paramızın yetmeyeceğini bildiğimiz hâlde hangi kitapları alacağımızı düşünür, bazen sadece katalogdaki kitapların isimlerini okuyarak bile uzun zaman geçirirdik. Kitaba sahip olmaktan önce, o kitaba ulaşmanın hayalini kurardık.

Kompozisyon yarışmasında kazandığım para ödülü benim için çok büyük bir paraydı. Dursun Abi’nin sık sık arıza yapan ama bizi yine de her defasında gideceğimiz yere ulaştıran Lada’sına binip Karabük’e kitap almaya gidişimizi hiç unutmuyorum. Yol boyunca arabanın yine durup durmayacağını düşünürdük. Ama sonunda mutlaka kitapçıya ulaşırdık. O gün kitapçıdan elimizde poşetlerle çıkarken duyduğum mutluluğu bugün bile hatırlıyorum.

İlçemize gelen her yazar veya fikir adamı bizim için önemli bir olaydı. Yaşar Kaplan’ı dinlediğim günü hâlâ hatırlıyorum. Söylediklerini yetiştirebildiğim kadar defterime yazıyor, bir kelimeyi bile kaçırmamaya çalışıyordum. Çünkü anlattıkları benim için sadece bilgi değildi; yeni şeyler öğrenmek ve farklı insanları tanımak anlamına geliyordu. Çocuk aklımla kendisine Abdurrahman Dilipak’ı tanıyıp tanımadığını sormuştum. Gülümseyerek verdiği cevap da yıllar sonra bile hatırladığım küçük bir anı olarak kaldı.

Abdurrahman Dilipak’ı ilçemizde dinleme imkânı bulduğum günü de unutamam. Konuşmasını büyük bir dikkatle dinlemiş, yıllar sonra o gün çekilmiş bir fotoğrafıma baktığımda ne kadar dikkatli dinlediğimi fark etmiştim. O fotoğraf bana gençliğimde bir şeyleri öğrenmeye ne kadar istekli olduğumu hatırlattı.

Din Kültürü öğretmenimizin lojmanı ise bizim için ayrı bir buluşma yeriydi. Nice akşamlar orada toplanır, Şevki Yılmaz’ın, Bülent Arınç’ın, Timurtaş Hoca’nın ve merhum Necmettin Erbakan’ın video kasetlerini izlerdik. Bazen bir bölümü tekrar dinlemek için kaseti geri sarar, konuşma bittikten sonra üzerinde konuşurduk.

Ezgi kasetleri de hayatımızın bir parçasıydı. Teypten teybe çoğaltılan kasetler arasında, yıllarca Ömer Karaoğlu’nu İbrahim Sadri zannederek dinlediğimi bugün tebessümle hatırlıyorum. O zamanlar elimizdeki imkânlar sınırlıydı ama bundan hiç şikâyet etmezdik.

Sizin yazınızı okurken şunu düşündüm Hocam: Galiba bugün en çok bilgiye değil, bilgiye ulaşmak için gösterdiğimiz gayrete özlem duyuyoruz.

Bir gazetenin gelmesini beklemeyi, bir dergiyi aramayı, bir kitabın alınacağı günü düşünmeyi, bir konferansı günler öncesinden beklemeyi, bir kaseti defalarca dinlemeyi ve duyduğumuz önemli bir cümleyi hemen defterimize yazmayı özlüyoruz.

Belki de teknoloji bizi ihtiyarlatmadı. Sadece birçok şeyi çok kolay ve çok hızlı elde eder hâle geldik. Bunun sonucunda da eskiden ulaşmak için emek verdiğimiz şeylerin değerini aynı şekilde hissedemez olduk.

Sizin İstanbul’da anlattığınız yıllarla benim taşrada yaşadığım yıllar farklıydı. Ama galiba ortak bir tarafımız vardı: Bir şeyleri merak ediyor, bekliyor, öğrenmeye çalışıyor ve kendimize bir yol arıyorduk.

Yazınızı bitirdiğimde Yahya Kemal’in sorusunu ben de kendime sordum: Biz gerçekten ihtiyarladık mı? Yoksa gençliğimizde sahip olduğumuz merakın, beklemenin ve bir şeye emek vererek ulaşmanın verdiği heyecanı mı kaybettik?

Sadece yazınız için değil; bana kendi gençlik yıllarımı yeniden hatırlattığınız için de gönülden teşekkür ederim hocam.

U.Ç./

*

Üçüncü mektup 40 yaşlarında, aslen İstanbul’un yerlilerinden olan, fakat bir sebepten ötürü Bartın’da yaşayan, ticaret ile uğraşan bir beyefendiden sosyal medya aracılığı ile bendenize ulaştı. Kendisiyle tanışmadım. Yukarıda naklettiğim kısa bilgileri kendisine sorarak öğrendim.

“Fatma Hanım Allah razı olsun. Cuma günü Yeni Şafak’taki yazınızı beğeniyle okudum. Hatta dükkanımız var, esnafız, dükkânda annemle duruyoruz. Ona da sesli okudum yazınızı. Çok samimi ve içtenlikle yazılmış bir yazıydı. Annem dinledi, ‘Oğlum sen ne zaman yazı yazıp yollayacaksın, sen de yollasana’ dedi. Annemin bu sözü Muhit dergisi içindi. Sabahınız hayrolsun, bereketli olsun inşallah.

M.E.

*

Başlığa gelince... Hz. Mevlana’nın muhteşem dizeleridir. Ben bu dizeleri radyolu günlerde Semih Sergen’in sesinden içime tohum olarak ekmiştim. Şöyle diyor:

Her gün bir yerden göçmek ne iyi/ Her gün bir yere konmak ne güzel/ Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş/ Dünle beraber gitti cancağızım ne kadar söz varsa düne ait/ Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

Derdimiz şu ki her gün biraz daha bulanıyor, bir türlü akamıyoruz. İçimiz bataklık olmadan evvel zihnin önündeki çeri çöpü temizlemek lazım. Her temizlik işi dünden gelen ışığın huzmelerine muhtaç. 

Yahya Kemal, “Hepimiz İhtiyarladık mı?” isimli denemesini, dün cephede bile şiir talep eden gençlerin bugün hayatın gerçekleri ile karşılaşmak istemediklerinden bahsederek bitiriyor. Yazının o paragrafını günü düne bağlayarak haftaya cuma konuşmaya devam edelim inşallah.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026